Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, emperyalist sistemin yeni dönem savaş stratejisinin ilan edildiği tarihsel bir dönüm noktası oldu. Zirvede kabul edilen sonuç bildirgesi, NATO’nun yalnızca askeri kapasitesini artırmayı değil; savaş ekonomisini kurumsallaştırmayı, Avrupa’nın yeniden silahlandırılmasını hızlandırmayı ve yüksek teknolojiye dayalı yeni bir savaş mimarisi oluşturmayı hedeflediğini ortaya koydu. 50 milyar doları aşan yeni silah tedarik anlaşmalarının duyurulması, üye ülkelerin askeri harcamalarının daha da artırılması, savunma sanayiindeki ticaret engellerinin kaldırılması, ortak üretim kapasitesinin genişletilmesi ve yapay zekâ, siber savaş ile uzay teknolojilerinin NATO’nun savaş doktrininin merkezine yerleştirilmesi, zirvenin en dikkat çekici kararları arasında yer aldı.
“NATO 3.0” olarak adlandırılan bu yeni stratejik yönelim, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında şekillenen uluslararası güç dengeleri içinde NATO’nun üçüncü büyük dönüşümünü ifade etmektedir. İttifak artık yalnızca klasik askeri caydırıcılığa değil; yapay zekâ destekli komuta sistemlerine, insansız savaş teknolojilerine, siber saldırı kapasitesine, uzay tabanlı askeri ağlara ve “transatlantik savaş bulutu” olarak tanımlanan ortak dijital savaş altyapısına dayalı yeni bir askeri yapılanmayı hedeflemektedir. Bu dönüşüm, emperyalist blokun yalnızca bugünkü çatışmalara değil, uzun süreli küresel paylaşım mücadelelerine hazırlandığını göstermektedir.
Bu yönelim, emperyalist-kapitalist sistemin içine sürüklendiği çok boyutlu krizin ürünüdür. Kapitalizmin yapısal bunalımı; enerji kaynakları, ticaret yolları, kritik madenler, yapay zekâ teknolojileri ve küresel üretim zincirleri üzerindeki rekabeti her geçen gün daha da keskinleştirmektedir. Emperyalist güçler, tarih boyunca olduğu gibi, bu krizden çıkışı yeniden silahlanmada ve savaş ekonomisinin büyütülmesinde aramaktadır. Halkların ihtiyaçları için kaynak bulunamazken, silah tekellerine yüz milyarlarca dolar aktarılması bunun en açık göstergesidir.
Ankara Zirvesi de bu tercihin somut ifadesidir. NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarının milli gelirin yüzde 5’ine çıkarılması hedefi doğrultusunda yalnızca Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın bu yıl 139 milyar dolardan fazla ek askeri harcama yaptığı açıklandı. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik bütçeleri “tasarruf” adı altında daraltılırken, savaş sanayisine sınırsız kaynak aktarılması, kapitalizmin krizini emekçilere ödetirken tekellerin kârlarını büyütme siyasetinin yeni bir örneğidir.
Emperyalist merkezler Ukrayna savaşını da aynı stratejinin parçası olarak sürdürmektedir. Sonuç bildirgesinde Ukrayna için 2026 yılında 70 milyar avroluk yeni askeri yardım açıklanırken, bunun sonraki yıllarda da devam edeceği ilan edilmiştir. Bu karar, savaşın sona erdirilmesine değil, uzatılmasına yöneliktir. NATO, Ukrayna halkını emperyalist hesapların piyonu haline getirmeye devam ederken, Rusya ile yürüttüğü vekâlet savaşını daha da derinleştirmektedir. Ölen işçiler, köylüler ve gençler olurken kazananlar yine silah tekelleri, enerji şirketleri ve finans sermayesidir.
Zirvede İran’a ilişkin yapılan açıklamalar da yeni savaş hazırlıklarının habercisidir. Bildirgede yer alan ifadeler ve zirve devam ederken Donald Trump’ın İran’a yönelik açık tehditleri, emperyalizmin Ortadoğu’daki saldırganlığının süreceğini göstermektedir. Irak’ın işgali, Libya’nın parçalanması, Suriye’nin yıkımı ve Filistin halkına yönelik siyonist saldırılarla yıllardır kan gölüne çevrilen bölge, şimdi yeni müdahaleler için yeniden hedefe konulmaktadır. Emperyalizm açısından Ortadoğu, halkların yaşadığı bir coğrafya değil; enerji kaynaklarının, ticaret yollarının ve askeri üslerin kontrol edildiği stratejik bir alandır.
