Göçü ve Savaşı Yaratanlar, Şimdi Mültecileri Sürüyor

multeci

İnsanları Avrupa’nın Dışına Sürmek Çözüm Değil

Avrupa Birliği’nin göç ve sığınma politikası yeni ve tehlikeli bir aşamaya ilerliyor. Almanya, Danimarka, Avusturya, Hollanda ve Yunanistan’ın göçten sorumlu bakanları 4 Eylül 2026’da Kopenhag’da bir araya gelerek, Avrupa’da kalma hakkı bulunmadığına karar verilen kişilerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak “Geri Gönderme Merkezleri”ne gönderilmesini görüştü.

Beş ülke, 2026 yılı sonuna kadar AB dışındaki en az bir ülkeyle anlaşmaya varmayı hedefliyor. Rwanda ile görüşmeler yapıldığı, Uganda’nın da gündemde olduğu belirtiliyor. Plan hayata geçirilirse ilk transferlerin 2027 yılının sonunda başlaması öngörülüyor.

Ancak asıl tartışılması gereken mesele bu merkezlerin hangi ülkede kurulacağı değil. Temel soru şudur: Savaşlardan, baskılardan, yoksulluktan ve güvencesizlikten kaçmak zorunda kalan insanların sorumluluğu, onları başka ülkelere göndererek ortadan kaldırılabilir mi?

Göç politikası bir uzaklaştırma politikasına dönüşüyor

AB, son yıllarda geri gönderme politikalarını giderek sertleştiriyor. Yeni düzenlemeler, sınır dışı kararlarının daha hızlı uygulanmasını ve AB dışındaki ülkelerde “return hub” adı verilen merkezler kurulmasını mümkün hale getiriyor.

Bu politika “etkin göç yönetimi” olarak sunulsa da her sınır dışı dosyasının arkasında bir insan, bir aile ve çoğu zaman savaşla, baskıyla ya da yoksullukla parçalanmış bir yaşam bulunuyor.

İnsanların yıllarca yaşadıkları ülkelerden alınarak hiçbir bağlarının bulunmadığı üçüncü ülkelere gönderilmeleri basit bir idari işlem değildir. Bu, insan hayatı üzerinde son derece ağır sonuçları olan siyasi bir tercihtir.

Mültecilerin çoğu zaten Avrupa’da değil

UNHCR verileri, dünyadaki mültecilerin büyük bölümünün Avrupa’da değil, kendi ülkelerine komşu olan düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşadığını gösteriyor.

Bu gerçek, Avrupa’daki “bütün yükü biz taşıyoruz” söylemini sorgulamayı gerekli kılıyor. Küresel zorunlu göçün asıl yükünü çoğu zaman dünyanın en zengin ülkeleri değil, ekonomik imkanları çok daha sınırlı ülkeler üstleniyor.

Dolayısıyla çözüm, Avrupa’nın sorumluluğunu daha yoksul ülkelere devretmesi olmamalıdır.

İnsan hakları açısından ciddi riskler

Amnesty International ve Avrupa Konseyi, üçüncü ülkelerde kurulacak geri gönderme merkezlerinin keyfi gözaltı, kötü muamele, hukuki denetime erişememe ve insanların daha sonra tehlikeli ülkelere gönderilmeleri gibi ciddi riskler taşıdığı konusunda uyarıyor.

Sığınma hakkının temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme ilkesi, insanların yalnızca doğrudan kendi ülkelerine değil, güvenliklerinin garanti altında olmadığı üçüncü ülkelere gönderilmesini de kapsar.

Bu nedenle “başka bir ülkeye gönderiyoruz” demek, devletlerin insan hakları sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Göçün nedenleri görmezden geliniyor

Bugünkü zorunlu göç hareketleri kendiliğinden ortaya çıkmadı.

Afganistan’dan Suriye’ye, Sudan’dan Ukrayna’ya, Filistin’den Kongo’ya kadar milyonlarca insan savaşlar, işgaller, siyasi baskılar ve ekonomik yıkım nedeniyle yerinden edildi.

Bu nedenle göçü yalnızca bir “sınır güvenliği sorunu” olarak görmek, sonuçlarla uğraşıp nedenleri görmezden gelmektir.

Küresel eşitsizliklerden, savaş ekonomisinden, silah ticaretinden ve ülkeler arasındaki büyük servet uçurumundan bağımsız bir göç tartışması eksik kalır.

Bir yandan sermaye, mallar ve yatırımlar sınırları rahatlıkla aşarken, savaştan ve yoksulluktan kaçan insanların önüne duvarlar örülmesi çağımızın en büyük çelişkilerinden biridir.

Sermayeye açık, insana kapalı sınırlar adil değildir.

Yoksulluğun sorumlusu mülteciler değildir

Avrupa’daki konut sıkıntısı, düşük ücretler, güvencesiz çalışma ve kamu hizmetlerindeki sorunlar gerçektir. Ancak bunların sorumlusu mülteciler değildir.

Yerli işçileri göçmen işçilere, yoksulları mültecilere karşı konumlandırmak gerçek sorunların üzerini örter. Bu bölünmeden kazançlı çıkanlar, düşük ücretlerden ve güvencesiz emekten yararlananlardır.

Çözüm daha fazla sınır dışı merkezi değil; herkes için insanca ücret, sosyal konut, güçlü kamu hizmetleri, eşit haklar ve insan onuruna yakışır yaşam koşullarıdır.

İnsanları değil, savaşları ve eşitsizliği durdurmak gerekir

Avrupa’nın ihtiyacı insanları binlerce kilometre uzağa göndererek görünmez hale getiren yeni merkezler değildir.

İhtiyaç; güvenli göç yollarının açılması, sığınma başvurularının adil biçimde değerlendirilmesi, aile birleşiminin kolaylaştırılması ve mültecilerin çalışma, eğitim ve toplumsal yaşama katılım haklarının güvence altına alınmasıdır.

Bir insanı Rwanda’ya, Uganda’ya ya da başka bir ülkeye göndermek savaşı, baskıyı veya yoksulluğu ortadan kaldırmaz. Yalnızca sorunu gözden uzaklaştırır.

Yerli ve göçmen emekçilerin ortak çıkarı birbirleriyle mücadele etmek değil; savaşa, ırkçılığa, sömürüye ve güvencesizliğe karşı birlikte mücadele etmektir.

Zorla geri göndermelere ve göçün üçüncü ülkelere taşınmasına karşı dayanışmayı büyütelim, sesiz kalmayalım

Çünkü hiçbir insan fazlalık değildir!

Sığınma hakkı temel bir insan hakkıdır!

İnsan onuru sınırda sona ermez!

Kolektif Mücadele Platformu / Avrupa

5 Eylül 2026

Exit mobile version