Kolektif Mücadele Platformu

sureklik

Tepki Veren Değil, Gündem Belirleyen Örgütlü ve Sürekli Sınıf Mücadelesi!

Dünyanın dört bir yanında derinleşen ekonomik krizler, büyüyen eşitsizlikler, savaşlar ve otoriterleşme karşısında işçilerin, emekçilerin ve ezilen toplumsal kesimlerin öfkesi grevler, direnişler ve kitlesel protestolarla açığa çıkıyor. Yükselen bu isyan dalgası, kapitalist düzenin yarattığı çelişkilerin derinliğini gösterirken temel bir soruyu da gündeme taşıyor: Toplumsal öfke, nasıl kalıcı, örgütlü ve dönüştürücü bir sınıf gücüne dönüşecektir?

Türkiye’de sol ve toplumsal muhalefetin temel sorunlarından biri de burada düğümlenmektedir. Mücadele, büyük ölçüde olaylara tepki verme, kınama açıklamaları yayımlama ve dönemsel protestolar düzenleme pratiğine sıkışmıştır. Egemen sınıflar ekonomik, siyasal ve ideolojik gündemi belirlerken, toplumsal mücadele yürüten yapıların önemli bir bölümü bu gündemlerin peşinden sürüklenmektedir.

İşçi sınıfının haklarına saldırılır, açıklamalar yapılır. Demokratik özgürlükler sınırlandırılır, protestolar düzenlenir. Baskılar karşısında dayanışma çağrıları yükselir. Ardından çoğu zaman örgütler kendi sınırlarına çekilir ve bir sonraki gelişmeyi bekler.

Elbette protesto ve kınamalar mücadelenin meşru araçlarıdır. Ancak protestoyu mücadelenin kendisi hâline getiren bir siyaset, kalıcı ve dönüştürücü bir toplumsal güç yaratamaz.

Sınıf mücadelesi, birbirinden kopuk olaylara verilen tepkilerin toplamı değildir. Kapitalist sömürü ve sınıfsal egemenlik, ekonomik, siyasal ve ideolojik mekanizmalar aracılığıyla sürekli yeniden üretilmektedir. Sermaye düzeni egemenliğini toplumsal yaşamın her alanında yeniden üretirken, ona karşı mücadele dönemsel tepkilere ve geçici birlikteliklere indirgenemez.

Sınıfsal egemenliğin sürekliliği karşısında mücadelenin süreksizliği, mevcut güç ilişkilerinin yeniden üretilmesine hizmet eder.

Asıl mesele siyasal inisiyatif sorunudur. Sistem gündemi belirliyor, toplumsal muhalefet yalnızca buna tepki veriyorsa mücadelenin yönünü ve sınırlarını da büyük ölçüde egemen güçler belirliyor demektir. Böyle bir siyaset, haklı taleplerine rağmen savunma konumunu aşmakta zorlanır.

Oysa devrimci sınıf siyasetinin görevi yalnızca saldırıları teşhir etmek değil; işçi sınıfının ve emekçi halkın ekonomik, demokratik ve siyasal taleplerini toplumsal gündemin merkezine taşıyarak bağımsız bir siyasal irade geliştirmektir.

Mesele, sistemin belirlediği gündemlerin peşinden koşmak değil, sınıfın kendi gündemini belirleyecek örgütlü gücü yaratmaktır.

Bunun maddi temeli; fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde ve yaşamın bütün alanlarında kök salan, kendi öz örgütlülüğünü geliştiren ve mücadeleyi süreklileştiren bir sınıf hareketidir.

Lenin’in kendiliğinden hareket ile bilinçli siyasal mücadele arasındaki ayrımı burada önem kazanır. Kapitalist çelişkiler kendiliğinden tepkiler doğurabilir; ancak bu tepkiler kendiliğinden örgütlü bir sınıf siyasetine dönüşmez. Bunun için mücadele deneyimlerinin sınıf bilinciyle bütünleşmesi, örgütsel birikime dönüşmesi ve süreklilik kazanması gerekir.

Bugün temel eksiklik de budur. Direnişler yaşanmakta, toplumsal öfke zaman zaman kitleselleşmekte, ancak açığa çıkan enerji çoğu kez kalıcı örgütlenmeye dönüşmeden dağılmaktadır. Her mücadele neredeyse yeniden başlamakta, deneyimler birikimli bir sınıf gücüne yeterince dönüşememektedir.

