Fransa’da kötüleşen eğitim koşullarına karşı başlayan lise öğrencilerinin eylemleri dördüncü haftasına girerken hükümetin attığı adımlar tepkileri yatıştırmaya yetmedi. Öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve bakımsız okul binalarına karşı yükselen hareket, polis müdahaleleri ve kitlesel gözaltılarla yeni bir boyut kazandı. Sendikaların da destek verdiği protestolar, eğitimde eşitlik talebinden hükümetin kemer sıkma politikalarına uzanan daha geniş bir toplumsal itiraza dönüşüyor.
Fransa’da Paris’in işçi ve göçmen nüfusun yoğun yaşadığı banliyölerinde başlayan lise öğrencilerinin protestoları ülke geneline yayıldı. Eylül ayı ortasından bu yana devam eden eylemlerde öğrenciler, nitelikli ve eşit eğitim hakkı için okullarını boykot ederken hükümetin açıkladığı acil önlemleri yetersiz buluyor.
Özellikle yoksul bölgelerdeki okullarda öğretmen açığı, derslerin boş geçmesi, bakımsız binalar ve kalabalık sınıflar öğrencilerin başlıca şikâyetlerini oluşturuyor. Başlangıçta okul koşullarının iyileştirilmesi talebiyle ortaya çıkan hareket, polis müdahalelerinin ardından daha geniş kesimlerin desteğini kazandı.
Ülke genelinde yüzlerce okulun etkilendiği protestolarda öğrencilerin yanı sıra öğretmenler, veliler ve emek örgütleri de harekete katılıyor. Hükümet ise hem büyüyen toplumsal tepkiyi kontrol altına almaya hem de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde derinleşen siyasi krizi yönetmeye çalışıyor.
EĞİTİMDEKİ EŞİTSİZLİK ÖFKEYİ BÜYÜTTÜ
Fransa’daki lise eylemlerinin merkezinde, yıllardır çözülmeyen eğitim sorunları bulunuyor. Özellikle emekçi ailelerin yaşadığı mahallelerdeki okulların fiziksel koşulları, öğretmen eksikliği ve eğitim olanaklarının yetersizliği, öğrenciler arasındaki fırsat eşitsizliğini derinleştiriyor.
Öğrenciler yalnızca okul binalarının onarılmasını değil, ders sürelerinin yeniden düzenlenmesini, sınıf mevcutlarının azaltılmasını ve öğretmen açığının kalıcı biçimde giderilmesini talep ediyor. Üniversiteye geçişte kullanılan Parcoursup sistemi de eleştirilerin hedefinde. Gençler, farklı ekonomik ve sosyal koşullarda eğitim gören öğrencilerin aynı ölçütlerle değerlendirilmesinin mevcut eşitsizlikleri yeniden ürettiğini savunuyor.
Eylemlerin Paris banliyölerinden ülkenin diğer kentlerine yayılması, eğitim krizinin belirli bölgelerle sınırlı olmadığını gösterdi. Hareketin özel okullara ve seçkin yükseköğretim kurumlarına kadar ulaşması ise tepkilerin toplumsal tabanının genişlediğine işaret ediyor.
HÜKÜMETİN 3 BİN ÖĞRETMEN HAMLESİ YETMEDİ
Öğrencilerin artan tepkisi karşısında hükümet, öğretmen açığının yoğun olduğu okullara 3 bin öğretmen görevlendirilmesini içeren acil bir plan açıkladı. Eğitim Bakanlığı, uygulamayla derslerin boş geçmesinin önüne geçmeyi hedeflerken eğitim bütçesi ve üniversiteye geçiş sistemi konusunda da yeni düzenlemeler yapılabileceği mesajı verdi.
Ancak öğrenci örgütleri ve öğretmen sendikaları, söz konusu adımların yıllardır biriken sorunları çözmekten uzak olduğunu belirtiyor.
Sendikalar, geçici görevlendirmelerle öğretmen açığının kalıcı olarak kapatılamayacağını, eğitimdeki eşitsizliğin giderilmesi için kamusal yatırımların artırılması gerektiğini vurguluyor.
Öğrenciler ise hükümetin verdiği sözlerin somut ve uzun vadeli bir programa dönüştürülmesini istiyor. Hareketin temsilcileri, talepler karşılanmadığı sürece eylemlerin devam edeceği mesajını veriyor.
POLİS MÜDAHALESİNE TEPKİ ARTIYOR
Eylemler büyürken güvenlik güçlerinin öğrencilere yönelik müdahaleleri de tartışmaların odağına yerleşti.
Fransız basınına yansıyan resmi verilere göre 28 Eylül ile 8 Ekim arasında 6 bin 877 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların yüzde 86’sını 18 yaşından küçükler oluşturdu.
