Tarihin Devamı: Bostancı’dan Taksim’e Devrimci İrade- Şemdin Şimşir

orhan26

27 Nisan’da İstanbul semalarında yankılanan ses, tekil bir çıkışın değil, tarihsel bir devrimci hattın güncel ifadesiydi. Açığa çıkan gerçek şudur: Türkiye’de devrimci mücadele bastırılmaya çalışılsa da bitirilememiş, tasfiye edilememiştir.

Uzun yıllardır yaratılmak istenen “bitmişlik” algısı; devletin sistematik saldırıları, tasfiyeci eğilimler ve ideolojik bulanıklıkla beslenmiştir. Ancak devrimci hareket, yalnızca kadroların toplamı değildir. O; sınıf çelişkilerinin, sömürü düzenine karşı biriken öfkenin ve tarihsel direniş geleneğinin örgütlü ifadesidir. Bu nedenle her bastırma girişimi, aynı zamanda yeni bir direniş dinamiğini de mayalamaktadır.

Bostancı’da ortaya çıkan direniş, bu tarihsel sürekliliğin bir kopuş değil, devam olduğunu göstermiştir. Bu direniş, Türkiye devrimci hareketinin teslimiyeti reddeden ve mücadeleyi kesintisiz bir hat olarak ele alan çizgisinin güncel ifadesidir. Geçmişin devrimci önderlerinin isimlerinin yeniden yankılanması bir anma değil; sürekliliğin, ideolojik ve politik bağlılığın ilanıdır.

Burada esas olan birey değil, çizgidir. Ortaya konulan irade, tekil bir cesaret örneği değil; örgütlü bir bilincin, disiplinin ve tarihsel yönelimin ürünüdür. Bu nedenle Bostancı direnişi, devrimci hareket içinde uzun süredir etkisini sürdüren liberal, uzlaşmacı ve düzen içi eğilimlere karşı net bir ayrışmayı temsil etmektedir.

Bu ayrışma yalnızca teorik düzeyde kalmamış, pratikte de somutlanmıştır. Mücadeleyi dar alanlara hapseden anlayışlar terk edilmiş; deneyim, birikim ve yönelim daha geniş bir devrimci hatta taşınmıştır. Coğrafyalar arasında kurulan bağ yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda politik bir bütünleşmenin ifadesidir. Bu durum, parçalı değil birleşik bir devrimci mücadelenin zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Bugün Türkiye’de sürdürülen karşı-devrimci saldırılar, yalnızca örgütlü yapıları değil, halkın en temel hak arayışlarını da hedef almaktadır. Ancak bu saldırılar devrimci mücadeleyi tasfiye edememekte; aksine yeni direnç noktaları yaratmaktadır. Çünkü sınıf mücadelesi, bastırıldıkça sönümlenen değil, derinleşen bir karakter taşır.

Bu noktada görev açıktır: Mücadeleyi yeniden örgütlemek, ideolojik netliği sağlamak ve kitlelerle bağları güçlendirmek. Militan çıkışlar ancak bu bütünlük içinde anlam kazanır. Disiplin, süreklilik ve politik yönelim olmadan hiçbir çıkış kalıcı bir hatta dönüşemez.

Nisan’dan Mayıs’a uzanan süreç bu açıdan kritik bir eşiktir. 27 Nisan direnişinin hemen ardından kitlelere Taksim hedefi gösterilmiştir. 1 Mayıs ve Taksim yalnızca sembolik değil; sınıf mücadelesinin somutlaştığı alanlardır. Bu alanlara yönelmek bir anma pratiği değil, politik iradenin yeniden inşasıdır. Taksim’i kazanmak, yalnızca bir meydanı değil; devrimci iddiayı ve örgütlü gücü yeniden ortaya koymak anlamına gelir.

Ancak bu hedef, dağınık ve parçalı bir yaklaşımla değil; birleşik, disiplinli ve ideolojik olarak net bir hatla mümkündür. Geçmişin bölünmelerinden ders çıkarılmadan geleceğin örgütlü mücadelesi kurulamaz. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey bireysel çıkışlar değil; kolektif akıl, örgütlü güç ve stratejik yönelimdir.

Emperyalizmin bölgesel politikaları, Ortadoğu’daki savaşlar ve neoliberal saldırılar, Türkiye’deki sınıf mücadelesini doğrudan belirlemektedir. Bu nedenle devrimci mücadele ulusal sınırlar içine sıkıştırılamaz. Anti-emperyalist perspektif, devrimci hattın temel unsurlarından biridir.

Sonuç olarak 27 Nisan’da açığa çıkan irade, bir başlangıç değil; sürekliliğin yeniden görünür hale gelmesidir. Bu süreklilik ancak örgütlü mücadele, disiplin ve ideolojik kararlılıkla ileri taşınabilir.

Bugün görev; geçmişten devralınan direniş geleneğini büyütmek ve onu daha ileri bir örgütlü düzeye taşımaktır. Mücadele, anmakla değil; sürdürmekle anlam kazanır.

Exit mobile version