NATO Zirvesi, Emperyalist Yeniden Yapılanma ve Türkiye’nin Yeni Rolü

Mato05

NATO Zirvesi, Emperyalist Yeniden Yapılanma ve Türkiye’nin Yeni Rolü

Uluslararası emperyalist askeri blok NATO, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Zirve öncesinde AKP-MHP iktidarı, emperyalist efendilerine sorunsuz bir ev sahipliği sunabilmek için Ankara’yı adeta olağanüstü hâl koşullarına soktu. Kent günler öncesinden abluka altına alındı; polis terörü tırmandırıldı, yüzlerce devrimci, sosyalist ve demokratın evi basıldı, çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.

Saray rejimi, NATO’nun savaş politikalarını protesto edebilecek her sesi bastırmak için en temel demokratik hakları fiilen askıya aldı. Ancak bütün baskılara rağmen devrimci ve sosyalist güçler Türkiye’nin birçok kentinde sokaklara çıkarak NATO’yu, emperyalist savaş politikalarını ve AKP iktidarının işbirlikçi çizgisini protesto etti.

Bugünün anti-emperyalist mücadelesi, 6. Filo askerlerini denize döken 68 devrimciliğinin mirasını taşımaktadır. Elbette 2004 İstanbul NATO Zirvesi protestoları bugüne göre daha kitlesel ve daha militan bir karaktere sahipti. Ancak bugün açık faşizmin kurumsallaştığı, ifade özgürlüğünün sistematik biçimde ortadan kaldırıldığı, sendikal ve siyasal muhalefetin sürekli baskı altına alındığı koşullarda sokağa çıkabilmek başlı başına siyasal bir iradedir. Bu nedenle gerçekleştirilen eylemler niceliğinden bağımsız olarak önemli ve değerlidir.

NATO’nun Dönüşümü: Emperyalizmin Yeni Savaş Konsepti

Ankara’da gerçekleştirilen zirve yalnızca rutin bir NATO toplantısı değildir. Bu zirve, ABD emperyalizminin derinleşen hegemonya krizine verdiği askeri ve siyasal yanıtın önemli halkalarından biridir.

Kapitalist-emperyalist sistem uzun süredir çok yönlü bir kriz içerisindedir. Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri yükselişi; Rusya ile geliştirdiği stratejik ortaklık, enerji kaynakları, ticaret yolları, yarı iletken teknolojileri ve nadir toprak elementleri üzerindeki rekabet, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu küresel üstünlüğü ciddi biçimde sarsmaktadır.

Bu nedenle Washington, NATO’yu yalnızca Avrupa’nın savunmasını esas alan bir askeri ittifak olmaktan çıkararak küresel ölçekte ABD çıkarlarını koruyan saldırı ve müdahale aygıtı haline getirmeye çalışmaktadır. Son yıllarda “NATO 3.0” olarak ifade edilen dönüşümün temel amacı da budur.

ABD açısından öncelikli hedef, Çin’in yükselişini durdurmak; Rusya’yı uzun süreli bir yıpratma savaşına mahkûm etmek ve Ortadoğu’da yeniden mutlak hegemonya kurmaktır. Bunun için Ukrayna savaşının yükünün giderek Avrupa devletlerine devredilmesi, Avrupa’nın askeri harcamalarının artırılması ve ABD’nin stratejik kapasitesini Asya-Pasifik ile Ortadoğu’ya kaydırması hedeflenmektedir.

Avrupa ülkelerine savunma bütçelerini milli gelirin yüzde 5’ine kadar yükseltme baskısı da bu stratejinin ürünüdür. Böylece ABD kendi küresel rekabetine odaklanırken Avrupa, Rusya’ya karşı daha fazla askeri ve ekonomik sorumluluk üstlenecektir.

Bu dönüşüm yalnızca jeopolitik değildir. Emperyalist rekabet; enerji kaynakları, nadir toprak elementleri, ticaret koridorları, dijital teknolojiler, yapay zekâ, yarı iletken üretimi ve silah sanayisi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla NATO’nun yeni konsepti aynı zamanda kapitalist sistemin yeni sermaye birikim modelinin askeri ayağını oluşturmaktadır.

Ortadoğu Yeni Savaş Cephesi

ABD açısından Çin’e karşı yürütülen küresel rekabet yalnızca Pasifik’te değil, Ortadoğu’da da belirleyici olacaktır.

Filistin direnişini ezmeye çalışan İsrail saldırganlığı, Lübnan’a yönelik operasyonlar, İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskılar, Suriye’nin yeniden emperyalist çıkarlar doğrultusunda şekillendirilme çabaları bu stratejinin parçalarıdır.

Ortadoğu’daki mücadele yalnızca askeri değildir. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne karşı geliştirilen IMEC koridoru başta olmak üzere yeni ticaret yolları, enerji nakil hatları ve lojistik merkezleri emperyalist paylaşım savaşının temel başlıklarından biri haline gelmiştir.

Bu nedenle Ortadoğu üzerindeki hakimiyet mücadelesi, emperyalist sistem içindeki yeniden paylaşım savaşının en önemli cephelerinden biridir.

Avrupa’nın Militarizasyonu

NATO’nun yeni yönelimi ilk bakışta Avrupa’nın geri plana itilmesi gibi görünse de Avrupa tekelleri bu süreci kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktadır.

Almanya başta olmak üzere Avrupa kapitalizmi uzun süredir ekonomik durgunluk yaşamaktadır. Sanayi üretimindeki gerileme, yüksek enerji maliyetleri ve uluslararası rekabet karşısındaki güç kaybı Avrupa sermayesini yeni kâr alanları aramaya yöneltmektedir.

