Bern’de binler sınır dışılara karşı yürüdü: “Aramızda sınır yok!”

Bernde

İsviçre’nin başkenti Bern’de binlerce kişi, sertleşen iltica politikalarına, sınır dışı uygulamalarına ve göçmenlerin temel haklarının oturum statüsüne bağlanmasına karşı sokaktaydı. “Zwischen uns keine Grenzen – Aramızda sınır yok” şiarıyla düzenlenen yürüyüşte sınır dışıların durdurulması, hareket özgürlüğü ve herkes için eşit haklar talep edildi.

Bern, 26 Eylül’de İsviçre’nin farklı kentlerinden gelen göçmenlerin, mültecilerin, sendikaların ve dayanışma örgütlerinin buluşma noktası oldu.

Solidarité sans frontières’in yaklaşık yüz sendika ve sivil toplum örgütüyle birlikte yaptığı çağrı üzerine birkaç bin kişi Schützenmatte’de toplandı. Buradan kent merkezine yürüyen kitle, Federal Parlamento binasının bulunduğu Bundesplatz’a ulaştı.

Yürüyüşün temel sloganı açıktı:

“Zwischen uns keine Grenzen!” — “Aramızda sınır yok!”

Eylem yalnızca tek tek sınır dışı kararlarına karşı bir protesto değildi. Avrupa ve İsviçre’de göç ve iltica politikalarının giderek daha fazla sınır kontrolü, gözaltı, biyometrik takip ve geri gönderme mekanizmaları üzerinden şekillendirilmesine karşı daha kapsamlı bir itiraz ortaya konuldu.

Göçmenlerin kriminalize edilmesine, temel hakların pasaport ve oturum statüsüne göre belirlenmesine ve toplumun “vatandaş”, “mülteci”, “geçici oturumlu” ya da “sans-papiers” gibi statüler üzerinden ayrıştırılmasına karşı enternasyonal dayanışma çağrısı yapıldı.

Sınır dışılara karşı hareket özgürlüğü

Eylemin talepleri genel bir dayanışma çağrısıyla sınırlı değildi.

Gösteriyi destekleyen İsviçre’nin büyük sendikalarından Unia’nın çağrısında sınır dışıların durdurulması, sınır dışı amacıyla kullanılan gözaltı merkezlerinin kapatılması ve oturum hakkından yoksun bırakılan insanların statülerinin düzenlenmesi talep edildi.

Sağlık, eğitim, çalışma ve hukuki korumaya erişimin kişinin pasaportuna ya da oturum statüsüne bağlı olmaması gerektiği vurgulandı.

Öne çıkan taleplerden biri de siyasal ve toplumsal yaşama eşit katılım hakkıydı:

“Haklara sahip olma hakkı pazarlık konusu değildir.”

Bu yaklaşım, mültecilerin devlet tarafından yönetilecek birer “iltica dosyası” ya da geri gönderme işlemlerinin nesnesi olarak görülmesine karşı, ülkede yaşayan herkesin eşit temel haklara sahip olması gerektiğini savunuyor.

Bern sokaklarında enternasyonal dayanışma

Schützenmatte’den başlayan yürüyüş boyunca farklı dillerde sloganlar yükseldi.

“Hoch die internationale Solidarität!”, “Alerta, alerta! Antifascista!”, “Siamo tutti antifascisti!” ve “Viva Palestina!” sloganları atıldı.

Almanca, Türkçe ve İngilizce yapılan konuşmalarda mültecilerin karşı karşıya kaldığı sınır dışı tehdidinin tek tek hukuki dosyalardan ibaret olmadığı, Avrupa çapında sertleştirilen göç ve iltica politikalarının bir parçası olduğu vurgulandı.

Antifaşizm ve enternasyonal dayanışmanın öne çıktığı yürüyüş, Federal Parlamento binası önündeki Bundesplatz’da gerçekleştirilen mitingle sona erdi.

Göç politikası giderek bir denetim rejimine dönüşüyor

Bern’de yükselen tepkinin arkasında İsviçre’de ve Avrupa genelinde son yıllarda hız kazanan göç politikaları bulunuyor.

İsviçre, Schengen ve Dublin sistemlerine bağlı olarak Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı kapsamındaki çeşitli düzenlemeleri kendi hukukuna aktardı. İlgili değişiklikler 12 Haziran 2026’da yürürlüğe girdi.

Yeni sistem sınır kontrollerinin güçlendirilmesini, göçmenlerin daha hızlı kayıt altına alınmasını ve kişilerin iltica, Dublin ya da geri gönderme prosedürlerinden hangisine tabi tutulacağının daha erken belirlenmesini öngörüyor.

Eurodac sistemindeki değişikliklerle birlikte biyometrik verilerin toplanması ve kullanımı da genişletiliyor.

Federal hükümet bu politikaları iltica süreçlerini hızlandırmak ve koruma hakkı bulunmadığına karar verilen kişilerin geri gönderilmesini daha “etkin” hale getirmek üzerinden savunuyor.

Eleştiriler ise yalnızca mülteci ve dayanışma örgütlerinden gelmiyor.

