Dünyayı savaşlarla kuşatan Avrupa kapitalizmi, kendi yarattığı krizlerin ve büyüyen sınıf mücadelesinin sonuçlarıyla yüzleşiyor!
Fransa’da eğitimde eşitsizliğe, öğretmen eksikliğine ve kamusal kaynakların yetersizliğine karşı başlayan öğrenci eylemleri, ülke geneline yayılarak kitlesel bir harekete dönüştü. Paris’in emekçi mahallelerinden yükselen öfke, Fransız Devrimi’nin tarihsel simgelerinden Bastille Meydanı’na taşındı. On binlerce öğrenci ve emekçi sokaklara çıkarken Macron yönetiminin yanıtı, yetersiz vaatler ve sert polis müdahaleleri oldu.
8 Ekim’de ülke genelinde 71 bin 500 kişinin katıldığı belirtilen gösterilerde öğrenciler, eğitim emekçileriyle birlikte kamusal eğitime daha fazla kaynak ayrılmasını talep etti. Öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları ve eğitimde derinleşen sınıfsal eşitsizlikler, gençliğin öfkesini büyüten başlıca nedenler oldu. Eğitim sendikası SNES-FSU’nun verilerine göre 2017’den bu yana 10 binden fazla öğretmen kadrosunun kaldırılması, yıllardır sürdürülen eğitim politikalarının sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Hükümetin 3 bin yedek öğretmeni görevlendirme vaadi ise sendikalar tarafından yetersiz bulundu. Çünkü sorun yalnızca eksik öğretmenlerin yerine yenilerini koymak değil, kamusal eğitimin sistemli biçimde zayıflatılmasıdır.
Fransa sokaklarında yükselen itiraz, yalnızca daha iyi okul koşullarının değil, eğitimin sermayenin ihtiyaçlarına göre değil, toplumun ortak gereksinimlerine göre örgütlenmesi talebinin de ifadesidir.
Demokrasinin Beşiğinden Polis Barikatlarına
Yıllardır kendisini insan haklarının, özgürlüğün ve demokrasinin beşiği olarak pazarlayan Avrupa’nın burjuva yönetimleri, toplumsal muhalefet karşısında bu söylemlerinin sınırlarını bir kez daha ortaya koyuyor.
Fransa’da öğrenciler eğitim hakkı için sokaklara çıkarken polis barikatları, gaz bombaları, tazyikli su ve kitlesel gözaltılarla karşılaşıyor. Yalnızca 8 Ekim’de 504 kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Polis müdahalelerinde çocukların ağır yaralanması, orantısız güç kullanımı iddiaları ve açılan soruşturmalar, devletin giderek sertleşen güvenlikçi yaklaşımını tartışmaların merkezine taşıyor.
Demokrasi ve insan hakları üzerine dünyaya ders verenlerin, kendi ülkelerinde eğitim hakkı isteyen gençlerin karşısına polis şiddetiyle çıkması, burjuva demokrasisinin sınıfsal çelişkilerini açığa vuruyor.
Sermayenin çıkarlarıyla çatışmadığı sürece özgürlüklerden söz eden düzen, işçiler, emekçiler ve gençler haklarını kitlesel biçimde talep ettiklerinde kamu düzenini gerekçe göstererek baskıcı yöntemlere başvurabiliyor.
Bastille Meydanı’nın yeniden kitlesel gösterilere sahne olması bu bakımdan tarihsel bir anlam taşıyor. Bir zamanlar mutlak monarşiye karşı başkaldırının simgesi olan meydan, bugün kapitalist toplumun ürettiği eşitsizliklere ve geleceksizliğe karşı yükselen gençlik hareketinin buluşma noktalarından birine dönüşüyor.
Dünyayı Kana Bulayan Emperyalizm, Kendi Merkezlerinde de Kriz Üretiyor
Yüzyıllar boyunca sömürgecilikle, emperyalist işgallerle ve paylaşım savaşlarıyla dünya halklarına büyük acılar yaşatan Avrupa egemen sınıfları, bugün de silahlanma yarışının ve emperyalist rekabetin başlıca aktörleri arasında yer alıyor.
Dünyanın farklı coğrafyalarında savaşlara ve askerî müdahalelere baş vuranlar, silahlanmaya devasa kaynaklar ayıran Avrupa devletleri, kendi ülkelerinde eğitim, sağlık, barınma ve sosyal haklar söz konusu olduğunda bütçe kısıtlamalarını gündeme getiriyor.
Savaş bütçelerini büyüten, silah tekellerinin çıkarlarını gözeten düzen; öğretmensiz sınıflarda eğitim gören gençlere ve yoksullukla boğuşan emekçilere kaynak yetersizliğinden söz ediyor.
Bu, kapitalizmin önceliklerini gösteren siyasal bir tercihtir. Sermayenin birikim ihtiyaçları ve emperyalist rekabet uğruna ayrılan kaynaklarla toplumun temel gereksinimleri arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor.
Emperyalist savaşların sonuçları da yalnızca cephelerle sınırlı kalmıyor. Militarizm, savaş ekonomisi, toplumsal harcamalar üzerindeki artan baskı ve derinleşen ekonomik eşitsizlikler, Avrupa toplumlarında siyasal ve sınıfsal gerilimleri büyütüyor.
Dünyayı kana bulayan savaşların tarafı olan Avrupa egemenleri, kendi yarattıkları krizlerin sonuçlarından kaçamayacaktır. Savaşları sınırlarının ötesinde sürdüren Avrupa kapitalizmi, bu politikaların ekonomik ve toplumsal sonuçlarını kendi evinde de yaşayacaktır.
