İnsanlığın Yitirildiği Bir Savaş: Irkçı Ben-Gvir ve Gazze’de Ölümün Siyaseti – Şemdin Şimşir

sızonıst

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı ırkçı Ben-Gvir’in Gazze’de yürütülen saldırıların yeterince sert olmadığını savunarak her gece 30-40 kişinin hedef alınması gerektiğini söylemesi, yalnızca aşırı sağcı bir siyasetçinin provokatif çıkışı değildir. Bu sözler, Filistinlilerin yaşamını değersizleştiren, insanları kimlikleri üzerinden düşmanlaştıran ve ölümü siyasal bir programa dönüştüren ırkçı bir zihniyetin açık dışavurumudur.

Her gece 30 kişi. Her gece 40 kişi. Sonra ertesi gece yeniden.

Bir bakanın insanların ölümünü günlük bir kota gibi konuşabilmesi, Gazze’deki savaşın ulaştığı ahlaki çöküşü bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Bu rakamların arkasında insanlar vardır. Çocuklar, anneler, babalar, işçiler, öğrenciler, sağlık çalışanları, yıkılmış evler ve bir daha kurulamayacak hayatlar vardır. İnsan yaşamını rakama indirgeyen bu anlayışın adı güvenlik siyaseti değil, ölüm siyasetidir.

Ben-Gvir’in bazı insanların “yaşamayı hak etmediğini” ve “insan olmadığını” söylemesi de tesadüf değildir. Irkçılık tam olarak burada başlar: Önce bir halkın insanlığı inkâr edilir, ardından hakları tartışmaya açılır, sonra topluca tehdit ilan edilir ve sonunda öldürülmeleri sıradanlaştırılır.

Önce insanın adı silinir.

Sonra yüzü silinir.

Sonra hayatı bir rakama dönüşür.

Ardından ölümünün hesabı bile sorulmaz.

Gazze’de yaşananların en korkunç yanlarından biri tam da budur: İnsan hayatının sistematik biçimde değersizleştirilmesi.

Gazze bugün yalnızca askeri operasyonların yürütüldüğü bir alan değildir. Yüz binlerce insanın yerinden edildiği, mahallelerin yıkıldığı, hastanelerin kapasitesinin çöktüğü, insanların temiz suya, gıdaya ve temel sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlandığı devasa bir insani yıkım alanıdır. Böyle bir ortamda daha fazla ölüm çağrısı yapmak, güvenlik arayışı değil, şiddetin süreklileştirilmesini istemektir.

Ben-Gvir’in söylemleri Gazze’deki savaşı yalnızca Hamas’a karşı yürütülen bir operasyon olarak açıklamanın ne kadar sahtekâr ve çarpıtma olduğunu da gösteriyor. Çünkü aynı siyasetçi Filistinlilerin Gazze’den göç ettirilmesini, İsrail’in bölge üzerinde kalıcı egemenlik kurmasını ve yeniden Yahudi yerleşimlerinin oluşturulmasını da savunuyor.

Burada yalnızca bir askeri çatışmadan değil, bir halkın toprağının, nüfusunun ve geleceğinin zor yoluyla yeniden şekillendirilmesinden söz ediyoruz.

Bir halkın yaşadığı topraklardan uzaklaştırılmasını savunmak, o topraklarda başka bir nüfusun yerleşimini istemek ve bütün bunları askeri güçle desteklemek yalnızca “aşırı sağcı fikirler” diye geçiştirilemez. Bu, sömürgeci ve ırkçı bir siyasal programın parçalarıdır.

Sivillerin öldürülmesini failin kimliğine göre meşrulaştırılamaz. İsrailli bir çocuğun yaşamı nasıl değerliyse Filistinli bir çocuğun yaşamı da aynı derecede değerlidir.

Bir halkın topluca cezalandırılmasını meşru hale getiremez. Bir suç başka bir suçun gerekçesi olamaz. Bir halkın güvenliği başka bir halkın mezarlığı üzerine kurulamaz.

Bir devletin kendisini savunma hakkı, sivilleri sınırsız biçimde öldürme hakkı anlamına gelmez.

İşte Ben-Gvir’in çizgisi bu sınırı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Filistinliyi birey olmaktan çıkarıp “düşman nüfus” haline getiriyor. Böylece çocuk ile savaşçı, hasta ile asker, sivil ile silahlı kişi arasındaki ayrımın siyasal olarak bulanıklaştırıldığı bir zemin yaratılıyor.

Bu yalnızca tehlikeli değil, aynı zamanda tarihsel olarak son derece karanlık bir yoldur.

Çünkü insanlıktan çıkarma dili hiçbir zaman masum değildir.

Bir topluluğun üyelerine “insan değiller” denildiği anda, o insanların başına gelecek her türlü şiddetin önündeki ahlaki engeller zayıflatılır.

Ben-Gvir’in sözlerini bu nedenle “sert çıkış”, “radikal açıklama” veya “tartışmalı görüş” gibi yumuşatılmış ifadelerle geçiştirmek doğru değildir.

Ortada açık bir ırkçı siyaset vardır.

Bir halkın üyelerinin yaşamaya layık olmadığını söylemek ırkçılıktır.

Bir halkın kitlesel biçimde yerinden edilmesini savunmak ırkçılıktır.

Bir halkın yaşadığı toprak üzerinde başka bir topluluğun üstünlüğünü askeri güçle kalıcılaştırmak istemek ırkçılıktır.

Ve bütün bunları devlet gücünün merkezinden söylemek, meseleyi bireysel nefretin çok ötesine taşır.