İsviçre Federal Göç Komisyonu da Avrupa Göç ve İltica Paktı’yla birlikte ağırlığın koruma arayan insanların haklarından göç kontrolü ve güvenlik önlemlerine doğru kaydığına dikkat çekiyor.

Devletlerin “göç yönetimi” ve “etkin geri dönüş” kavramlarıyla tarif ettiği politikalar, eleştirenler açısından daha geniş bir sınır dışı, gözetim ve denetim mekanizmasının kurulması anlamına geliyor.

Türkiye’ye geri göndermeler de tartışmalı

İsviçre’nin geri gönderme politikalarının tartışıldığı ülkelerden biri de Türkiye.

Avrupa Mülteciler ve Sürgünler Konseyi’nin yürüttüğü Asylum Information Database’in İsviçre raporuna göre, Federal İdare Mahkemesi içtihadındaki değişikliklerin ardından 2025 yılında Türkiye’deki ceza soruşturmalarına dayanan bazı iltica başvurularına ilişkin yaklaşım daha kısıtlayıcı hale geldi.

Raporda, İsviçre’den Türkiye’ye geri gönderilen bazı kişilerin ülkeye girişlerinin ardından tutuklandığı vakalara dikkat çekiliyor.

İsviçre makamları Türkiye’de haklarında ceza soruşturması veya dava bulunan bazı kişilere yönelik geri gönderme kararları verirken, mülteci hakları örgütleri siyasi kovuşturma ve tutuklanma risklerinin yeterince dikkate alınmadığını savunuyor.

Buradaki temel tartışma, bir kişinin iltica başvurusunun reddedilmiş olmasıyla geri gönderileceği ülkede karşılaşabileceği siyasi baskı veya tutuklanma riskinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceği noktasında yoğunlaşıyor.

İltica bir “güvenlik sorununa” indirgeniyor

Avrupa’daki göç politikalarının temel yönelimlerinden biri, iltica meselesinin giderek daha fazla güvenlik ve sınır kontrolü ekseninde ele alınması.

Sığınmacıların biyometrik verilerinin daha kapsamlı biçimde toplanması, Dublin geri göndermelerinin hızlandırılması, sınır prosedürlerinin genişletilmesi ve sınır dışı mekanizmalarının güçlendirilmesi bu politikanın parçaları.

Bern’de sokağa çıkanların itirazı ise tam da bu noktada yoğunlaştı.

Göçün polisiye yöntemlerle ortadan kaldırılabilecek geçici bir “kriz” olmadığı; savaşların, siyasi baskının, sömürünün, ekonomik eşitsizliğin ve insanların daha güvenli bir yaşam arayışının sonucu olduğu vurgulandı.

Göstericilerin ortaya koyduğu perspektifte sorun, insanların hareketini daha fazla sınır, polis ve gözaltı merkeziyle engellemek değil; göçmenlerin ve mültecilerin haklarını güvence altına almak.

Haklar pasaporta bağlı olamaz

Bern yürüyüşünün en güçlü mesajlarından biri, vatandaşlık ve oturum statüsü üzerinden kurulan hak hiyerarşisine yönelik itirazdı.

Göstericiler sağlık hizmetinden eğitime, çalışma hakkından hukuki desteğe kadar temel hakların kişinin sahip olduğu pasaporta ya da devlet tarafından verilen oturum statüsüne göre belirlenmesine karşı çıktı.

Bu nedenle yürüyüş yalnızca sınır dışı kararlarının durdurulmasını isteyen bir protesto değil, İsviçre’de yaşayan göçmenlerin eşit toplumsal ve siyasal hak talebinin de ifadesiydi.

Devletlerin insanları “vatandaş”, “geçici oturumlu”, “ilticası reddedilmiş” ya da “sans-papiers” gibi farklı statülere ayırması, aynı zamanda temel haklara erişimde de farklılıklar yaratıyor.

Bern’de sokağa çıkanlar ise bu hiyerarşinin karşısına, statüden bağımsız eşit haklar ve dayanışma talebini koydu.

Bern’den yükselen ses: “Aramızda sınır yok”

Bern’de birkaç bin kişinin katıldığı yürüyüş, Avrupa’da göç ve iltica politikalarının yönüne karşı gelişen itirazın bir parçası oldu.

Bir tarafta sınırları daha fazla tahkim eden, göçmenleri biyometrik sistemlerle izleyen, iltica süreçlerini hızlandırırken geri göndermeleri kolaylaştıran politikalar bulunuyor.

Diğer tarafta ise mülteci örgütleri, sendikalar ve dayanışma hareketleri; savaş, siyasi baskı, yoksulluk ve eşitsizlik nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların gözaltı ve sınır dışı tehdidi altında yaşamalarına karşı çıkıyor.

Bern sokaklarında yükselen talep netti:

Sınır dışılara karşı dayanışma, sınırların karşısında hareket özgürlüğü, statü ayrımına karşı herkes için eşit haklar.

Yürüyüş boyunca farklı dillerde yükselen ortak slogan ise bu hattı özetliyordu:

Hoch die internationale Solidarität!

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Exit mobile version