1 Mayıs Taksimdir – Eren Aydin Kolektif Mücadele Dergisi

Taskim

2026 1 Mayıs’a Giderken: Taksim Bir Meydan Değil, Mücadelenin Kırılma Noktası

Bu 1 Mayıs’ta alınan tutumların, içinde bulunduğumuz siyasal ve tarihsel momentle doğrudan bağlantılı olduğunu görmek gerekiyor. Taksim yasağı, yalnızca bir meydanın kapatılması değil, politik özgürlüklerin sistematik biçimde gasp edilmesinin somutlaşmış halidir. Bu yasak, işçi sınıfına ve toplumsal muhalefete açık bir mesajdır: “Sokağa çıkamazsınız, iradenizi ortaya koyamazsınız.”

Ancak bugün ortaya çıkan tablo, bu dayatmaların sadece yukarıdan gelen bir baskıyla şekillenmediğini de gösteriyor. Son dönemde sol hareketin, sendikaların ve kitle örgütlerinin bu saldırılar karşısında giderek geri mevzilere çekilmesi, düzenin elini daha da güçlendirdi. Geri çekildikçe baskı arttı, sessiz kalındıkça zorbalık daha da pervasızlaştı. Bugün yaşanan ekonomik çöküşün, siyasal tahakkümün ve toplumsal çözülmenin bu kadar açık hissedilmesi, bu karşılıksız bırakılmış saldırıların birikmiş sonucudur.

Tam da bu nedenle mesele artık yalnızca bir hak talebi değil, bir yön tayini meselesidir. Birikmiş toplumsal öfkenin güven duyacağı bir mücadele hattı yaratılmadan, bu düzen karşısında gerçek bir güç açığa çıkamaz. Bu da ancak daha cesur, daha açık ve daha geri durmayan bir politik tutumla mümkündür.

Taksim yasağına karşı “kabul etmiyorum” demek, bugün başlı başına politik bir eylemdir. Bu tutum, sayısal güçten bağımsız olarak tarihsel bir anlam taşır. Çünkü mesele yalnızca kaç kişinin meydana çıktığı değil, hangi iradenin ortaya konulduğudur. Füruğ Ferruhzad’ın dizelerinde ifade ettiği gibi: “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.” Bugün ihtiyaç duyulan tam da budur: yenilgilerin değil, mücadele iradesinin hatırlanması ve yeniden üretilmesi.

Bu irade yalnızca 1 Mayıs’la sınırlı değildir. Önümüzdeki süreçte gündeme gelecek başlıklar, bu mücadelenin daha geniş bir zeminde süreceğini gösteriyor. 1 Mayıs 2026’ya giderken, Ortadoğu’da ABD ve Siyonist İsrail’in sürdürdüğü savaş politikaları, katliamlar ve yıkım bu mücadelenin uluslararası boyutunu daha da keskinleştirmektedir. 1 Mayıs, bu anlamıyla yalnızca bir emek günü değil; emperyalist savaşlara, NATO’ya ve bölgesel yıkıma karşı emekçilerin iradesini ortaya koyduğu bir mücadele günüdür.

Bu nedenle Taksim ısrarı ile NATO karşıtı mücadele arasında doğrudan bir bağ vardır. Taksim’de ortaya konulacak irade, yalnızca Türkiye’de değil, bölgesel ve uluslararası düzeyde de moral ve politik bir sıçrama yaratacaktır. Kitlelerin kendi gücünü fark etmesi, yalnızca o günün değil, önümüzdeki mücadele süreçlerinin de yönünü belirleyecektir.

Bugün Ankara’da direnen madenciler bu gerçeği en çıplak haliyle ortaya koymaktadır. Açlıkla, yoksullukla ve baskıyla karşı karşıya bırakılan işçiler, tüm engellemelere rağmen direnerek işçi sınıfının üzerindeki ölü toprağını silkeleyen bir irade gösterdiler. Bu direniş, yalnızca bir hak arayışı değil, aynı zamanda sınıfın yeniden sahneye çıkışının açık bir göstergesidir.

Madencilerin yürüyüşü, açlık grevi ve baskıya rağmen geri adım atmayan kararlılığı; devrimci hareket açısından da açık bir çağrıdır: sınıfın özüne dönmek. Yani gerçek mücadele zeminine, üretim alanlarına ve emekçilerin somut yaşamına dayanan bir siyaset tarzını yeniden kurmak.

Bugün ihtiyaç duyulan şey tam olarak budur. Ne yalnızca sembolik çıkışlar ne de dar örgütsel hesaplar… Asıl ihtiyaç, işçi sınıfının gerçek gücüne yaslanan, onun öfkesini, taleplerini ve iradesini örgütleyen bir mücadele hattıdır.

Eğer bu hat kurulabilirse, Taksim yalnızca bir meydan olmaktan çıkar; tarihsel bir kırılma noktasına dönüşür. Eğer kurulamazsa, yasaklar yalnızca bir alanı değil, bütün bir geleceği belirlemeye devam eder.

Bu yüzden 1 Mayıs, bu yıl bir tercih değil, bir eşiktir. Ya geri çekilmenin sürekliliği ya da yeniden ayağa kalkışın başlangıcı olacaktır.

Exit mobile version