Coğrafyanın Hafızasını Silmek: HTŞ’nin Tekçi Politikaları ve Suriye Halklarının Demokratik Geleceğine Yönelik Tehdit – Serhat Yılmaz

kobane

Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden savaş, yalnızca kentleri ve yaşam alanlarını değil, halkların ortak tarihini, kültürel mirasını ve toplumsal dokusunu da derinden tahrip etti. Emperyalist güçlerin müdahaleleri, bölgesel iktidar mücadeleleri ve cihatçı örgütlerin sahada güç kazanması, ülkeyi halkların eşitliği temelinde yeniden inşa etmek yerine yeni çatışma ve paylaşım alanlarına dönüştürdü.

Bugün gelinen aşamada, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin bölgesel politikaları ile Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri ve siyasi müdahaleleri, DAİŞ’e karşı verilen mücadele sonucunda halkların ağır bedeller ödeyerek elde ettiği demokratik kazanımların tasfiye edilmesine zemin hazırlayan yeni bir süreci beraberinde getiriyor. Özellikle Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğünde şekillenen yeni yönetim anlayışının güç kazanması, yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda Suriye’nin çok uluslu, çok inançlı ve çok dilli toplumsal yapısını tekçi bir anlayış doğrultusunda yeniden biçimlendirme girişimi olarak öne çıkıyor.

Kürtler başta olmak üzere Aleviler, Süryaniler, Ermeniler, Dürziler, Hristiyanlar, Êzidîler ve diğer kadim halkların tarihsel varlığı, kültürel hakları ve siyasal temsilinin baskı altına alınması; savaşın ardından demokratik ve çoğulcu bir gelecek beklentisini zayıflatan en önemli gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor. Yaşanan süreç, yalnızca idari değişikliklerden ibaret değil; coğrafyanın hafızasını yeniden yazmayı, halkların tarihsel belleğini görünmez kılmayı ve çok kültürlü toplumsal yapıyı tek kimlikli bir siyasal modele uyarlamayı hedefleyen kapsamlı bir dönüşüm niteliği taşıyor.

Bu yönelimin en görünür örneklerinden biri, Kürt kentlerinin tarihsel isimlerine yönelik müdahaleler oldu. Özellikle Kobanê isminin yeniden “Ayn el-Arab” adıyla kullanılmasının gündeme taşınması, bölge halkı tarafından basit bir idari düzenleme olarak değil, halkın tarihsel belleğine ve kimliğine yönelik siyasal bir müdahale olarak değerlendiriliyor.

Yer isimleri yalnızca haritalarda yer alan coğrafi ifadeler değildir. Onlar halkların dili, kültürü, tarihi ve kolektif hafızasının ayrılmaz parçalarıdır. Bir kentin tarihsel adını değiştirmek, yalnızca tabelaları değil; o coğrafyada yaşayan halkların belleğini, direnişini ve tarihsel sürekliliğini de hedef alan ideolojik bir müdahale anlamına geliyor.

Hesekê’de gerçekleştirilen kitlesel açıklamada, isim değişikliği girişimlerinin halkların iradesini yok saydığı ve tarihsel hafızaya yönelik bir saldırı niteliği taşıdığı ifade edildi. Açıklamada, “Kobanê adı bu halkın tarihidir, dilidir, kültürüdür ve direnişidir. Hiçbir idari karar halkların belleğini ve tarihsel gerçekliğini ortadan kaldıramaz.” denilerek, tarihsel isimlerin korunmasının halkların varoluş hakkının bir parçası olduğu vurgulandı.

Açıklamaya katılanlar, geçmişte Baas rejiminin uyguladığı Araplaştırma politikalarının yarattığı tahribatı hatırlatarak, bugün farklı siyasal aktörler eliyle benzer sonuçlar doğurabilecek tekçi uygulamaların da kabul edilemeyeceğini dile getirdi.

2014-2015 yıllarında DAİŞ saldırıları karşısında Kobanê’de verilen mücadele, yalnızca bir kentin savunulması değil; halkların ortak direnişinin ve uluslararası dayanışmanın simgelerinden biri haline geldi. Kadınların öncülüğünde gelişen direniş, farklı halklardan binlerce insanın ortak mücadelesiyle cihatçı barbarlığa karşı tarihsel bir dönüm noktası yarattı. Bu nedenle Kobanê isminin hedef alınması, yalnızca bir yer adının değiştirilmesi değil; DAİŞ’e karşı kazanılan tarihsel başarının ve ortak direniş hafızasının silikleştirilmesine yönelik ideolojik bir girişim olarak görülmelidir.

Suriye’nin yeniden inşasının herhangi bir mezhebin, etnik kimliğin ya da siyasal hareketin tahakkümü üzerine değil; halkların eşitliği, laiklik, demokratik katılım ve gönüllü birlik temelinde gerçekleşmesi kalıcı barışın ön koşuludur. Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin, Türkmenlerin, Çerkeslerin, Alevilerin, Dürzilerin, Êzidîlerin ve Hristiyan toplulukların eşit haklarla yaşayacağı demokratik bir toplumsal düzen kurulmadan savaşın yarattığı yıkımın aşılması mümkün görünmüyor.

Tek dil, tek kimlik ve tek inanç anlayışını esas alan siyasal projeler, yalnızca kültürel çeşitliliği değil, Suriye halklarının ortak geleceğini de tehdit ediyor. Ortadoğu’nun yakın tarihi, inkâr, asimilasyon ve zor politikaları üzerine kurulan hiçbir düzenin kalıcı olmadığını defalarca gösterdi. Halkların dili yasaklanabilir, kentlerin isimleri değiştirilebilir, kültürel miras hedef alınabilir; ancak halkların ortak hafızası ve özgürlük mücadelesi ortadan kaldırılamaz.

Bugün Suriye’de yürütülen mücadele yalnızca toprakların ya da siyasal iktidarın paylaşımı değildir. Aynı zamanda halkların tarihine, kimliğine, kültürüne ve birlikte yaşama iradesine sahip çıkma mücadelesidir. DAİŞ’e karşı ağır bedeller ödenerek kazanılan demokratik mevzilerin tasfiyesi, yalnızca Kürt halkını değil, Suriye’nin bütün halklarının ortak geleceğini tehdit etmektedir. Gerçek çözüm; emperyalist müdahalelerden, cihatçı siyasal projelerden ve tekçi devlet anlayışından değil, işçilerin, emekçilerin, kadınların ve ezilen halkların eşitlik, özgürlük ve demokratik ortak yaşam mücadelesinden geçmektedir. Coğrafyanın hafızasını silmeye çalışanlar geçici olabilir; ancak halkların ortak direnişi ve özgürlük iradesi, tarihin asıl kurucu gücü olmaya devam edecektir.

Exit mobile version