Jîna’dan Dört Yıl Sonra: “Jin, Jiyan, Azadî”nin Açtığı Gedik Kapanmadı – Derya Özcan

Jin

Dört yıl önce bugün, 16 Eylül 2022’de, 22 yaşındaki Kürt kadın Jîna Mahsa Amînî, İran’ın “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan üç gün sonra yaşamını yitirdi. Onun ölümü yalnızca zorunlu başörtüsüne karşı bir tepkinin değil; kadınların bedenleri üzerindeki devlet denetiminden Kürtler ve Beluçlar üzerindeki baskıya, yoksulluktan gençlerin geleceksizliğine kadar birikmiş toplumsal öfkenin açığa çıkmasına yol açtı.

Jîna, 13 Eylül 2022’de zorunlu örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. İran makamları ölümünün sağlık sorunlarından kaynaklandığını savundu, ailesi ise bunu reddetti. Birleşmiş Milletler’in İran için oluşturduğu bağımsız araştırma misyonu daha sonra Jîna’nın gözaltında fiziksel şiddete maruz kaldığını, bunun ölümüne yol açtığını ve İran devletinin hukuka aykırı ölümünden sorumlu olduğunu bildirdi.

Ancak genç bir Kürt kadının ölümü, yıllardır biriken öfkenin de kıvılcımına dönüştü.

Jîna’nın cenazesinin kaldırıldığı Seqiz’de kadınlar başörtülerini çıkararak “Jin, Jiyan, Azadî” — Kadın, Yaşam, Özgürlük diye haykırdı. Bu ses kısa sürede Tahran’a, üniversitelere, okullara ve İran’ın dört bir yanına yayıldı.

Bir kadının ölümünden toplumsal başkaldırıya

2022’de başlayan hareketi yalnızca bir “başörtüsü protestosu” olarak tanımlamak eksik kalır.

Kadınların başını çektiği protestolarda beden üzerinde söz sahibi olma, ayrımcı yasalara karşı çıkma, siyasal ve toplumsal özgürlük talepleri öne çıktı. Öğrenciler, işçiler, öğretmenler, gençler, Kürtler ve Beluçlar da eylemlere katıldı. Kaynaklara göre protestolar İran’ın 31 eyaletine yayıldı.

Jîna’nın Kürt bir kadın olması da bu hikâyenin ayrılmaz bir parçasıdır. “Jin, Jiyan, Azadî” 2022’de ortaya çıkmış bir slogan değildi; Kürt kadın hareketinin mücadele tarihinden geliyordu. Fakat Jîna’nın ölümünün ardından bu üç Kürtçe kelime İran’ın sınırlarını aşarak dünyanın en tanınan kadın özgürlük sloganlarından biri haline geldi.

İran yönetiminin protestolara yanıtı ise ağır oldu. Yapılan açıklamalarda protestolar sırasında 551 kişinin öldürüldüğü, bunların 68’inin çocuk olduğu şeklindeydi. Aynı süreçte keyfî gözaltı, işkence, kötü muamele ve cinsel şiddet vakaları da belgelendi.

Amnesty International’ın 16 Eylül 2026’da yayımladığı dört yıllık araştırma ise koşullarını ayrıntılı biçimde inceleyebildiği 377 protestocu ve sivilin ölümünü isimleriyle belgeledi. Örgüt, bu sayının toplam ölüm bilançosu olmadığını, yalnızca ayrıntılı biçimde doğrulayabildiği vakaları kapsadığını belirtiyor.

Seqiz’den dünyaya yayılan dayanışma

Jîna’nın ardından yükselen hareketin en önemli sonuçlarından biri, “Jin, Jiyan, Azadî”nin İran sınırlarının dışına taşması oldu.

Farklı ülkelerde kadınlar, insan hakları savunucuları ve İran diasporası sokaklara çıktı. Başörtülerini çıkaran, saçlarını kesen İranlı kadınların görüntüleri dünya çapında dolaşıma girdi; “Woman, Life, Freedom” birçok ülkede düzenlenen gösterilerin ortak sloganına dönüştü.