Polisin biber gazı, cop ve diğer müdahale araçlarını kullanması sonucu öğrencilerin ağır yaralandığı olaylar kamuoyunda tepki yarattı. Bazı polis müdahalelerine ilişkin soruşturmalar başlatılırken hükümet, güvenlik güçlerinin eylemlere yaklaşımı nedeniyle artan eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Polis şiddetine ilişkin görüntülerin yayılması, başlangıçta okullardaki koşullarla sınırlı olan protestolara yeni bir talep daha ekledi: Öğrencilerin demokratik protesto hakkının korunması.
Velilerin, hukukçuların ve sendikaların daha görünür biçimde eylemlere katılması da bu süreçte hız kazandı. Böylece eğitim hakkı için başlayan mücadele, polis müdahalelerine ve gençlerin karşılaştığı baskıya karşı bir tepkiyi de içine aldı.
SENDİKALARIN DESTEĞİYLE MÜCADELE GENİŞLİYOR
Öğrencilerin sürdürdüğü eylemler, Fransa’da emek örgütlerinin de gündemine girdi. Eğitim sendikalarının yanı sıra Genel İş Konfederasyonu (CGT) ve Solidaires gibi sendikal yapıların desteği, öğrenci hareketi ile işçi mücadelesi arasındaki dayanışmayı güçlendirdi.
Öte yandan akaryakıt fiyatları, enerji maliyetleri ve hayat pahalılığına karşı biriken toplumsal tepki, öğrenci hareketinin daha geniş protestolarla buluşması olasılığını artırıyor.
17 Ekim Cumartesi günü yapılması planlanan hayat pahalılığı karşıtı eylemler, eğitim sorunlarının yanı sıra ücretler, kamu hizmetleri ve kemer sıkma politikalarına yönelik tepkilerin de gündeme taşınacağı yeni bir buluşma noktası olarak görülüyor.
2018 yılında akaryakıt zamlarına tepkiyle ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketinin yeniden gündeme gelmesi, Fransa’da farklı toplumsal kesimlerin ortak ekonomik talepler etrafında buluşması ihtimalini güçlendiriyor.
KEMER SIKMA POLİTİKALARI TARTIŞILIYOR
Öğrenci hareketinin büyümesi, Fransa’nın kamu maliyesi ve bütçe tartışmalarının yoğunlaştığı bir döneme denk geldi.
Yüksek kamu borcu ve bütçe açığını gerekçe gösteren hükümet, harcamaları sınırlandırma baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Ancak öğrenciler ve sendikalar, eğitim gibi temel kamu hizmetlerinde yaşanan sorunların bütçe kısıtlamalarıyla daha da ağırlaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Eğitim bütçesine ayrılan kaynakların yetersizliği, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarını etkiliyor. Öğretmen açığı ve okul altyapısındaki sorunlar, özel eğitim olanaklarına erişebilenlerle kamu okullarına bağımlı öğrenciler arasındaki farkı büyütüyor.
Bu nedenle protestolar, yalnızca okulların fiziki koşullarıyla ilgili bir tartışma olmaktan çıkarak kamusal hizmetlerin geleceği ve toplumsal eşitlik meselesine dönüşüyor.
SEÇİM ÖNCESİ MACRON YÖNETİMİNE YENİ BASKI
Nisan 2027’de yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken lise protestoları siyasi gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yönetimine yönelik kamuoyu desteğinin zayıfladığı bir dönemde gençlerin öncülük ettiği eylemler, hükümet üzerindeki baskıyı artırıyor.
Sol partiler hareketin taleplerine destek verirken hükümet cephesi, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa’yı (LFI) öğrenci protestolarını siyasi amaçlarla kullanmakla suçluyor. LFI ise eylemlerin öğrencilerin kendi talepleri doğrultusunda geliştiğini ve bu mücadeleye destek verdiğini savunuyor.
Öte yandan aşırı sağın seçim anketlerindeki güçlü konumu, Fransa’daki toplumsal huzursuzluğun siyasi sonuçlarına ilişkin tartışmaları da derinleştiriyor.
GENÇLER GERİ ADIM ATMİYOR
Fransa’da haftalardır süren lise eylemleri, eğitim sistemindeki yapısal sorunları yeniden ülke gündeminin merkezine taşıdı.
Hükümetin açıkladığı öğretmen görevlendirmeleri ve diyalog çağrıları henüz protestoları sona erdirebilmiş değil. Öğrenciler, geçici önlemler yerine kalıcı kamu yatırımları, eşit eğitim olanakları ve taleplerinin doğrudan muhatap alındığı bir müzakere süreci istiyor.
Eğitimde eşitlik talebiyle başlayan hareketin önümüzdeki günlerde emek örgütleriyle kuracağı bağ, protestoların geleceği açısından belirleyici olacak.
Fransa’da gençlerin sokaklara taşıdığı itirazın merkezinde ise temel bir soru bulunuyor: Eğitim hakkı, bütçe kısıtlamalarının gölgesinde mi kalacak, yoksa herkes için erişilebilir ve nitelikli bir kamu hizmeti olarak mı güvence altına alınacak?
