Kapitalizmin Karanlığında Büyüyen Canavar: Faşizm – Derya Özcan

fasizm

Tarih bize defalarca aynı gerçeği gösterdi: Faşizm bir tesadüf değildir. Bir delinin hezeyanı, birkaç fanatiğin öfkesi ya da “aşırılığın” kontrolden çıkmış hali hiç değildir. Faşizm, çürüyen bir düzenin çığlığıdır. Ve o düzenin adı kapitalizmdir.

Alman devrimci sanatçı Bertolt Brecht yıllar önce bunu büyük bir açıklıkla ortaya koymuştu: “Kapitalizme karşı olmadan, faşizme karşı olunmaz.” Bu söz yalnızca politik bir slogan değil; tarihin kanla yazılmış özetidir.

Çünkü faşizm gökten düşmez. Toprağın altından da çıkmaz. Faşizm; aç bırakılmış işçilerin, geleceği çalınmış gençlerin, savaşlara sürülen halkların, yoksulluk içinde çürütülen milyonların üzerine kurulu bir ekonomik sistemin bağrından doğar. Kapitalizm kriz ürettikçe, faşizm nefes almaya başlar.

Kapitalizm kendisini özgürlük, demokrasi ve piyasa masallarıyla süsler. Reklamlarla, medya imparatorluklarıyla, parıltılı vitrinlerle kendi çürümüşlüğünü gizlemeye çalışır. Ama bütün makyaj döküldüğünde geriye kalan şey aynıdır: sömürü.

Bir avuç insanın serveti büyüsün diye milyonların emeğinin çalındığı bir düzen… Çocukların aç uyuduğu, işçilerin mezarda emekli olduğu, insanların borçla nefes aldığı bir sistem… Ve kriz derinleştiğinde, o “özgürlük” maskesi bir anda düşer.

İşte o an kapitalizm gerçek yüzünü gösterir.

Polis copu olur. Hapishane olur. Sansür olur. Irkçılık olur. Milliyetçilik olur. Ve sonunda faşizm olur.

Çünkü kapitalizm için esas olan insan değildir; kârdır. İnsan hayatı, onların gözünde borsadaki rakamlardan daha değersizdir.

Great Depression sonrasında Avrupa’ya bakmak bile yeterlidir. İşsizlik büyüdü. Açlık yayıldı. Halk öfkelendi. İşçiler ayağa kalkmaya başladı. Ve sermaye sınıfı korktu. Çünkü aç bırakılan insanlar bir gün hesap sormaya başlayabilirdi.

İşte tam o anda faşizm sahneye sürüldü.

Benito Mussolini işçi grevlerini ezdi. Adolf Hitler sendikaları dağıttı. Muhalifler hapishanelere dolduruldu. Kitaplar yakıldı. İnsanlık toplama kamplarında boğuldu.

Ama bütün bunlar yalnızca “çılgın diktatörlerin” tercihi değildi. Büyük şirketler faşizmi finanse etti. Bankalar destek verdi. Sanayi patronları alkış tuttu. Çünkü faşizm onlar için bir “kriz yönetimi”ydi.

Faşizm, sermayenin korkuya bulanmış iktidarıdır. İşçinin sesini susturmanın, halkı bölmenin, yoksulluğun öfkesini başka halklara yöneltmenin aracıdır. Bir halkı diğerine düşman ederek gerçek suçluları gizleme sanatıdır.

Faşizm yalnızca tanklarla gelmez. Önce insanın zihnine yerleşir.

İnsanları birbirinden korkuturlar. Göçmeni suçlu ilan ederler. Yoksulu tembel gösterirler. Halklara düşmanlık ekerler. Kadınların bedenine, gençlerin geleceğine, işçilerin ekmeğine el koyarlar. Sonra insanları yalnızlaştırırlar. Çünkü yalnız insan direnemez.

Faşizm, örgütsüz bırakılmış toplumun karanlığıdır. İnsanların birbirine yabancılaştırıldığı, korkunun gündelik hayat haline getirildiği bir düzen…

Ve bugün dünya yeniden o karanlığın kıyısında dolaşıyor.

Savaşlar büyüyor. Milyarlar silaha akıtılıyor. İşçiler daha fazla çalışıp daha az kazanıyor. Gençler geleceksizlik içinde boğuluyor. Milyonlar açlık sınırında yaşarken birkaç milyarder servetine servet katıyor. Sonra dönüp halka “sabredin” diyorlar. Ama halk sabrettikçe düzen daha da vahşileşiyor.

Bugün birçok insan faşizme karşı olduğunu söylüyor. Ama aynı insanlar kapitalizmin kutsallığından söz etmeye devam ediyor. Oysa yangını çıkaran düzeni koruyarak ateşi söndürmek mümkün değildir. Çünkü faşizm, kapitalizmin dışındaki bir hastalık değil; onun kriz anlarında ortaya çıkan en çıplak biçimidir.

Kapitalizm var oldukça savaşlar sürecektir. Sömürü büyüyecektir. Baskı derinleşecektir. Ve faşizm yeniden üretilecektir.

Bu yüzden gerçek anti-faşizm yalnızca slogan atmak değildir. Gerçek anti-faşizm; işçinin yanında olmaktır, ezilen halkların yanında olmaktır, eşitliği savunmaktır, sömürü düzenine karşı çıkmaktır. Çünkü faşizmin kökünü kurutmak isteyenler, onu besleyen toprağı değiştirmek zorundadır.

Bugün Brecht’in sesi hâlâ dünyanın sokaklarında dolaşıyor. Fabrika kapılarında… Direniş çadırlarında… Yoksul mahallelerde… Savaşın yıktığı şehirlerde…

Ve bize aynı gerçeği hatırlatıyor:

Faşizm yalnızca siyasal bir rejim değildir. Faşizm, insanı insana düşman eden sömürü düzeninin silahlı gölgesidir.

Bu yüzden faşizme karşı mücadele, insanlığın onuru için verilen mücadeledir. Ve o mücadele yarım bırakılamaz.

Çünkü susulan her yerde karanlık büyür.

Ama insanlar yan yana geldiğinde, o karanlık mutlaka parçalanır.

Exit mobile version