Bu uluslararası etki yalnızca sokak gösterileriyle sınırlı kalmadı. Avrupa Parlamentosu, 2023 Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü Jîna Mahsa Amînî ile İran’daki “Woman, Life, Freedom” hareketine verdi. Aynı yıl Nobel Barış Ödülü de İran’da kadınların baskıya karşı mücadelesi ve insan hakları çalışmaları nedeniyle Narges Mohammadi’ye verildi.

Böylece Seqiz’de yükselen üç Kürtçe kelime, farklı coğrafyalardaki kadınların kendi deneyimleriyle ilişki kurduğu uluslararası bir özgürlük ve dayanışma diline dönüştü.

Jîna’nın hikâyesini güçlü kılan yanlardan biri de tam olarak budur: Yerel olanın evrenselle buluşması. Bir Kürt kadının yaşamına yönelik müdahale, dünyanın farklı yerlerinde kadınların kendi bedenleri ve hayatları üzerinde söz sahibi olma talebiyle yankılandı.

Kadın mücadelesinin sınıfsal yüzü

Jîna’nın ardından gelişen hareketi yalnızca kadınlarla devlet arasındaki bir çatışma olarak okumak da yetersiz kalır.

Kadınların özgürlüğü aynı zamanda ekonomik bağımsızlıkla ilgilidir. Geliri olmayan bir kadın için şiddet gördüğü evden ayrılmak; güvencesiz çalışan bir kadın için işyerindeki tacize karşı çıkmak; barınma ve sosyal güvenceden yoksun bir kadın için bağımsız bir yaşam kurmak çok daha güçtür.

Bu nedenle çalışma hakkı, eşit ücret, sosyal güvence, barınma ve kamusal bakım hizmetleri kadınların özgürlük mücadelesinden ayrı düşünülemez.

Fakat kadınların yaşadığı baskıyı yalnızca sınıfsal sömürüye indirgemek de eksik olur. Patriyarka yalnızca fabrikada veya işyerinde değil; evde, ailede, sokakta, hukukta ve kadın bedeni üzerinde de yeniden üretilir.

Sınıf mücadelesinin ayırt edici noktası burada ortaya çıkar: Kadınların yaşadığı özgül baskıyı görünmezleştirmeden sınıfsal eşitsizliği; sınıfsal sömürüyü gözden kaçırmadan erkek egemenliğini birlikte değerlendirmek.

Dört yıl sonra geriye kalan

Jîna’nın ölümünden dört yıl sonra “Jin, Jiyan, Azadî” hâlâ yaşıyor.

2022 ayaklanması İran’daki bütün baskı mekanizmalarını ortadan kaldırmadı. Kadınlara yönelik hukuki ve toplumsal kısıtlamalar da sona ermedi. Ancak o günlerde açığa çıkan toplumsal itiraz, zorunlu örtünmeden kadınların kamusal alandaki yerine kadar pek çok tartışmanın eski biçimiyle sürdürülmesini zorlaştırdı.

Daha kalıcı değişimlerden biri ise hafızada yaşandı.

Bir Kürt kadının adı dünyanın dört bir yanında söylendi. Kürtçe bir slogan uluslararası kadın dayanışmasının diline dönüştü. Kadınların özgürlük talebi öğrencilerin, emekçilerin, gençlerin ve farklı baskı biçimlerine karşı çıkan toplumsal kesimlerin talepleriyle kesişti.

Jîna’yı dört yıl sonra hatırlamak bu nedenle yalnızca geçmişte yaşanmış bir ölümü anmak değildir. Onun adıyla görünür hale gelen özgürlük, eşitlik ve insan onuru talebinin dünya kadınlarının ortak hafızasında bıraktığı izi hatırlamaktır.

Jin, Jiyan, Azadî!

Kadın, Yaşam, Özgürlük!

Exit mobile version