Kızıldere’den 27 Nisan’a: Fedai Geleneği, Savaşkan Sosyalizm ve Devrimci Süreklilik – Seher Jiyan

Resim1

Tarih, egemenlerin çizdiği bir doğrusal yol değildir; ezilenlerin direnişiyle örülmüş çatışmalı bir süreçtir.

Tarih, egemenlerin anlattığı gibi çizgisel bir ilerleme değil; ezilenlerin isyanlar, kopuşlar ve direnişlerle ördüğü çatışmalı bir süreçtir. Bu nedenle devrimci hareket açısından tarih, geçmişte kalmış olayların toplamı değil, bugünü belirleyen mücadele birikimidir. Egemen sınıflar tarihi, kendi sürekliliklerini meşrulaştırmak için yazarlar; ezilenler ise tarihi, kesintiler yaratarak, düzeni zorlayarak ve iktidar iddiasını diri tutarak kurar.

Bu açıdan Kızıldere’den 27 Nisan’a uzanan hat, bir anılar dizisi ya da duygusal bir hatırlama alanı değil; devrimci siyasetin sürekliliğini kanıtlayan canlı, güncel ve öğretici bir mücadele çizgisidir. Bu çizgi, yalnızca geçmişi anlatmaz; bugünün devrimci sorularına da yanıt üretir.

Kızıldere, teslim olmayı reddeden bir siyasal iradenin ilanıdır. 27 Nisan ise bu iradenin, tasfiyecilikle, liberalizmle ve düzen içileşmeyle kuşatılmış bir tarihsel dönemde yeniden ortaya çıkışıdır. Orhan Yılmazkaya’nın Bostancı’daki direnişi, yalnızca bireysel bir son duruş değil; savaşkan sosyalizmin, iktidar perspektifinin ve fedai geleneğin bugünün koşullarında yeniden cisimleşmesidir.

Fedai Geleneği: Ölüm Değil, İktidar Sorunu

Spot: Fedai ruh, ölümü yüceltmek değil; devrimci siyaseti iktidardan koparmamaktır.

Egemen ideoloji fedailiği “ölüm tapıncı” olarak sunar. Oysa Marksist devrimci gelenekte fedailik, ölümü yüceltmek değil; devrimci siyaseti yaşamdan, halktan ve iktidar hedefinden koparmamaktır. Fedai duruş, sınıf mücadelesinin belirli tarihsel anlarında geri çekilmenin, uzlaşmanın ve teslimiyetin devrimci sonuçlar doğurmayacağını bilerek hareket etmektir. Bu, bireysel bir cesaret meselesi değil; kolektif bir siyasal bilincin ürünüdür.

Paris Komünü’nde barikatları terk etmeyen komünarlarla, Kızıldere’de Mahirlerin tutumu ve Bostancı’da Orhan Yılmazkaya’nın direnişi arasında tarihsel bir bağ vardır. İspanya İç Savaşı’nda “No pasarán” diyenlerle, Kobane’de geçit vermeyenler aynı tarihsel iradenin farklı coğrafyalardaki ifadeleridir. Bu bağ, devrimci iradenin sürekliliğidir.

Dünya Direnişleri ve Tarihsel Diyalektik

Spot: Yenilgi, mücadeleyi bitirmez; mücadeleyi tanımlar.

Thomas Müntzer’in Alman Köylü Savaşları’ndaki isyanı, modern sınıf mücadelesinin erken bir habercisidir. Müntzer’in yenilgisi, feodal düzenin gücünü değil; ezilenlerin tarih sahnesine çıkışını simgeler. Spartakist Ayaklanmanın bastırılması, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in haklılığını ortadan kaldırmamış; aksine reformizmle devrimci Marksizm arasındaki tarihsel ayrımı keskinleştirmiştir.

Latin Amerika’da Che Guevara’nın Bolivya’da bedenen yenilmesi de bu diyalektiğin parçasıdır. Che’nin ölümü, silahlı mücadelenin başarısızlığı değil; enternasyonal devrimci ahlakın zaferidir. Bu nedenle Che, yalnızca Küba’nın değil; Vietnam’ın, Filistin’in, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın devrimci hafızasına aittir.