Silahlanma yarışı bu nedenle Avrupa açısından yalnızca güvenlik meselesi değil, aynı zamanda yeni bir sermaye birikim modelidir. Savunma sanayisine yapılan yatırımlar, dijital dönüşüm ve askeri teknolojiler ekonomik durgunluğu aşmanın araçlarından biri olarak görülmektedir.

Militarizasyon, Avrupa kapitalizminin krizini aşmak için başvurduğu yöntemlerden biridir.

Türkiye’nin Yeni Rolü

2024 Washington Zirvesi’nde 2026 NATO Zirvesi’nin Türkiye’de yapılmasının kararlaştırılması tesadüf değildir. Bu karar, Türkiye’nin NATO’nun yeni savaş konsepti içindeki öneminin arttığını göstermektedir.

Son yıllarda AKP iktidarı zaman zaman Rusya ile Batı arasında denge siyaseti yürüttüğü görüntüsü vermeye çalıştı. S-400 alımı ile F-35 programına katılma girişimleri bu salınımın örnekleriydi. Ancak bugün gelinen noktada bu politikanın sınırlarına ulaşıldığı görülmektedir.

Suriye’de BAAS rejiminin yıkılması sonrasında oluşan yeni tablo ve Ankara’nın ABD’nin bölgesel planlarıyla büyük ölçüde uyumlu hareket etmesi, Türkiye’nin yeniden NATO eksenine daha güçlü biçimde bağlandığını göstermektedir.

Adana’da kurulacak NATO kolordusu ve Beykoz’da oluşturulacak yeni deniz komutanlığı; Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki NATO operasyonlarında Türkiye’ye daha merkezi bir rol biçildiğini göstermektedir.

Bunun ekonomik boyutu da bulunmaktadır. Devlet teşvikleriyle büyütülen savunma sanayisi, Avrupa’nın hızlanan militarizasyon sürecinde önemli tedarikçilerden biri haline getirilmektedir. İHA, SİHA, mühimmat ve çeşitli askeri ekipman ihracatındaki artış bu stratejinin ekonomik ayağını oluşturmaktadır.

ABD’nin Avrupa’daki askeri yükünü azaltma planı, Ankara tarafından bölgesel nüfuzunu artıracak bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Avrupa’nın yeni “güvenlik mimarisinin” parçası olunacağı yönündeki açıklamaları da bu yönelimin siyasal ifadesidir.

Türkiye burjuvazisi, emperyalist sistem içerisindeki hegemonya krizini kendi bölgesel sermaye birikimi açısından fırsata çevirmeye çalışmaktadır. Ancak bu politika bağımsızlık değil, emperyalist sistem içerisinde daha etkin bir taşeronluk rolüne talip olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Emperyalist Savaşın İç Politikadaki Karşılığı

Saray rejiminin son dönemde sıkça dile getirdiği “iç cepheyi güçlendirme” söylemi tesadüfi değildir.

Emperyalist savaş hazırlıkları içeride daha otoriter bir yönetim biçimini zorunlu kılmaktadır. İşçi sınıfının hak arama mücadeleleri, grevler, Kürt halkının demokratik talepleri, devrimci ve sosyalist hareket ile tüm toplumsal muhalefet “milli güvenlik” söylemi altında bastırılmaya çalışılmaktadır.

Düzen muhalefeti de büyük ölçüde bu güvenlik politikalarının sınırları içerisine çekilmekte; NATO üyeliği, silahlanma politikaları ve emperyalist ittifaklar konusunda iktidarla benzer bir çizgide konumlanmaktadır.

Dolayısıyla içeride faşizmin kurumsallaştırılması ile dışarıdaki savaş hazırlıkları birbirinden bağımsız değildir. Bunlar aynı sermaye düzeninin iki tamamlayıcı unsurudur.

Sonuç

Ankara NATO Zirvesi, emperyalist sistemin yeni paylaşım savaşlarının hazırlık toplantılarından biridir. NATO’nun yeniden yapılandırılması; Çin’e karşı kuşatma stratejisinin, Rusya’yı yıpratma politikasının ve Ortadoğu’da ABD hegemonyasını yeniden kurma girişimlerinin askeri ifadesidir.

Bugün emperyalist bloklar arasındaki rekabet; enerji kaynakları, ticaret yolları, nadir toprak elementleri, yüksek teknoloji, silah sanayisi ve yeni pazarların paylaşımı üzerinden derinleşmektedir. Bunun bedelini ise dünyanın dört bir yanında işçiler, emekçiler ve ezilen halklar ödemektedir.

Türkiye sermaye sınıfı da bu yeniden paylaşım sürecinde bağımsız bir çizgi izlememekte; NATO’nun bölgesel savaş stratejisinde daha etkin rol üstlenerek hem siyasal hem ekonomik kazanç elde etmeye çalışmaktadır. İçeride baskının, dışarıda savaş hazırlıklarının yoğunlaşmasının temel nedeni budur.

İşçi sınıfı ve ezilen halklar açısından çözüm; ne NATO’nun ne de rakip emperyalist blokların yanında saf tutmaktır. Gerçek anti-emperyalist mücadele, emperyalist savaşları üreten kapitalist sistemi hedef alan, yerli işbirlikçi sermaye sınıfına ve faşist iktidara karşı bağımsız devrimci sınıf mücadelesini büyütmektir.

Bugün görev, emperyalizme, NATO’ya, Siyonizm’e ve onların yerli işbirlikçilerine karşı anti-emperyalist mücadeleyi yükseltmek; savaş politikalarına karşı işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların ortak devrimci direnişini örgütlemektir.

Kolektif Mücadele Platformu

Exit mobile version