12 EYLÜL 1980 Askeri Faşist Cuntası

112Eyl

Ülkenin üzerine karabasan gibi çöken askeri faşist cunta; toplumun bütün damarlarına korkuyu, baskıyı ve itaati yerleştirmeye çalıştı.

12 Eylül, yalnızca generallerin yönetime el koyduğu askeri bir darbe değildi. İşçi sınıfının, emekçilerin, gençliğin, devrimci ve sosyalist hareketin yıllar içinde yarattığı örgütlü toplumsal muhalefeti ezmeye; halkı siyasetsizleştirmeye, örgütsüzleştirmeye ve teslim almaya yönelik kapsamlı bir saldırıydı.

ABD emperyalizminin bölgedeki çıkarlarıyla uyumlu bir düzenin önünü açan cunta, ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöktü. Darbecilerin ABD ile ilişkisi yıllar boyunca tartışıldı; dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi görevlilerinden ve eski CIA Ankara istasyon şefi Paul B. Henze’y  “Bizim çocuklar başardı” sözü ise bu ilişkinin toplumsal hafızadaki simgelerinden biri olarak kaldı.

ABD’nin kuklaları, tanklarıyla sokakları, yasaklarıyla meydanları, işkencehaneleriyle bedenleri teslim alabileceklerini sandılar. Ama asıl hedef çok daha büyüktü: işçi sınıfının örgütlü gücünü dağıtmak, sendikaları susturmak, grevleri yasaklamak, devrimci örgütleri yok etmek ve toplumsal muhalefetin hafızasını silmek.

Binlerce insan gözaltına alındı, işkence tezgâhlarından geçirildi, yıllarca cezaevlerinde tutuldu. İdam sehpaları kuruldu, sürgünler yaşandı; düşünce, örgütlenme ve mücadele özgürlüğü ağır bir saldırı altında bırakıldı.

Cezaevleri, cuntanın yalnızca insan bedenlerini kapattığı yerler değildi. Aynı zamanda devrimci iradeyi kırmak, insanları kimliklerinden, inançlarından ve mücadelelerinden vazgeçirmek için kullanılan teslim alma merkezlerine dönüştürüldü.

Ancak zindanların duvarları yükseldikçe direniş de büyüdü.

İşkenceye, tecride, aşağılamaya ve teslim alma politikalarına karşı devrimciler cezaevlerinde direnmenin, dayanışmanın ve onurun tarihini yazdılar. Bedenleri tutsak edildi ama iradeleri teslim alınamadı. Çünkü devrimci düşünceyi hapishane duvarlarıyla, coplarla, işkenceyle ve idam sehpalarıyla yok etmek mümkün değildi.

Cunta, korkuyla susturulmuş ve örgütsüzleştirilmiş bir toplum yaratmak istedi. İnsanların başını eğmesini, geçmişini unutmasını, eşitlik ve özgürlük talebinden vazgeçmesini istedi. Toplumsal hafızayı silmek, dayanışma kültürünü parçalamak ve mücadele düşüncesini kuşakların belleğinden çıkarmak istediler.

12 Eylül, sermayenin ve baskının düzenini korumak için emeğe, halka, sosyalist harekete ve örgütlü toplumsal muhalefete yöneltilmiş tarihsel bir saldırıydı. Ama aynı zamanda o karanlık dönemde teslim olmayanların, direnenlerin ve ağır bedeller ödeyenlerin de tarihidir.

Darağaçlarında bedenler susturulmak istendi.

Zindanlarda düşünceler teslim alınmak istendi.

İşkenceyle iradeler kırılmak, baskıyla hafızalar silinmek istendi.

Evet, ağır bir yenilgi yaşandı.

Örgütlü mücadele büyük darbeler aldı. Devrimci hareketin kadroları cezaevlerine dolduruldu, sürgünlere gönderildi; nice insan işkencede ve darağaçlarında yaşamını yitirdi. Yılların mücadele birikimi dağıtılmak, toplumsal muhalefetin örgütlü gücü ortadan kaldırılmak istendi.

Ama yenilgi, teslimiyet olmadı.

Cunta bedenleri tutsak edebildi, örgütlere ağır darbeler vurdu, meydanları susturabildi. Fakat devrimci iradeyi, eşitlik ve özgürlük özlemini, sömürüsüz bir dünya umudunu bütünüyle ortadan kaldıramadı.

Başaramadılar.

Çünkü devrimci irade yalnızca bir insanın bedeninde değil; dayanışmada, ortak mücadelede, özgürlük özleminde, sınıf dayanışmasında ve gelecek umudunda yaşamaya devam etti.

Bugün 12 Eylül’ün karanlığında yaşamını yitirenleri, zindanlarda direnenleri, işkenceye rağmen boyun eğmeyenleri, sürgünlerde mücadeleyi sürdürenleri ve hayatının en güzel yıllarını bu kavga uğruna bedel ödeyerek geçirenleri saygıyla anıyoruz.

Bu karanlığa karşı direnenleri, bedel ödeyenleri ve yitirdiklerimizi unutmadık, unutmayacağız.

Bu kavgada ölümsüzleşenleri saygıyla anıyoruz!

Anıları mücadelemizde yaşıyor!

Editör

Exit mobile version