Orhan Yılmazkaya’nın Che üzerine yaptığı değerlendirme, tam da bu noktada anlam kazanır: Devrimci mücadele, masa başında değil; çatışmanın tam ortasında, bedel ödemeyi göze alarak yürütülür. Sosyalizm, güvenli alanlardan değil; tarihsel risklerden doğar.

Türkiye Devrimci Hareketi ve Tasfiye Süreci

Spot: İktidar hedefi terk edildiğinde, kavga erimeye mahkûmdur.

Türkiye devrimci hareketi, 1970’lerde iktidar perspektifini açıkça tartışan, anti-emperyalist ve anti-oligarşik hedefleri net olan bir çizgi üretmiştir. Denizlerin idam sehpasındaki tutumu, Mahirlerin Kızıldere’deki direnişi, İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede teslim olmaması; devrimci siyasetin etik ve politik sınırlarını belirlemiştir.

12 Eylül sonrası dönemde ise bu çizgi sistematik biçimde tasfiye edilmiştir. Devrim fikri “erken”, silahlı mücadele “anlamsız”, iktidar hedefi “gerçekçi olmayan” ilan edilmiştir. Bu süreç, yalnızca bir yenilginin sonucu değil; bilinçli bir ideolojik yeniden inşa sürecidir. 27 Nisan 2009, tam da bu tasfiyeye karşı tarihsel bir itirazdır.

27 Nisan: Tarihin Bugüne Müdahalesi

Spot: Teslimiyeti reddetmek, devrimin kısa ve net özetidir.

Orhan Yılmazkaya’nın Bostancı’daki direnişi, devletin tüm askeri ve psikolojik üstünlüğüne rağmen teslimiyeti reddeden açık bir politik beyandır. Polis telsizinden yaptığı konuşma, bir vedadan çok; devrimci programın kısa ve net bir özetidir: Türk ve Kürt halklarının mücadele birliği, işçi sınıfının öncülüğü ve anti-emperyalist savaş. Tipik 71 başkaldırısının önderlerinde Hüseyin Cevahirin devamcısı olmanın perspektifiyle; “Ülkemizin emperyalizmden, işbirlikçilerinden ve toprak ağalarından temizlenip halkımızın kurtuluşu ve mutluluğunu istiyorsak, Doğu’da yüzyıllardır Türk halkıyla kader birliği yapmış, düşmana karşı omuz omuza dövüşmüş bir Kürt halkı var. Doğu sorunu ancak devrimci yoldan çözüme bağlanabilir. Bu devrimci iktidar uğruna Türk ve Kürt devrimciler, bütün yurtseverler omuz omuza çalışmalıdırlar. Halkların var olan gerçek kardeşliği pekiştirilmeli, baş düşman emperyalizme karşı mücadele edilmelidir.” (H. Cevahir Kürdistan raporu)

Bu yönüyle 27 Nisan, yalnızca Türkiye’de değil; Gazze’de kuşatmaya direnenlerle, Rojava’da işgale karşı savaşanlarla, Latin Amerika’da paramiliterlere karşı mücadele edenlerle aynı tarihsel düzlemde durur. Mekânlar farklıdır, düşmanlar farklı adlar taşır; fakat kavga aynıdır.

Spot: Kavga bitmez; fedai ruh görevdir.

Kızıldere’den 27 Nisan’a uzanan tarih, devrimci hareket için bir anma çizgisi değil; ertelenmiş bir hesaplaşmadır. Bu tarih, devrimden vazgeçenlere, iktidar hedefini unutanlara ve düzen içi siyaseti “gerçekçilik” diye pazarlayanlara karşı yazılmıştır.

“Biz düşeceğiz ama kavga sürecek” sözü, bir yenilgi kabullenişi değil; sınıf mücadelesinin yalın gerçeğidir. Düşen bireylerdir; kavga ise sınıfsaldır. Sömürü sürdükçe, devlet şiddeti devam ettikçe, emperyalizm var oldukça bu kavga da sürecektir.

Fedai ruh, geçmişin romantik bir hatırası değil; bugünün devrimci görevidir. Kızıldere bunu göstermiştir. 27 Nisan bu hattı bugüne taşımıştır. Bu çizgi kapanmamıştır. Ve bu çizgi, bugün yeniden sahiplenilmeyi değil, ileri taşınmayı beklemektedir.

KY: Kolektif Mücadele Dergisi Sy.03

Exit mobile version