FİDEL 100 YAŞINDA, KÜBA DİRENİYOR: YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM! 

Kubafidel

Küba Devrimi’nin tarihsel önderi Fidel Castro, doğumunun 100. yılında yalnızca bir devlet adamı olarak değil, emperyalizme meydan okuyan bir devrimin simgesi olarak anıldı.

ABD’nin onlarca yıldır ekonomik, siyasi ve diplomatik kuşatma altında tutmaya çalıştığı Küba’da binlerce insan sokaklarda, salonlarda, meydanlarda ve kültür merkezlerinde Fidel’in devrimci mirasına sahip çıktı.

Mesaj açıktı:

Küba teslim olmadı, olmayacak.

Başkent Havana’dan ülkenin dört bir yanına yayılan anmalarda Fidel Castro’nun yaşamı, Küba Devrimi’nin tarihsel kazanımları ve emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesi yeniden hatırlatıldı.

Uluslararası Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen paneller, sergiler, konserler ve kültürel etkinlikler yalnızca bir anma programı değildi. Aynı zamanda Washington’ın onlarca yıldır boğmaya çalıştığı bir halkın tarihsel hafızasının hâlâ canlı olduğunun göstergesiydi.

Etkinliklerde Castro’nun fotoğraflarının yanında devrimci bağımsızlık iradesini özetleyen slogan yükseldi:

YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM!

RAUL CASTRO SALONA GİRDİ, DEVRİMİN HAFIZASI AYAĞA KALKTI

Havana’daki büyük anmaya Küba Devrimi’nin yaşayan tarihsel önderlerinden Raul Castro da katıldı.

95 yaşındaki Raul Castro’nun salona girişi, katılımcılar tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

Bu alkış yalnızca Raul Castro’ya değildi.

Sierra Maestra’dan Havana’ya uzanan devrimci mücadeleye, Batista diktatörlüğünü deviren gerillalara, emperyalizmin burnunun dibinde sosyalizmi kurmaya girişen Küba halkına ve yarım yüzyılı aşkın süredir sürdürülen kuşatmaya rağmen diz çökmeyen bir ülkenin tarihineydi.

Raul Castro, 2018 yılında devlet başkanlığı görevinden ayrılmış olsa da Fidel Castro ile birlikte Küba’nın devrim sonrası tarihinde belirleyici rol oynayan isimlerin başında geliyor.

Anmalarda da Fidel Castro yalnızca geçmişin bir figürü olarak ele alınmadı. Onun adı, bugün hâlâ Latin Amerika’dan Afrika’ya, dünyanın birçok bölgesinde bağımsızlık, anti-emperyalizm ve sosyalizm tartışmalarının parçası olmaya devam ediyor.

EMPERYALİZMİN DEĞİŞMEYEN SİLAHI: ABLUKA

Fidel Castro’nun 100. doğum yılının anıldığı Küba, bugün ağır bir ekonomik kuşatmanın altında.

ABD’nin Küba’ya karşı onlarca yıldır sürdürdüğü abluka ve yaptırım politikaları, ülkenin dış ticaretten enerjiye, finanstan temel ihtiyaç maddelerine kadar birçok alanda hareket alanını daraltıyor.

Washington yönetimleri değişiyor.

Başkanlar değişiyor.

Söylemler değişiyor.

Ama Küba’ya yönelen emperyalist baskının özü değişmiyor.

Amaç, Küba halkını ekonomik darboğazla terbiye etmek; gündelik yaşamı zorlaştırarak sosyalizmin toplumsal dayanaklarını aşındırmak ve 1959 Devrimi’nin açtığı tarihsel yolu tersine çevirmek.

Yakıt sevkiyatlarına getirilen kısıtlamalar, finansal yaptırımlar ve ekonomik kuşatma, Küba’nın kendi iç ekonomik sorunlarıyla birleşerek enerji, ulaşım ve temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sıkıntılar yaratıyor.

Bu tablonun ortasında ABD yönetimleri ise yıllardır aynı siyasi hesabın peşinde:

Devrim silahla yıkılamıyorsa açlıkla teslim alınabilir mi?

Küba halkının karşı karşıya olduğu ekonomik güçlükleri, bu kuşatma gerçeğini yok sayarak açıklamak mümkün değil.

Çünkü Küba yalnızca ekonomik sorunlarla mücadele eden küçük bir Karayip ülkesi değil; dünyanın en büyük ekonomik ve askeri güçlerinden birinin onlarca yıldır sistematik baskısına maruz bırakılan bir ülke.

KÜBA’NIN “SUÇU”: ABD’YE BOYUN EĞMEMEK

Küba’nın emperyalizm açısından asıl “suçu” hiçbir zaman yalnızca sosyalist bir ekonomi kurmaya çalışması olmadı.

Asıl suç, Washington’ın arka bahçesi saydığı Latin Amerika’da bağımsızlığın mümkün olduğunu göstermesiydi.

1959 Devrimi bunun için tarihsel bir kırılmaydı.

Küba Devrimi, Batista diktatörlüğünü devirdi; ABD sermayesinin ve yerli egemen sınıfların ayrıcalıklarına meydan okudu; sağlık ve eğitim gibi temel alanları kamusal bir hak olarak yeniden örgütlemeye girişti.

Ve bütün bunları ABD kıyılarından yalnızca birkaç yüz kilometre uzakta yaptı.

Domuzlar Körfezi çıkarmasından sabotajlara, diplomatik yalnızlaştırmadan ekonomik ambargoya kadar Küba’ya yönelen saldırıların ardında tam da bu gerçek vardı.

Çünkü emperyalizm için en tehlikeli örnek, kendisine “hayır” diyebilen bir halktır.

FİDEL’İN 100. YAŞINDA AYNI SORU

Fidel Castro’nun doğumunun 100. yılında Küba sokaklarından yükselen sloganlar, geçmişe duyulan nostaljiden ibaret değil.

Dünyanın farklı bölgelerinde emperyalist müdahalelerin, ekonomik yaptırımların ve büyük güç rekabetinin halkları kuşattığı koşullarda Fidel Castro’nun siyasal mirası yeniden tartışılıyor.

Fidel’in siyasal yaşamının merkezindeki fikir son derece açıktı:

Bir ülkenin bağımsızlığı, yalnızca bayrağının ve sınırlarının olması değildir.

Ekonomisini, kaynaklarını, geleceğini ve siyasal iradesini başka bir gücün çıkarlarına teslim etmeme meselesidir.

Küba’nın onlarca yıllık mücadelesinin merkezinde de tam olarak bu bulunuyor.

YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM!

ABD ablukası Küba ekonomisini yaralıyor.

Yaptırımlar halkın gündelik yaşamını ağırlaştırıyor.

Enerji krizi, üretim sorunları ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan güçlükler ülkenin önündeki gerçek sorunlar olarak duruyor.

Ancak Washington’ın onlarca yıllık kuşatmasının başaramadığı bir şey var:

Küba Devrimi’nin hafızasını silmek.

Fidel Castro’nun 100. yaşında düzenlenen anmalar da bunun göstergesi oldu.

Devrimin önderleri yaşlanabilir.

Bir kuşak sahneden çekilebilir.

Tarih değişebilir.

Ama Küba’nın meydanlarından yükselen söz hâlâ aynı:

Bağımsızlık teslim alınamaz.

Bir halkın kaderi Washington’da belirlenemez.

Ve Fidel’in yüz yıl sonra bile Küba sokaklarında yankılanan mücadele çağrısı:

YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM!

Exit mobile version