Fransa’nın Évian-les-Bains kentinde 15-17 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen G7 Zirvesi, uluslararası medyada büyük ölçüde liderlerin karşılıklı açıklamaları ve diplomatik görüntüler üzerinden aktarıldı. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki temaslar, zirvenin önüne geçirilen bir gösteriye dönüştürüldü. Oysa Évian’da tartışılan asıl başlıklar Ukrayna savaşı, Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar, Avrupa’nın hızlanan silahlanma programları, enerji güvenliği ve küresel ekonomik rekabetti. G7 liderleri zirve sonunda Ukrayna’ya desteklerini yineleyerek Rusya’nın enerji ve savaş ekonomisini hedef alan yeni yaptırımlar konusunda uzlaştı.
Dünyanın En Güçlü Kapitalist Kulübü
ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7, dünya ekonomisinin ve uluslararası mali sistemin en güçlü kapitalist merkezlerini temsil ediyor. Zirvenin resmi gündeminde “uluslararası güvenlik”, “istikrar”, “demokrasi” ve “ekonomik büyüme” gibi kavramlar öne çıkarılırken, gerçekte toplantının merkezinde küresel nüfuz alanları, enerji kaynakları, ticaret yolları ve askeri dengeler bulunuyor. Zirvenin resmi programında Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği, Ortadoğu, yapay zekâ ve küresel ekonomik dengeler başlıca gündemler arasında yer aldı.
Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ın ilhakı sonrasında G8’den çıkarılmasıyla birlikte oluşan mevcut yapı, bu yıl da Rusya’yı masada olmadan gündemin merkezine yerleştirdi.
Ukrayna Savaşı Üzerinden Yeni Hamleler
G7 liderleri, Ukrayna’ya askeri ve ekonomik desteğin artırılması konusunda ortak açıklamalar yaptı. Zirve sonunda yayımlanan bildiride Ukrayna’nın “egemenliği ve toprak bütünlüğüne” destek yinelenirken Rusya’nın petrol ve doğalgaz gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların genişletileceği duyuruldu. Ayrıca Ukrayna’nın savunma sanayisinin güçlendirilmesi, hava savunma sistemlerinin artırılması ve askeri üretimin desteklenmesi yönünde kararlar alındı.
Batılı hükümetler bu politikaları “barışı sağlama” ve “Rusya’yı müzakereye zorlama” amacıyla savunsa da savaşın dördüncü yılına yaklaşılırken ortaya çıkan tablo farklı bir gerçeğe işaret ediyor: Cephede yıkım büyüyor, askeri harcamalar artıyor ve savaş ekonomisi giderek daha merkezi bir konuma yerleşiyor.
Yaptırımların Bedelini Kim Ödüyor?
Avrupa Birliği ve İngiltere, Rus enerji sektörünü ve yaptırımları delmekle suçlanan tanker ağlarını hedef alan yeni yaptırımları yürürlüğe soktu. Avrupa hükümetleri bu adımlarla Moskova’nın savaş kapasitesinin zayıflatıldığını savunuyor. Ancak yaptırımların sonuçları yalnızca Rusya’yı etkilemiyor.
2022’den bu yana süren enerji savaşı Avrupa ekonomilerinde derin etkiler yarattı. Özellikle Alman sanayisi, uzun yıllar üzerine kurulduğu ucuz Rus gazı avantajını büyük ölçüde kaybetti. Enerji maliyetleri yükseldi, sanayi üretimi yavaşladı ve birçok sektörde işten çıkarmalar gündeme geldi. Enflasyon ve hayat pahalılığı milyonlarca emekçinin yaşam koşullarını ağırlaştırdı.
Bugün Évian’da açıklanan her yeni yaptırım paketi, yalnızca Kremlin’e yönelik bir baskı aracı değil; aynı zamanda Avrupa halklarının omuzlarına yüklenen yeni ekonomik maliyetler anlamına geliyor. Enerji faturaları yükselirken, sosyal harcamalar kısılırken ve ücretler enflasyon karşısında erirken, savaş politikalarının bedeli işçi sınıfına çıkarılıyor.
Avrupa Yeniden Silahlanıyor
Zirvenin dikkat çeken başlıklarından biri de Avrupa’nın hızlanan silahlanma süreci oldu. Son dönemde Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini rekor düzeylerde artırdı. G7 liderleri de Ukrayna savaşı gerekçesiyle askeri üretimin genişletilmesi ve savunma harcamalarının yükseltilmesi yönündeki eğilimi destekledi.
Avrupa yönetimleri bu süreci “Rusya tehdidine karşı savunma” olarak sunuyor. Ancak aynı dönemde eğitim, sağlık, emeklilik ve sosyal hizmetler için ayrılan kaynaklar üzerindeki baskı da büyüyor. Birçok Avrupa ülkesinde bütçeler giderek daha fazla silahlanmaya yönlendirilirken, emekçiler kemer sıkma politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor.
Silah tekellerinin kârları artarken, savaş bütçelerinin finansmanı halklardan toplanan vergiler ve sosyal harcamalardaki kesintilerle sağlanıyor.
Enerji, Pazarlar ve Nüfuz Alanları
G7 zirvesinde kullanılan “demokrasi”, “özgürlük” ve “uluslararası hukuk” söylemlerinin arkasında enerji koridorları, kritik madenler, ticaret yolları ve küresel nüfuz alanları üzerindeki rekabet bulunuyor. Zirvenin son gününde Çin’e bağımlılığı azaltmak amacıyla kritik mineraller ve tedarik zincirleri konusu da gündeme taşındı.
Bugün dünya, yalnızca Ukrayna savaşı etrafında değil; enerji kaynakları, teknolojik üstünlük, yapay zekâ, kritik hammaddeler ve yeni pazarlar üzerinde yoğunlaşan çok yönlü bir rekabet döneminden geçiyor. G7 ülkelerinin aldığı kararlar da bu rekabetin ekonomik ve askeri araçlarını güçlendirmeyi hedefliyor.
Emekçiler Açısından Zirvenin Anlamı
Évian Zirvesi’nden geriye liderlerin aile fotoğrafı ya da diplomatik açıklamaları kalmayacak. Zirvenin gerçek sonucu, savaş bütçelerinin büyümesi, yaptırımların genişletilmesi, silah sanayiine yeni kaynaklar aktarılması ve küresel rekabetin daha da sertleşmesi olacak.
Bugün Rusya ile Batılı güçler arasındaki çatışma, farklı sermaye bloklarının nüfuz alanları üzerindeki mücadelesi olarak sürerken, bunun ekonomik ve toplumsal maliyetleri dünyanın dört bir yanında emekçilere ödetiliyor. Évian’da alınan kararlar da bu nedenle yalnızca dış politika başlığı değil; işçilerin ücretlerinden sosyal haklarına, enerji faturalarından kamu hizmetlerine kadar uzanan geniş bir alanı doğrudan ilgilendiriyor.
G7 Zirvesi’nin asıl hikâyesi liderlerin verdiği pozlarda değil; savaşın, yaptırımların ve yeniden silahlanmanın gölgesinde şekillenen yeni uluslararası düzende, faturanın bir kez daha emekçi halkların önüne konulmasında yatıyor.