Oysa mücadelenin sürekliliği, her gün eylem yapmak değil; sınıfın örgütlü varlığını, siyasal bilincini ve toplumsal müdahale kapasitesini sürekli geliştirmektir.

Birleşik mücadele de yalnızca farklı kurumların aynı basın açıklamasında yan yana gelmesi değildir. İşçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve demokratik hak mücadelesi yürüten kesimlerin ortak talepler etrafında kalıcı örgütsel ilişkiler geliştirmesi ve mücadeleyi birlikte büyütmesidir. Esas olan dönemsel birliktelikler değil, süreklilik taşıyan ortak mücadele gücüdür.

Bu nedenle sol ve toplumsal mücadele yürüten yapıların kendi pratikleriyle yüzleşmeleri zorunludur. Bir örgütün gücü, kaç açıklama yaptığı veya kaç kişiyi meydana taşıdığıyla değil; sınıf içerisinde ne kadar kökleştiği, hangi kalıcı örgütlülükleri yarattığı ve toplumsal gelişmelere ne ölçüde müdahale edebildiğiyle değerlendirilmelidir.

Örgütlenmeyi yalnızca eylem zamanlarında hatırlayan, gündelik sınıf çalışmasını ikinci plana iten bir anlayış, toplumsal dönüşümün öznesi olamaz.

Devrimci siyaset açısından günlük mücadele ile stratejik hedef arasında kopmaz bir bağ kurulmalıdır. Her direniş yeni bir örgütsel kazanıma, her kazanım daha ileri bir sınıf bilincine, her mücadele deneyimi birleşik sınıf hareketinin güçlenmesine katkı sunmalıdır. Aksi hâlde taktik faaliyet kendi başına amaçlaşır ve siyaset, egemen sınıfların gündemlerine tepki üretmekle sınırlanır.

Burada belirleyici olan, dönemsel çıkışların büyüklüğünden çok, ısrarlı ve birikimli sınıf çalışmasıdır.

Toplumsal dönüşümün gücü, bir anlık öfkenin şiddetinde değil, örgütlü mücadelenin sürekliliğinde yatar. En büyük kitlesel patlamalar bile kalıcı örgütsel birikim yaratmadığında sönümlenebilir. Buna karşılık sabırlı, kararlı ve kesintisiz sınıf çalışması, güç ilişkilerini adım adım değiştirecek maddi zemini oluşturur.

Büyük protestoların ardından örgütsel birikim bırakamayan hareketler, her yeni gelişmede aynı noktadan başlamak zorunda kalır. Oysa toplumsal yaşamda kök salan öz örgütlülük, her mücadeleyi bir sonrakinin dayanağına dönüştürür.

Unutulmamalıdır ki sınıf adına konuşmakla sınıfın kendi örgütlü siyasal gücünü geliştirmek aynı şey değildir. Devrimci siyasetin görevi, emekçileri yalnızca eylemlere çağırmak değil, onları kendi mücadelelerinin bilinçli ve örgütlü öznesi hâline getirmektir.

Gündem belirlemek, yalnızca ne söylediğimizle değil, söylediklerimizin arkasında ne kadar örgütlü, kalıcı ve toplumsal karşılığı olan bir güç bulunduğuyla ilgilidir.

Bugün ihtiyaç duyulan, protestoyu örgütlenmeyle, örgütlenmeyi süreklilikle, sürekliliği ise bağımsız sınıf siyasetiyle bütünleştiren bir mücadele anlayışıdır.

Çünkü kalıcı örgütlenme olmadan sürekli mücadele, sürekli mücadele olmadan bağımsız siyasal inisiyatif, bağımsız siyasal inisiyatif olmadan da dönüştürücü bir sınıf gücü yaratılamaz.

Artık mesele, sistemin gündemine tepki vermekle yetinmeyen; kendi öz örgütlülüğüne dayanarak mücadeleyi süreklileştiren, toplumsal gelişmelere müdahale eden ve kendi gündemini belirleyen birleşik bir sınıf hareketini geliştirmektir.

Exit mobile version