Bu süreçte Türkiye sermaye devleti de NATO’nun yeni savaş stratejisinin aktif ortaklarından biri olarak konumlanmaktadır. Ankara’nın zirveye ev sahipliği yapması yalnızca diplomatik bir organizasyon değildir. Erdoğan yönetimi, NATO’nun temel yönelimlerinin tamamına destek verirken, Türkiye’deki savaş sanayiinin Avrupa pazarına daha güçlü biçimde entegre edilmesi için de girişimlerde bulunmuştur. Erdoğan’ın zirvede özellikle savunma sanayiindeki ticaret engellerinin kaldırılması yönündeki çağrısı, sonuç bildirgesinde yer alan “müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerinin kaldırılması” kararında doğrudan karşılığını bulmuştur. Böylece Türkiye sermaye sınıfının Avrupa silah pazarından daha büyük pay alma beklentisi, NATO’nun yeni sanayi politikasıyla uyumlu hale getirilmiştir. “Yerli ve milli” söylemiyle pazarlanan savunma sanayii politikalarının gerisinde, kamu kaynaklarının silah tekellerine aktarılması ve savaş ekonomisinden daha fazla kâr elde edilmesi hedefi bulunmaktadır.
Bugün Türkiye’de milyonlarca işçi açlık sınırında yaşam mücadelesi verirken, emekliler insanca yaşam koşullarından mahrum bırakılırken, gençler geleceksizlik içinde işsizliğe mahkûm edilirken, kamu kaynakları savaş sanayiine ve askeri harcamalara aktarılmaktadır. Bu yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. NATO üyesi bütün ülkelerde emekçilerden kesilen vergiler silah şirketlerinin kasalarına aktarılmaktadır. Kapitalizm, kendi krizinin faturasını işçi sınıfına ödetirken, savaş politikalarını da milliyetçilik ve güvenlik söylemleriyle meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Bugün dünya yeni bir silahlanma yarışına sürüklenmektedir. NATO ile rakip emperyalist bloklar arasındaki rekabet yalnızca devletler arası bir güç mücadelesi değildir; aynı zamanda dünya halklarının geleceğini tehdit eden yeni bir paylaşım kavgasıdır. Bir yanda emperyalist merkezler kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışırken, diğer yanda milyonlarca insan savaş, göç, açlık ve yıkımla karşı karşıya kalmaktadır. Kapitalizmin vaat ettiği “istikrar”ın gerçekte savaş, sömürü ve baskı olduğu bir kez daha görülmektedir.
Bu nedenle NATO’ya karşı mücadele yalnızca bir dış politika tartışması değildir. Bu mücadele aynı zamanda emperyalizme, militarizme ve kapitalist sömürü düzenine karşı verilen sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gerçek barış, emperyalist bloklardan herhangi birinin güçlenmesinde değil; halkların kendi kaderini özgürce belirleyebildiği, ulusların eşitliği temelinde kurulan, sömürünün ve savaşın ortadan kaldırıldığı bir toplumsal düzendedir.
Bugün savaş bütçelerine karşı ekmek, silah tekellerine karşı emek, emperyalist ittifaklara karşı halkların enternasyonal dayanışmasını büyütmek her zamankinden daha yaşamsal bir görevdir. NATO 3.0’ın ilan ettiği gelecek; daha fazla silah, daha fazla sömürü ve daha fazla savaş vaat etmektedir. Emekçi halkların geleceği ise bu düzene boyun eğmekte değil, emperyalizme ve kapitalizme karşı ortak mücadeleyi büyütmektedir.
(1) NATO 3.0, NATO’nun resmî bir doktrini değil; 2025 Lahey Zirvesi sonrasında özellikle Batılı strateji çevrelerinde kullanılan bir kavramdır. Avrupa’nın yeniden silahlandırılmasını, savunma harcamalarının artırılmasını, savaş sanayiinin genişletilmesini, yapay zekâ ve yeni teknolojilerin askeri kapasiteye entegrasyonunu ve ittifakın uzun süreli büyük güç rekabetine göre yeniden yapılandırılmasını ifade etmektedir.
Kolektif Mücadele Platformu
