Suriye “Sil Baştan”: Yakıt İsyanı, Kürtlerin Statüsü ve Yeni Düzenin Fay Hatları – Eren Aydın

SUrye

Suriye’de zaman yeniden hızlandı. Bir tarafta Haseke’den Rakka’ya, Deyrizor’dan Halep kırsalına kadar yayılan yakıt zamları protestoları; diğer tarafta “entegrasyon” adı altında gerçekleşen SDG’nin feshi ve bunun Kürt hareketinin bir kesimi tarafından devrimin kazanımlarının tasfiyesi olarak değerlendirilmesi; Kürtlerin yeni Suriye içerisindeki siyasal, kültürel ve askeri statüsüne ilişkin büyüyen belirsizlik; YPJ’nin geleceğinin hâlâ karara bağlanmamış olması; Türkiye, ABD, İsrail ve Rusya’nın farklı hesaplarla Suriye üzerinde sürdürdüğü nüfuz mücadelesi bulunuyor. Bütün bunlara birlikte bakıldığında yaşanan şeyin yalnızca bir “petrol krizi” olmadığı daha açık görülüyor. Suriye yeni bir kuruluş krizinin içine giriyor ve yakıt zammı bu krizin görünen yüzü, yıllardır biriken öfkeyi tutuşturan kıvılcım haline geliyor.

Yakıt zammının arkasında çok daha büyük bir öfke var

Eylül ortasında başlayan protestolar, Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden sonraki en geniş ekonomik gösterilere dönüştü. Mazota yüzde 40 zam yapılırken benzin fiyatları da yaklaşık yüzde 26-28 arttı. Göstericiler yalnızca meydanlarda toplanmakla kalmadı; Halep-Şam otoyolu, Deyrizor-Rakka ve Deyrizor-Halep yolları dahil ülkenin önemli ulaşım hatları lastikler yakılarak kapatıldı, ham petrol taşıyan tankerlerin geçişi engellendi. Reuters ve diğer bölgesel kaynaklar protestoların Haseke, Rakka, Deyrizor, Halep, İdlib ve başka bölgelere yayıldığını aktarıyor.

Eylemler bir noktadan sonra sınır ve ticaret yollarını da hedef aldı. Türkiye sınırındaki Bab el-Selame sınır kapısının 14 Eylül’de protestocular tarafından kapatıldığı bildirildi. Halep’i Türkiye sınırına bağlayan yollar da kesildi. Irak tarafında ise Deyrizor’daki göstericilerin El-Bukemal yakınındaki el-Suway’iya geçiş hattını kapattığı, ayrıca petrol sahalarına ve tanker güzergâhlarına ulaşan yolları bloke ettiği aktarıldı.

Bu gelişme küçümsenmemelidir. Çünkü yol kapatmak yalnızca öfkenin görünür biçimi değildir; aynı zamanda ülkenin ekonomik dolaşımına müdahale etmektir. Türkiye ve Irak yönündeki geçişlerin, petrol tankerlerinin ve uluslararası karayollarının hedef alınması, protestoların yerel bir fiyat itirazından çıkarak devletin ticaret, enerji ve ulaşım ağlarını baskı altına alan bir toplumsal eylem biçimine doğru genişlediğini gösteriyor. Enerji krizinin başladığı yerde halk, krizin dolaşım kanallarını da hedef almaya başlamıştır.

Şam yönetimi fiyat artışlarını dünya petrol fiyatlarının yükselmesine, ithalat maliyetlerine ve Banyas rafinerisinin bakım nedeniyle devre dışı kalmasına bağlıyor. Bunların ekonomik bir karşılığı var; ancak ekonominin hiçbir krizi sınıflar üstü değildir. Petrol pahalanabilir, rafineri kapanabilir, küresel piyasa altüst olabilir; asıl siyasal soru bütün bunların faturasını kimin ödeyeceğidir. Yıllar boyunca savaşın, yaptırımların, göçün, işsizliğin ve yıkımın bedelini ödeyen işçiye, köylüye, şoföre ve yoksula bir kez daha “biraz daha sabredin” deniyorsa, ekonomik kriz giderek siyasal bir meşruiyet krizine dönüşür.

SDG’nin feshi: entegrasyon mu, devrimin kazanımlarının tasfiyesi mi?

Yeni Suriye’nin en önemli fay hatlarından biri Kürtlerin statüsüdür. SDG, 25 Ağustos 2026’da bağımsız askeri güç olarak varlığına son verdiğini açıkladı. Mazlum Abdi, kararın Şam’la varılan entegrasyon anlaşmasının sonucu olduğunu söyledi; YPG’nin önemli unsurları daha önce devlet güçlerine katılmış, Sipan Hamo da savunma yönetiminde görevlendirilmişti.

