Kürt siyasal mücadelesinin önemli isimlerinden, Türkiye İşçi Partisi ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları geleneğinden gelen eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana, 85 yaşında yaşamını yitirdi. Zana’nın yaşamı, bir emekçinin sosyalist mücadeleyle buluşmasından Kürt halkının eşitlik ve özgürlük talebine, 12 Eylül zindanlarından sürgün yıllarına uzanan yakın tarihin önemli tanıklıklarından biri oldu.
Eski Diyarbakır Belediye Başkanı, siyasetçi ve yazar Mehdi Zana, bir süredir tedavi gördüğü hastanede 29 Ağustos’ta yaşamını yitirdi. KOAH nedeniyle hastaneye kaldırılan ve yoğun bakımda tedavi gören Zana 85 yaşındaydı. Cenazesinin 30 Ağustos’ta Diyarbakır’da toprağa verileceği açıklandı.
Mehdi Zana’nın ölümü yalnızca uzun yıllar siyaset yapmış bir ismin yaşamını yitirmesi değil, Türkiye’nin sosyalist hareketi, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesi ve 12 Eylül askeri darbesinin karanlık tarihi açısından bir dönemin önemli tanıklarından birinin daha aramızdan ayrılması anlamına geliyor.
20 Aralık 1940’ta Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde dünyaya gelen Mehdi Zana’nın yaşamı ayrıcalıklı siyasal çevrelerde değil, emek dünyasının içinde şekillendi. İlkokuldan sonra terzilik yapan Zana, ilerleyen yıllarda siyasal bilinçlenmesinde terzihanenin önemli bir yer tuttuğunu da anlattı. 1960’lı yıllar Türkiye’de işçi sınıfının, gençliğin, sosyalist düşüncenin ve Kürt halkının hak taleplerinin giderek daha görünür olduğu bir dönemdi. Zana da bu politik ortam içerisinde 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı. TİP’in Silvan örgütünün kuruluşunda yer aldı ve ilçe başkanlığı yaptı. Daha sonra Kürt gençliği ve aydınlarının önemli örgütlenmelerinden Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın çalışmalarında bulundu.
Zana’nın siyasal yaşamının bu ilk yılları, Türkiye sosyalist hareketi ile Kürt halkının eşitlik, kimlik ve özgürlük taleplerinin yollarının kesiştiği tarihsel bir dönemin izlerini taşıyordu. Sınıfsal sömürüye karşı mücadele ile Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünü birbirinden koparmayan arayışların geliştiği yıllarda Zana, hem sosyalist mücadelenin hem de Kürt halkının hak taleplerinin içinde yer aldı.
Mehdi Zana’nın siyasal yaşamındaki en önemli dönemeçlerden biri 1977 yerel seçimleri oldu. Zana, 11 Aralık 1977 seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanlığı’na seçildi. Emekçi kökenli, sosyalist mücadele içinde yetişmiş ve Kürt kimliğini açık biçimde sahiplenen bir siyasetçinin halkın doğrudan oylarıyla belediye başkanlığına gelmesi, dönemin siyasal koşullarında önemli bir gelişmeydi.
Zana’nın belediyecilik anlayışında makamdan çok halka karşı sorumluluk düşüncesi öne çıktı. Sınırlı ekonomik olanaklara rağmen halkın temel ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışan bir yerel yönetim anlayışını savundu. Ancak Diyarbakır halkının sandıkta ortaya koyduğu iradenin ömrü 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdü. Darbenin ardından Zana’nın belediye başkanlığı sona erdirildi ve halkın iradesinin yerine askeri yönetim tarafından görevlendirilen isimler getirildi.
12 Eylül askeri darbesi Türkiye işçi sınıfını, sosyalist hareketi, sendikaları ve demokratik örgütlenmeleri ağır bir baskı altına alırken Kürt illerinde çok daha sert bir devlet şiddetinin kapısını açtı. Mehdi Zana da darbenin ardından tutuklandı. Diyarbakır başta olmak üzere farklı cezaevlerinde kaldı ve yaşamının çeşitli dönemlerinde toplam yaklaşık 16 yıl cezaevinde tutuldu.
Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül askeri faşist rejiminin Kürt halkına ve siyasal muhalefete yönelik baskısının en karanlık simgelerinden biri oldu. Zana burada ağır işkencelere ve insanlık dışı uygulamalara maruz kaldı. Yıllar sonra yaşadıklarını yalnızca kişisel bir acı olarak değil, dönemin tarihsel tanıklığı olarak anlattı. Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları “Vahşetin Günlüğü – Diyarbakır Zindanlarından” adlı kitabında kayıt altına aldı. “Bekle Diyarbakır” ve “Sevgili Leyla – Uzun Bir Sürgündü O Gece” gibi eserlerinde de cezaevlerini, sürgünü ve Kürt halkının yaşadığı baskıları anlattı.
