NATO ZİRVESİ HAYIR EMPERYALİST SAVAŞ POLİTİKALARINA HAYIR

NATO

7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin dünya halklarına dönük saldırılarının yeni planlarının yapıldığı bir savaş toplantısıdır. Bu zirve diplomatik görüntülerin arkasına gizlenen emperyalist çıkar hesaplarının, savaş politikalarının ve sömürü programlarının koordinasyon merkezlerinden biridir. Bugün emperyalist- kapitalist sistem tarihsel bir kriz içerisindedir. Ekonomik yıkımlar, bölgesel savaşlar, enerji ve pazar mücadeleleri emperyalist güçleri daha saldırgan bir çizgiye itmektedir. NATO ise bu saldırganlığın askeri aygıtı olarak hareket etmektedir. Ortadoğu’dan Doğu Avrupa’ya, Afrika’dan Asya-Pasifik’e kadar sürdürülen müdahalelerin temel amacı halkların özgürlüğü değil; enerji yollarını, pazar alanlarını ve emek gücünü sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda denetim altında tutmaktır.

NATO’nun olduğu yerde barış değil savaş vardır. NATO’nun olduğu yerde özgürlük değil işgal vardır. NATO’nun olduğu yerde halkların kardeşliği değil emperyalist tekellerin çıkarları vardır. Bugün Gazze’de, Ortadoğu’da, Irana yönelik ABD ve Siyonist İsrail’in saldırılar, dünyanın birçok bölgesinde süren savaşların arkasında emperyalist paylaşım hesapları bulunmaktadır. Dünya halkları açlık, yoksulluk ve savaşla boğuşurken emperyalist merkezler silahlanma bütçelerini büyütmekte, yeni saldırı planları hazırlamaktadır.

Türkiye oligarşik devleti de bu emperyalist sistemin bağımsız olmayan bir parçasıdır. NATO zirvesinin Ankara’da düzenlenmesi tesadüf değildir. Siyasal iktidar bir yandan emperyalist merkezlerle ilişkilerini güçlendirmeye çalışırken diğer yandan bölgesel güç olma iddiasıyla kendi sermaye sınıfının çıkarlarını büyütmenin hesabını yapmaktadır. Ancak bu düzenin faturası işçi sınıfına, emekçilere ve yoksul halka çıkarılmaktadır. İşsizlik ve güvencesizlik büyürken savaş politikaları için milyarlar harcanmaktadır. Gençlik geleceksizliğe sürüklenmekte, kadınlar daha fazla yoksulluğa ve şiddete mahkûm edilmekte, halklar baskı ve militarizm altında yaşamaya zorlanmaktadır.

Bu nedenle NATO karşıtı mücadele yalnızca vicdani bir savaş karşıtlığı değildir. NATO’ya karşı mücadele emperyalizme, kapitalist sömürü düzenine ve onun sermaye düzenine karşı sınıfsal bir mücadeledir. Çünkü emperyalist savaşların kaynağı kapitalizmdir. NATO ise kapitalist-emperyalist sistemin küresel saldırı örgütüdür. Anti- emperyalist anti -kapitalist mücadele öne çıkarılmadan NATO’ya karşı gerçek bir mücadele geliştirilemez.

Bugün toplumsal muhalefetin en büyük zayıflığı parçalanmışlık, örgütsüzlük ve düzen sınırlarına sıkışmış siyasettir. Sendikal bürokrasinin pasifliği, reformist siyasetin uzlaşmacılığı ve devrimci güçlerin dağınıklığı anti- emperyalist mücadelenin etkisini sınırlamaktadır. Gençlik, kadınlar ve emekçi halk kesimleri birleşik anti- emperyalist mücadele ekseninde buluşturulmalıdır.

Çünkü NATO yalnızca dışarıdaki savaşların değil içerideki baskı rejimlerinin de güvencesidir. Grev yasakları, polis şiddeti, baskı yasaları ve militarist politikalar aynı sermaye düzeninin ürünüdür. 2004 İstanbul NATO zirvesinde ortaya çıkan kitlesel anti- emperyalist öfke, işçi ve gençlik hareketinin birleşik mücadelesinin önemli örneklerinden biri olmuştu. Sokaklar savaş politikalarına karşı ayağa kalkmış, NATO karşıtı mücadele geniş halk kesimleri nezdinde güçlü bir meşruiyet yaratmıştı.

Bugün ise liberal ideolojinin yarattığı tahribat, düzen siyasetinin etkisi ve emperyalist savaşların sıradanlaştırılması anti- emperyalist bilinci zayıflatmıştır. Tam da bu nedenle yaklaşan NATO zirvesi yeniden sınıf eksenli, devrimci ve militan bir anti- emperyalist hattın örülmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. Görev; dağınıklığı aşacak birleşik mücadele zeminleri yaratmak, NATO karşıtı çalışmayı işçi sınıfı ve halk kitleleri içerisinde büyütmek, emperyalist savaş politikalarını teşhir etmek ve 7-8 Temmuz’da Ankara’da birleşik, kitlesel ve militan bir antiemperyalist irade ortaya koymaktır.

NATO’ya karşı mücadele emperyalizme karşı mücadeledir. Emperyalizme karşı mücadele ise kapitalist sömürü düzenine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bugünün devrimci görevi sınıf eksenli mücadeleyi merkeze alan, antiemperyalist bilinci büyüten, sömürüye ve savaş politikalarına karşı örgütlü direnişi geliştiren birleşik bir sınıf hareketi yaratmaktır. Çünkü halkların geleceği emperyalist savaş bloklarında değil; işçilerin birliğinde, halkların kardeşliğinde ve sömürüsüz bir dünya mücadelesindedir.

EMPERYALİST SİSTEMİN SALDIRI ÖRGÜTÜ NATO ÜLKEMİZDE DEFOL

Exit mobile version