Ancak meseleye yalnızca Şam’ın kullandığı “entegrasyon” kavramıyla bakmak, Kürt hareketinin son on yılı aşkın sürede oluşturduğu siyasal ve toplumsal yapının ne olacağı sorusunu cevapsız bırakıyor. Kürt hareketinin eleştirel perspektifinden bakıldığında mesele yalnızca SDG isimli askeri örgütün feshi değildir; Rojava deneyiminin askeri, siyasal, kadın özgürlükçü ve yerel yönetim kurumlarının merkezi devlet içerisinde eritilip eritilmeyeceğidir. Bu nedenle süreç, “entegrasyon adı altında devrimin ve onun kazanımlarının tasfiyesi” olarak da değerlendirilmektedir.

Çünkü entegrasyon yalnızca üniformanın değişmesi değildir. SDG feshediliyor, YPG merkezi orduya bağlanıyor, özerk askeri komuta ortadan kalkıyor, yerel kurumların geleceği yeniden tanımlanıyor, Kürtçe eğitimin kapsamı tartışmaya açılıyor ve kadınların bağımsız örgütlenmesinin geleceği belirsizleşiyorsa, tartışılması gereken şey yalnızca askeri entegrasyon değil, bir siyasal-toplumsal deneyimin hangi unsurlarının yaşayacağıdır. Şam açısından süreç devlet egemenliğinin yeniden kurulması olarak sunulurken Türkiye, SDG’nin feshedilmesini Suriye’nin birliği açısından olumlu bir gelişme olarak karşıladı.

Kürtler açısından temel soru ise merkezi devlete katılmanın eşit haklarla yeni bir ortak yaşamın kurulması anlamına mı geleceği, yoksa yıllarca ağır bedeller ödenerek yaratılan siyasal ve toplumsal kazanımların merkezileşme içerisinde eritilmesiyle mi sonuçlanacağıdır. Suriye’nin önümüzdeki dönemindeki en önemli siyasal hesaplaşmalardan biri bu sorunun etrafında şekillenecektir. Ki ne yazık ki bugünkü görünüm ve atılan adamalara bakıldığında surecin kurt halkı ve onun kazanımlarının tasfiyesini gösteriyor.

YPJ meselesi neden semboliktir?

YPJ’nin geleceği tam bu noktada önem kazanıyor. YPJ yalnızca DAİŞ’e karşı savaşmış bir askeri birlik değildir; Kürt hareketinin kadın özgürlüğü anlayışının dünyadaki en görünür sembollerinden biri haline gelmiştir. SDG’nin feshedilmesinin ardından YPJ’nin yeni güvenlik yapısındaki konumu kesinleşmiş değil. YPJ yönetimi yeni Suriye ordusu içerisinde örgütlü bir kadın birliği olarak varlığını sürdürmek istedi; Reuters’a göre bu talep kabul edilmedi ve kadın savaşçıların İçişleri Bakanlığı bünyesindeki başka yapılarda yer alması üzerine görüşmeler yürütülmeye başlandı.

Bu nedenle YPJ’nin yeni devlet içerisinde eritilip eritilmeyeceği, birkaç bin savaşçının hangi kuruma bağlanacağı meselesinden çok daha büyük bir anlam taşıyor. Rojava deneyiminin ayırt edici unsurlarından biri kadınların askeri, siyasal ve toplumsal alandaki bağımsız örgütlü varlığıydı. Eğer yeni Suriye’de kadınların bu bağımsız örgütlü gücü ortadan kaldırılırsa, Kürt hareketi açısından “entegrasyon” eleştirisinin neden “tasfiye” kavramıyla birlikte kullanıldığı daha açık hale gelecektir.

Dil hakkı da aynı mücadelenin parçasıdır

Benzer bir tartışma eğitim alanında yaşanıyor. Yeni yönetim Kürtçeyi ulusal dil olarak tanıyan adımlar atarken, Eylül 2026’da uygulanmaya başlanan düzenlemeler bazı derslerin Kürtçe okutulmasına izin veriyor fakat Kürtçe öğretimi haftada üç ders saatiyle sınırlandırıyor; fen ve matematik gibi temel derslerin Arapça yürütülmesini öngörüyor. Yıllardır ağırlıklı olarak Kürtçe eğitim gören öğrenciler ve eğitimciler bu nedenle protestolar düzenledi ve dil haklarının anayasal güvenceye alınmasını istedi.

Dolayısıyla mesele yalnızca silahların teslim edilmesi değildir. Dil, eğitim, yerel yönetim, kadın örgütlenmesi, güvenlik kurumları, siyasal temsil ve doğal kaynakların denetimi aynı bütünün parçalarıdır. Askeri yapı dağıtılırken bu toplumsal kazanımlar da aşındırılırsa, Kürt hareketi açısından yaşanan süreç bir “barışçıl entegrasyon”dan çok, devrimin kazanımlarının aşamalı tasfiyesi olarak görülecektir.