Bu nedenle Mehdi Zana’nın yaşam öyküsü yalnızca bireysel bir siyasetçinin biyografisi olarak okunamaz. Onun cezaevi yılları, 12 Eylül faşist rejiminin sosyalistlere, devrimcilere, sendikacılara ve Kürt siyasal hareketine yönelttiği sistematik baskının tarihinden ayrı değildir. Zana’nın yaşamı aynı zamanda devlet baskısı karşısında halk iradesinin, kimliğin ve siyasal mücadelenin nasıl ayakta tutulmaya çalışıldığının da bir tanıklığıdır.
Cezaevinden çıktıktan sonra da Zana üzerindeki soruşturmalar ve davalar sona ermedi. 1990’lı yıllarda bir süre Avrupa’da yaşayan Zana yaklaşık on yıl İsveç’te kaldı. Türkiye’ye döndüğünde yeniden gözaltına alındı ve yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldı. Buna rağmen siyasal yaşamdan tamamen kopmadı ve Kürt meselesinin demokratik çözümünü, Kürt halkının haklarını ve farklı Kürt siyasi çevreleri arasında diyalog arayışlarını savunmayı sürdürdü.
Mehdi Zana’nın siyasal yolculuğu, 1960’ların Türkiye İşçi Partisi deneyiminden 1970’lerin sosyalist ve Kürt hareketlerine, 12 Eylül zindanlarından 1990’ların ağır çatışmalı ortamına ve sürgün yıllarına kadar uzanan geniş bir tarihsel dönemi içinde barındırıyordu. Bu yönüyle onun yaşamı Türkiye’nin demokrasi, sosyalizm ve Kürt sorunu tarihinin birbirinden ayrı düşünülemeyecek kesişme noktalarından biriydi.
1977’de Diyarbakır halkının oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanının üç yıl sonra askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılması ve ardından yıllarca cezaevinde tutulması, Türkiye’nin demokrasi tarihinin üzerinde durulması gereken sayfalarından biridir. Halkın siyasal iradesinin baskıyla ortadan kaldırılması, Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi yerine güvenlikçi politikaların öne çıkarılması, sonraki yıllarda da farklı biçimlerde devam etti.
Mehdi Zana’nın yaşamı bu nedenle bugün de güncelliğini koruyan bir soruyu hatırlatıyor: Kürt sorunu baskıyla, cezaevleriyle, yasaklarla ve halkın siyasal iradesinin yok sayılmasıyla çözülebilir mi? Yakın tarih bunun mümkün olmadığını defalarca göstermiştir. Kalıcı çözüm ancak halkların eşitliği, demokratik siyaset, özgürlük, adalet ve barış temelinde kurulabilir.
Zana’nın yaşamında sınıfsal mücadele ile Kürt halkının özgürlük talebi birbirinden kopuk iki ayrı alan olmadı. Terzi tezgâhında emeğin dünyasını tanıyan, Türkiye İşçi Partisi saflarında sosyalist siyasetle buluşan, Kürt halkının kimliğini ve haklarını savunan ve halkın oylarıyla Diyarbakır Belediye Başkanı seçilen Zana’nın hayatı; darbeler, cezaevleri ve sürgünlerle kesintiye uğrasa da mücadeleden kopmadı.
Mehdi Zana geride yalnızca kitaplarını, konuşmalarını ya da belediye başkanlığı dönemini bırakmadı. Türkiye sosyalist hareketinin Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle buluştuğu bir dönemin deneyimini, 12 Eylül zindanlarının tanıklığını ve halkın kendi siyasal iradesine sahip çıkma mücadelesinin hafızasını da bıraktı.
Bir emekçinin terzi tezgâhından başlayıp halkın oylarıyla belediye başkanlığına, oradan zindana ve sürgüne uzanan yaşamı bize bir kez daha gösteriyor ki insanlar yaşamlarını yitirebilir, ancak eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış ve halkların kardeşliği uğruna verilen mücadele kuşaktan kuşağa aktarılır. Mehdi Zana’nın anısı da onu yetiştiren halkın toplumsal ve siyasal hafızasında, özgürlük ve eşitlik mücadelesinde yaşamaya devam edecektir.
