Zürich’te Zorla Gönderme Girişimi Direniş ve Dayanışma Karşısında Geri Tepti: Dilan Özgün ve Beş Çocuğu Serbest

multecı

ZÜRİH – Zürih’teki Rückkehrzentrum Oberhalden geri gönderme merkezinde bu sabah zorla sınır dışı edilmek istenen Dilan Özgün ve beş çocuğunun, kampta gösterilen direniş ve dışarıya yapılan dayanışma çağrılarının ardından yeniden serbest bırakıldığı bildirildi.

Kamptan edinilen bilgilere göre İsviçre makamları sabah erken saatlerde Özgün ve beş çocuğunu zorla sınır dışı etmek amacıyla harekete geçti. Müdahale sırasında Özgün’ün kelepçelendiği ve polis tarafından zor kullanıldığı ileri sürüldü. Özgün ve çocuklarının götürülmesine karşı kampta bulunan sığınmacılar tepki gösterirken, olayın duyulmasının ardından dışarıya da acil dayanışma çağrıları yapıldı.

Edinilen son bilgilere göre sınır dışı işlemi gerçekleştirilemedi ve Dilan Özgün ile beş çocuğu yeniden serbest bırakıldı. Ancak haber yayına hazırlanırken İsviçre makamlarından operasyonun ayrıntıları, sınır dışı işleminin neden gerçekleştirilemediği ve aile hakkında bundan sonra nasıl bir işlem yürütüleceği konusunda kamuoyuna açık bir açıklama tespit edilemedi. Bu nedenle olayın bu bölümüne ilişkin bilgiler şimdilik aile ve kamptaki sığınmacılardan aktarılan anlatımlara dayanıyor.

Müdahale sırasında kullanılan kelepçelerin son derece sıkı bağlandığı ve uygulanan zor nedeniyle Dilan Özgün’ün bileklerinde belirgin şişlik ve izler oluştuğu bildirildi. Aile ve kamptakilerin aktardığı bu iddialar, operasyon sırasında kullanılan gücün ölçülülüğü konusunda da soru işaretleri yarattı.

İsviçre’de zorla sınır dışı işlemleri hukuki bir çerçeve içinde uygulanıyor. Federal Göç Sekreterliği (SEM), kantonların kesinleşmiş geri gönderme kararlarının uygulanması amacıyla polis zoruna ve çeşitli idari tedbirlere başvurabildiğini belirtiyor. Ancak aynı mevzuat, kullanılacak zorun somut olayın koşullarına göre belirlenmesini öngörüyor.

Özellikle çocukların bulunduğu sınır dışı işlemleri ise yalnızca bir “idari prosedür” olarak değerlendirilemez. İsviçre Mülteci Yardımı, zorla sınır dışı uygulamalarının çocukların psikolojik gelişimi üzerinde ağır sonuçlar yaratabileceğine dikkat çekiyor ve tüm işlemlerde çocuğun üstün yararının esas alınması gerektiğini vurguluyor.

Oberhalden geri gönderme merkezi kısa süre önce Bahar Yalçınkaya’nın zorla Türkiye’ye gönderilmesiyle de gündeme gelmişti. Yalçınkaya’nın çocuklarıyla birlikte merkezden alınarak Türkiye’ye gönderildiği, ardından Türkiye’de gözaltına alınıp tutuklandığı kamuoyuna yansımıştı. Bu örnek, sınır dışı kararlarının insanlar açısından ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha göstermişti.

Bahar Yalçınkaya örneği henüz hafızalardayken, aynı merkezde bu kez beş çocuklu bir annenin polis zoruyla sınır dışı edilmeye çalışıldığı yönündeki bilgiler, İsviçre’nin iltica ve deport politikalarına yönelik eleştirileri yeniden gündeme taşıdı.

Devlet makamlarının dilinde bu operasyonlar çoğu zaman “geri dönüş”, “geri gönderme” veya “kararın uygulanması” gibi bürokratik kavramlarla ifade ediliyor. Ancak bu kavramların arkasında gerçek insanlar, çocuklar ve parçalanma tehlikesi yaşayan hayatlar bulunuyor.

Sabahın erken saatlerinde polislerin bir yaşam alanına girmesi, bir annenin çocuklarının yanında kelepçelenmesi ve beş çocuğun zorla bir uçağa götürülmek istenmesi yalnızca bir göç dosyasının kapatılması olarak ele alınamaz.

Çocukların yaşadığı korku, bir annenin gördüğünü söylediği muamele ve ailenin zorla götürülmesine karşı kampta ortaya çıkan tepki, sınır dışı siyasetinin insani sonuçlarını bir kez daha görünür hale getiriyor.

İsviçre devleti açısından bir dosya numarası olarak görülebilecek karar, o dosyanın içindeki insanlar açısından bütün bir yaşamın parçalanması anlamına gelebiliyor.

Dilan Özgün ve çocuklarının bugün yeniden serbest bırakılması, kampta yaşayan sığınmacıların birbirlerine sahip çıkmasının ve olayın dışarıya duyurulmasının önemini de gösterdi.

Sınır dışı merkezlerinin en büyük gücü çoğu zaman görünmezliktir. Sabah erken saatlerde gerçekleştirilen operasyonlar kamuoyunun gözünden uzakta kalabilir; sınır dışı edilen insanlar bir sonraki gün artık İsviçre’de olmayabilir.

Bu nedenle kamplardan yükselen sesin dışarıya ulaşması, hukukçuların, insan hakları savunucularının, gazetecilerin ve dayanışma çevrelerinin bu süreçleri takip etmesi yaşamsal önem taşıyor.

Bugün Dilan Özgün ve beş çocuğunun zorla gönderilmesi engellenmiş görünüyor. Ancak ailenin sınır dışı dosyasının hukuki olarak sona erip ermediği henüz bilinmiyor.

Bu nedenle mesele yalnızca bir deport girişiminin bugün için durdurulması değildir.

Asıl mesele; annelerin çocuklarının önünde kelepçelendiği, çocukların sabah polis operasyonlarıyla korkutulduğu ve insanların yaşamlarının birkaç bürokratik kararla altüst edilebildiği bu sınır dışı düzeninin kendisidir.

Bahar Yalçınkaya’nın Türkiye’ye gönderilmesinin hemen ardından tutuklanması ortadayken, benzer dosyalarda “geri gönderme” kararlarının sonuçlarının çok daha ciddi biçimde sorgulanması gerekiyor.

Dilan Özgün ve çocuklarının serbest bırakılması sevindiricidir. Ancak dayanışmanın görevi burada bitmiyor. Aileye yönelik zor kullanma iddiaları açıklığa kavuşturulmalı, kullanılan gücün hesabı sorulmalı ve çocukların üstün yararı her türlü sınır dışı politikasının üzerinde tutulmalıdır.

Sığınmacılar birer dosya değil, hakları ve hayatları olan insanlardır. Deport politikalarının sessizlik içinde uygulanmasına karşı en güçlü yanıt ise örgütlü dayanışma, kamusal denetim ve insan yaşamını sınırlardan üstün tutan ortak mücadeledir.

Exit mobile version