Aynı anda iki farklı öfke birikiyor

Suriye’de bugün dikkat çekici olan, iki farklı toplumsal dinamiğin aynı anda hareketlenmesidir. Kürt bölgelerinde entegrasyonun ne anlama geleceği, dilin, kadın örgütlenmesinin ve yerel kurumların korunup korunamayacağı tartışılırken; Arap nüfusun yoğun olduğu Deyrizor, Rakka, Halep ve diğer bölgelerde yoksullar yakıt fiyatlarına ve hayat pahalılığına karşı yolları kapatıyor. Haseke ve Deyrizor’da petrol tankerlerinin önünün kesilmesi, Rakka’da ana yolların kapatılması, Türkiye ve Irak yönündeki sınır ve ticaret hatlarının hedef alınması, ekonomik öfkenin hızla daha örgütlü bir toplumsal baskıya dönüşme potansiyeline işaret ediyor.

Bu iki dinamiği birbirinden kopuk okumak hata olur. Bir tarafta Kürtlerin “entegrasyon” adı altında siyasal ve toplumsal kazanımlarını kaybetme kaygısı, diğer tarafta Arap yoksulların yeni iktidara yönelen ekonomik öfkesi bulunuyor. Bunların birleşeceği sonucuna varmak için henüz erken olsa da, her ikisinin de Şam’daki yeni merkezi düzenin sınırlarını sınadığı açıktır.

Yeni Suriye kimin Suriye’si olacak?

Bugün yukarıdan bakıldığında bir devlet yeniden merkezileşiyor: SDG feshediliyor, Kürt silahlı güçleri merkezi yapılara katılıyor, Şam kuzeydoğudaki kurumları yeniden kendi sistemine bağlıyor ve uluslararası izolasyonun önemli bölümü kaldırılıyor. Fakat aşağıdan bakıldığında bambaşka bir manzara ortaya çıkıyor. Kürt halkının siyasal statüsü ne olacak, Kürtçe kamusal yaşamda ne ölçüde yaşayacak, yerel yönetimlerin yetkileri korunacak mı, YPJ’nin geleceği ne olacak, kadınların örgütlü kazanımları yaşayacak mı, petrol gelirleri nasıl paylaşılacak ve aynı anda Arap bölgelerinde insanlar neden yolları, tanker güzergâhlarını ve sınır geçişlerini kapatacak kadar öfkeleniyor?

Suriye’de yeni bir düzen kurulacaksa, bu toplumsal dinamikleri yalnızca güvenlik politikalarıyla kontrol ederek kalıcı bir istikrar yaratmak mümkün değildir. Bir örgüt feshedilebilir, bir ordu merkezi komutaya bağlanabilir, sınır kapıları askerle açılabilir ve tankerlerin önündeki barikatlar kaldırılabilir; fakat bir halkın dili, kimliği, kadınların elde ettiği toplumsal kazanımlar ve milyonlarca emekçinin ekmek, enerji ve insanca yaşam talebi bir kararnameyle ortadan kaldırılamaz.

Bu nedenle Suriye’de bugün sorulması gereken soru yalnızca “SDG Şam’a entegre oldu mu?” ya da “yakıt fiyatları ne kadar arttı?” değildir. Daha temel soru, kurulmakta olan yeni düzenin Kürtlerin, Alevilerin, Süryani, Arapların, vb ile kadınların, işçilerin ve yoksulların taleplerine ne ölçüde cevap vereceğidir. SDG’nin entegrasyonu Kürtlerin eşit haklarla ortak bir Suriye’nin kurucu unsuru haline gelmesinin yolu mu olacak, yoksa Rojava’da ağır bedellerle ortaya çıkan siyasal ve toplumsal kazanımların devlet birliği adına tasfiyesine mi dönüşecek? Yakıt protestoları geçici bir fiyat isyanı olarak mı kalacak, yoksa savaş boyunca bastırılmış toplumsal ve sınıfsal öfkenin daha büyük bir patlamasının başlangıcına mı dönüşecek?

Türkiye ve Irak sınırlarına uzanan yol kapatmalarından petrol tankerlerinin durdurulmasına, Kürtçe eğitim protestolarından YPJ’nin geleceğine kadar bugün birbirinden ayrı görünen bütün gelişmeler aynı temel gerçeği gösteriyor: Suriye’de savaşın sona ermesiyle tarih durmadı; mücadele yalnızca biçim değiştirdi. Yeni Suriye’nin kimin Suriye’si olacağı kavgası şimdi başka araçlarla devam ediyor.

Exit mobile version