Ben-Gvir marjinal bir sokak provokatörü değildir. İsrail hükümetinin bir bakanıdır. Devletin güvenlik mekanizmasının önemli parçalarından biri üzerinde yetki sahibidir. Dolayısıyla söyledikleri yalnızca kişisel öfke değil, aşırı ırkçı hastalıklı bir beyin, Siyonist yönelimin gerçek yüzüdür.  

Bu hastalıklı Siyonist kafa yapısı savaş ortamını kullanarak daha fazla güç kazanmaktadır.

Bu yalnızca İsrail’e özgü bir tehlike değildir. Dünyanın birçok yerinde aşırı sağ aynı yöntemle büyüyor: Ekonomik ve toplumsal krizlerin gerçek sorumlularını gizleyip halklara yeni düşmanlar gösteriyor.

Göçmeni düşman ilan ediyor.

Mülteciyi düşman ilan ediyor.

Müslümanı düşman ilan ediyor.

Filistinliyi düşman ilan ediyor.

Sonra bütün toplumsal sorunların kaynağını bu gruplarmış gibi sunuyor.

Egemenlerin serveti büyürken yoksullar birbirine düşman ediliyor.

Silah şirketleri milyarlar kazanırken halklara savaş düşüyor.

Siyasetçiler ekranlardan daha fazla ölüm talep ederken çocuklar enkaz altında kalıyor.

Gazze savaşının sınıfsal yüzü de burada ortaya çıkıyor.

Bu savaşın bedelini Ben-Gvir ödemiyor.

Silah şirketlerinin patronları ödemiyor.

Milyarderler ödemiyor.

Bedeli Gazze’nin yoksulları ödüyor.

Çocuklar ödüyor.

İşçiler ödüyor.

Sağlık çalışanları ödüyor.

Evini kaybeden aileler ödüyor.

İsrail toplumunda da savaşın bedelini sıradan insanlar, asker aileleri, yakınları ve geleceği militarizme mahkûm edilen gençler ödüyor.

Savaşın kazananları ise çoğu zaman silah tekelleri, yayılmacı siyasal projeler ve iktidarını korku üzerinden yeniden üreten aşırı sağcı güçler oluyor.

Bu nedenle Filistin halkıyla dayanışmak Yahudi halkına düşmanlık değildir.

İsrail devletinin politikalarını eleştirmek antisemitizm değildir.

Tam tersine, gerçek enternasyonalizm bütün halkların yaşam hakkını aynı kararlılıkla savunmayı gerektirir.

Mücadele Yahudilere karşı değildir.

Mücadele İsraillilere karşı değildir.

Mücadele işgale, sömürgeciliğe, ırkçılığa, militarizme, kolektif cezalandırmaya ve zorla yerinden etmeye karşıdır.

Gazze’de bugün yitirilen yalnızca insan hayatları değildir.

Dünyanın vicdanı da aşınıyor.

Bir çocuğun parçalanmış bedenine alıştığımızda insanlık kaybediyor.

Bir annenin feryadı sıradan bir görüntüye dönüştüğünde insanlık kaybediyor.

Bir hastanenin yıkılması birkaç günlük habere dönüştüğünde insanlık kaybediyor.

Bir bakan çıkıp her gece onlarca insanın öldürülmesini savunduğunda ve dünya bunu yalnızca “tartışmalı açıklama” diye izlediğinde insanlık bir kez daha kaybediyor.

Savaş yalnızca bedenleri öldürmez.

Vicdanı da öldürür.

Ölümün normalleşmesi, savaşın en büyük zaferidir.

Bu nedenle Gazze’nin ihtiyacı daha fazla bomba değildir.

Daha fazla ölüm listesi değildir.

Daha fazla mezar değildir.

Gazze’nin ihtiyacı ateşkes, su, gıda, hastane, okul, ev, özgürlük ve yaşamdır.

Filistin halkının ihtiyacı merhamet değil, haktır.

Kendi toprağında yaşama hakkı.

Kendi geleceğini belirleme hakkı.

Çocuklarını bombardıman altında değil, özgür bir ülkede büyütme hakkı.

Bugün asıl soru yalnızca ırkçı Ben-Gvir’in ne söylediği değildir.

Asıl soru şudur:

Bir devletin bakanı bir halkın üyelerine “insan değiller” diyebiliyor, her gece onlarcasının öldürülmesini savunabiliyor ve milyonlarca insanın yerinden edilmesini siyasal hedef haline getirebiliyorsa, dünya buna daha ne kadar sessiz kalacak?

İnsan hayatı Ben-Gvir’in ölüm kotası değildir.

Filistinliler rakam değildir.

Gazze boş bir toprak değildir.

Orada yaşayan milyonlarca insan vardır.

Her birinin adı vardır.

Her birinin ailesi vardır.

Her birinin geçmişi vardır.

Her birinin geleceği vardır.

Hiçbir devlet, hiçbir ordu ve hiçbir ırkçı bakan bir halkın hangi üyelerinin yaşamayı hak ettiğine karar verme hakkına sahip değildir.

Gazze’de bugün insanlık ağır bir sınavdan geçiyor.

Ölümün sıradanlaştırılmasına sessiz kalmak, ölüm siyasetinin normalleşmesine alan açmaktır.

Bizim tarafımız yaşamdır.

İşgale karşı özgürlük.

Savaşa karşı barış.

Irkçılığa karşı halkların kardeşliği.

Sömürgeciliğe karşı halkların kendi kaderini tayin hakkı.

Ölüm siyasetine karşı yaşam.

Gazze’de yitirilen yalnızca hayatlar değil, insanlığın kendisidir. Ve ırkçı Ben-Gvir’in dili, bu insanlık kaybının siyasal ifadesidir.

Exit mobile version