Dışarıda emperyalist rekabeti büyütürken içeride toplumsal talepleri baskı altına alma eğilimi, burjuva düzeninin otoriterleşme dinamiklerini güçlendiriyor.
Kapitalist Kriz, Otoriterleşme ve Faşist Eğilimler
Avrupa kapitalizminin yaşadığı kriz yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsaldır. Artan hayat pahalılığı, güvencesizlik, sosyal hakların aşındırılması ve gelecek kaygısı, geniş emekçi kesimlerde hoşnutsuzluğu büyütüyor.
Bu koşullarda aşırı sağın yükselişi, göçmen düşmanlığının körüklenmesi, milliyetçi söylemlerin güçlenmesi ve güvenlikçi politikaların yaygınlaşması tesadüf değildir. Kapitalist düzenin yapısal sorunları karşısında toplumsal öfkenin sınıfsal nedenlerden uzaklaştırılması, otoriter ve faşizan siyasal eğilimlere alan açıyor.
Faşizm ile burjuva demokrasisi aynı siyasal rejimler değildir. Ancak demokratik hakların daraltılması, toplumsal muhalefetin kriminalize edilmesi ve devletin zor aygıtlarının giderek daha fazla öne çıkarılması, otoriterleşmenin tehlikeli işaretleridir.
Kapitalist düzen, emekçilerin taleplerine yanıt üretmekte zorlandıkça korku ve baskı yoluyla toplumsal muhalefeti sindirmeye yöneliyor. Polis şiddetinin artması da bu siyasal tercihin görünür biçimlerinden biri hâline geliyor.
Fransa’daki öğrenci eylemlerine yönelik müdahaleler, bu nedenle yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilemez. Eğitim hakkı için başlayan hareket, devletin toplumsal muhalefete yaklaşımını ve demokratik özgürlüklerin sınırlarını da tartışmaya açıyor.
Gençliğin İsyanı, Sınıfsal Çelişkileri Görünür Kılıyor
Fransa’da öğrenci hareketinin emekçi mahallelerinden üniversitelere yayılması ve eğitim sendikalarıyla ortak bir mücadele zemini oluşturması, yaşanan gelişmelerin en önemli yanlarından biridir.
Gençliğin öfkesi yalnızca bugünün eğitim koşullarından kaynaklanmıyor. Güvencesiz bir gelecek, işsizlik, barınma sorunu ve derinleşen eşitsizlikler, eğitimdeki krizi kapitalist toplumun daha geniş çelişkileriyle birleştiriyor.
13 Ekim için yapılan yeni grev ve gösteri çağrısı, hareketin sürekliliği açısından önemli bir aşamayı oluşturuyor. Öğrencilerin taleplerinin işçi sınıfının ve eğitim emekçilerinin mücadelesiyle ne ölçüde birleşeceği, hareketin siyasal ve toplumsal gelişimi bakımından belirleyici olacak.
Fransa’da yaşananlar bir kez daha gösteriyor ki eğitimde eşitlik, insanca yaşam ve demokratik haklar mücadelesi, kapitalist toplumun sınıfsal ilişkilerinden bağımsız değildir.
Emperyalist rekabetin, savaş politikalarının ve kapitalist krizin bedeli işçilere, emekçilere ve genç kuşaklara yüklenirken Fransa sokaklarından yükselen itiraz, Avrupa’nın merkezinde büyüyen sınıfsal çelişkilerin somut bir ifadesine dönüşüyor.
Savaşları dünyanın dört bir yanına taşıyan, halklara yoksulluk ve yıkım yaşatan Avrupa kapitalizmi, kendi evinde de derinleşen krizlerle ve sınıf mücadeleleriyle yüzleşiyor.
Burjuva demokrasisinin özgürlük söylemleri, polis barikatlarının ve sermayenin sınıfsal çıkarlarının gölgesinde sorgulanırken gençliğin ve emekçilerin eşitlik, özgürlük ve gelecek arayışı sürüyor.
Çünkü kapitalizmin yarattığı çelişkiler ortadan kalkmadıkça, bu çelişkilere karşı mücadele de ortadan kalkmayacaktır.
Dünyanın dört bir yanında sınıf mücadelesi büyüyor, kavga sertleşiyor. Emperyalist savaşlara, sömürüye, yoksulluğa ve baskıya karşı işçilerin, emekçilerin ve gençliğin yükselen mücadelesi, ortak bir geleceğin olanaklarını da büyütüyor. Egemenlerin krizlerinin bedelini ödemeyi reddeden halkların dayanışması, sınırları aşan ortak bir mücadeleye dönüşüyor.
Bu mücadeleyi ve enternasyonal dayanışmayı hep birlikte büyütmek, sömürü ve savaş üzerine kurulu bu düzene karşı ortak mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Çünkü onların krizlerini derinleştiren, sömürü düzenlerinin sonunu getirecek olan güç, örgütlü halkların birleşik mücadelesidir.
Fransa’da gençliğin isyanı, Avrupa kapitalizminin derinleşen krizinin ve büyüyen sınıfsal çelişkilerinin aynasıdır. Dünyanın dört bir yanında yükselen mücadeleler ise başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor. Geleceği belirleyecek olan sermayenin ve emperyalistlerin savaşları değil, işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik mücadelesi olacaktır!
