Yargı Paketi: Adalet Değil, Devletin Tahkimatı – Editor

12yargi

AKP iktidarı tarafından Meclis’e sunulan ve “12. Yargı Paketi” olarak adlandırılan yeni düzenleme, adalet sisteminin sorunlarına çözüm üretmekten çok, devlet aygıtının ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmesinin bir adımı olarak karşımıza çıkıyor. Paket, iktidarın yıllardır sürdürdüğü yargıyı siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre dizayn etme politikasının yeni halkasını oluşturuyor.

Yargı bağımsızlığının fiilen ortadan kalktığı, siyasi davaların hukuki değil siyasal saiklerle yürütüldüğü, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün baskı altına alındığı bir ülkede, iktidar bir kez daha halkın adalet talebini değil devletin yönetme kapasitesini güçlendirmeyi tercih ediyor.

Cezaevleri Dolu, Hasta Tutsaklar Ölümle Yüz Yüze; İktidarın Gündeminde Değil

Türkiye cezaevleri tarihinin en yüksek doluluk oranlarından birini yaşıyor. Binlerce hasta mahpus tedavi hakkından yoksun bırakılırken, siyasi tutsaklar üzerindeki tecrit ve izolasyon politikaları derinleşirken, kamuoyunda uzun süredir tartışılan infaz düzenlemesi bu pakette yer almıyor.

Bu tercih tesadüf değildir. Çünkü iktidarın önceliği cezaevlerindeki hak ihlallerini gidermek değil, baskı ve denetim mekanizmalarını korumaktır. Siyasal muhalefeti cezalandırmanın araçlarından biri haline getirilen infaz sistemi olduğu gibi muhafaza edilmektedir.

Devlet İçin Kolaylık, Halk İçin Yeni Engeller

Yeni düzenlemeyle kişinin devlete karşı kazandığı davalarda alacağını tahsil etmesinin önüne yeni bürokratik bariyerler konuluyor.

Mahkeme kararıyla hakkını elde eden kişi dahi doğrudan icra yoluna başvuramayacak; önce devlete müracaat edecek, devletin belirlediği süreyi bekleyecek. Yani yurttaş için mahkeme kararı bile hakkını almaya yetmeyecek.

Bu yaklaşım, devlet ile yurttaş arasındaki eşitsiz ilişkinin daha da derinleştirilmesinden başka bir anlam taşımıyor. Hukukun temel ilkelerinden biri olan tarafların eşitliği ilkesi bir kez daha devlet lehine aşındırılıyor.

“Yargıyı Hızlandırma” Adı Altında Denetimin Tasfiyesi

Tek hakimle görülecek dava kapsamının genişletilmesi, istinaf mahkemelerine verilen yeni yetkiler ve temyiz süreçlerinde yapılan değişiklikler, “etkinlik” ve “hız” söylemiyle sunuluyor.

Oysa mesele yalnızca hız değildir.

Öğrencilerin disiplin cezalarından kamu emekçilerinin özlük haklarına kadar binlerce insanı ilgilendiren davaların heyet incelemesinden çıkarılması, karar süreçlerindeki kolektif denetimi azaltmak anlamına geliyor. Yargı mekanizması daha hızlı hale gelirken aynı zamanda daha merkezi ve daha az denetlenebilir bir yapıya büründürülüyor.

Türkiye’de sorun davaların yavaş işlemesi değil; siyasi iktidarın yargı üzerindeki etkisinin giderek kurumsallaşmasıdır.

Dijital Gözetim Devleti Güçleniyor

Paketin dikkat çeken başlıklarından biri de genetik verilerin ve dijital materyallerin saklanmasına ilişkin düzenlemeler.

Resmi gerekçe kişisel verilerin korunması olarak açıklansa da, fiiliyatta devletin bireyler üzerindeki veri toplama ve gözetleme kapasitesinin genişletildiği görülüyor.

Bugün iletişim araçlarından sosyal medya paylaşımlarına, telefon kayıtlarından biyometrik verilere kadar genişleyen denetim mekanizmaları düşünüldüğünde, bu düzenlemeler yalnızca teknik değişiklikler olarak değerlendirilemez. Bunlar aynı zamanda güvenlikçi devlet anlayışının hukuki altyapısının güçlendirilmesi anlamına geliyor.

Yargının Asıl Sorunları Görmezden Geliniyor

Paket boyunca yargı bağımsızlığına ilişkin tek bir adım bulunmuyor.

Gazetecilerin tutuklanması, siyasi davalar, düşünce suçları, uzun tutukluluk uygulamaları, gösteri ve örgütlenme hakkına yönelik baskılar, kayyım politikaları, cezasızlık uygulamaları ve kolluk şiddeti karşısındaki koruma mekanizmaları yine dokunulmaz alanlar olarak bırakılıyor.

Çünkü sorun yargının iş yükü değil; yargının siyasal iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda işleyen bir mekanizmaya dönüştürülmüş olmasıdır.

Adalet Değil, Yönetilebilirlik Arayışı

Yargı Paketi’nin bütünü değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo açıktır: İktidar toplumsal adalet taleplerine yanıt üretmeye değil, devlet aygıtının işleyişini daha verimli hale getirmeye çalışmaktadır.

Emekçilerin hak gaspları, siyasi tutsakların durumu, ifade özgürlüğü ihlalleri, yargı bağımsızlığı sorunu ve cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar çözüm beklerken; devletin tahsilatını kolaylaştıran, denetim kapasitesini artıran ve yargısal süreçleri merkezileştiren düzenlemeler ön plana çıkarılmaktadır.

Gerçek bir adalet reformu; sarayın ihtiyaçlarına göre şekillenen değil, halkın hak ve özgürlüklerini genişleten, siyasal baskı mekanizmalarını tasfiye eden, yargıyı iktidarın değil toplumun hizmetine veren bir dönüşümle mümkündür. Aksi halde çıkarılan her yeni paket, adaletin değil mevcut düzenin tahkim edilmesine hizmet edecektir.

Editor

Exit mobile version