Faşizmin Gerçekliği ve Devrimci Hareketin Açmazı – Eren Aydın

Fasizm01

Faşizm, yalnızca baskıcı bir yönetim biçimi değil; sermaye düzeninin kriz anlarında başvurduğu açık zor rejimidir. Devlet aygıtı, ekonomik ve toplumsal kriz derinleştiğinde “normal hukuk” sınırlarını aşarak doğrudan zor ve bastırma mekanizmalarıyla devreye girer. Bu nedenle faşizm, tekil bir liderlik meselesi değil, sınıfsal bir yönetim biçimidir.

Tarih boyunca hiçbir faşist iktidar, hiçbir diktatörlük kendi isteğiyle çekilip gitmemiştir. Ne Benito Mussolini ne Adolf Hitler, ne Francisco Franco, ne de Latin Amerika’daki askeri diktatörlükler halklara “demokratik dönüşüm” lütfederek iktidarı bırakmıştır. Bu rejimlerin geriletilmesi, ancak örgütlü halk direnişi, uzun soluklu mücadeleler ve ağır bedellerle mümkün olmuştur.

İspanya İç Savaşı’nda işçi sınıfı ve köylülerin barikatları, Fransız Direnişi’nde partizanların silahlı mücadelesi, Vietnam Savaşı’nda halkın emperyalizme karşı direnişi; tarihin yönünü parlamentoların değil, sokakta örgütlenen gücün belirlediğini göstermiştir. Egemen sınıflar hiçbir tarihsel momentte iktidarlarını “müzakereyle” devretmemiştir.

Bugün Türkiye’de de benzer bir tarihsel gerilim yaşanmaktadır. Bir yanda devletin giderek sertleşen baskı mekanizmaları, diğer yanda ise bu baskıyı tanımlama ve karşı koyma iddiasında olan siyasal hareketler vardır. Ancak bu karşı koyuşun önemli bir bölümünde ciddi bir yön kayması dikkat çekmektedir.

Türkiye devrimci hareketinin tarihsel kökleri düzen dışı mücadele deneyimlerine dayanır. 15-16 Haziran Direnişi, Kızıldere, Gazi Mahallesi vb  gibi kırılmalar, bu topraklarda mücadelenin yalnızca legalist yada seçimlerle değil, doğrudan çatışmalı toplumsal süreçlerle şekillendiğini göstermiştir.

Ancak günümüzde devrimci hareketin önemli bir kısmında radikal mücadele hattından uzaklaşma eğilimi belirgindir. Fiili-meşru mücadele yerine giderek daha fazla seçim dengelerine, ittifak hesaplarına ve parlamenter alanın sınırlarına sıkışan bir siyasal yönelim ortaya çıkmaktadır. Bu durum yalnızca stratejik bir tercih değil, aynı zamanda politik bir daralma anlamına gelmektedir.

Bugün temel çelişki şudur: Radikal söylem korunmakta, sert sloganlar sürdürülmekte, geçmiş devrimci mirasa güçlü referanslar yapılmaktadır. Ancak bu söylemin karşılığı olan örgütsel pratik ve mücadele iradesi aynı ölçüde gelişmemektedir. Meydanlarda “faşizme karşı mücadele” çağrısı yükselirken, gerçek politik momentlerde sistemin çizdiği sınırların dışına çıkamayan bir pratik ortaya çıkmaktadır. Böylece devrimci siyaset, güçlü bir retorik üretse de onu taşıyacak maddi güçten yoksun kalmaktadır. Bu durum, içi boşaltılmış bir hamasetin yeniden üretimine yol açmaktadır.

1 Mayıs bu çelişkinin en görünür hale geldiği günlerden biridir. Özellikle Mecidiyeköy ve çevresinde yaşanan abluka, gözaltılar ve yasaklar devletin emek hareketine yaklaşımını açık biçimde ortaya koymaktadır. İşçi sınıfının kamusal alandaki en meşru günlerinden biri dahi yoğun güvenlik rejimiyle çevrelenmektedir. Buna rağmen mücadele hattının önemli bir bölümünün bu gerçekliği aşmak yerine onun sınırları içinde kalmayı tercih etmesi, ciddi bir tarihsel gerilim yaratmaktadır.

Tarihsel deneyimler, sosyal demokrasinin birçok dönemde düzenin krizlerini yönetme işlevi gördüğünü de ortaya koymuştur. Almanya’da Nazi İktidarının Yükselişi öncesinde işçi hareketinin devrimci kanallarının zayıflatılması, düzen içi uzlaşma çizgisinin güçlenmesiyle birleşmiş ve bu durum faşizmin yükselişine zemin hazırlamıştır. Bu tarihsel örnek, yalnızca geçmişe ait değildir; sistem içi çözümlere sıkışan her muhalefet biçiminin uzun vadede düzenin yeniden üretimine hizmet etme riskini taşıdığını gösterir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, halkın örgütlü gücünü yeniden yaratmak ve mücadeleyi yaşamın her alanına taşımaktır. Çünkü tarih açık biçimde göstermiştir: Örgütsüz öfke dağılır, parlamentoya sıkışmış umut tükenir, fakat örgütlü halk mücadeleleri yeni tarihsel olanaklar yaratır. Gerçek dönüşüm kürsülerde değil sokakta, vaatlerde değil direnişte, temsil mekanizmalarında değil doğrudan halkın örgütlü iradesinde şekillenir. Tarih, düzenle uyum arayanları değil, onu değiştirmek için bedel ödeyenleri hatırlar.

Exit mobile version