Fransa’dan İspanya’ya, İtalya’dan Belçika’ya, Portekiz’den Yunanistan ve Arnavutluk’a kadar Avrupa’nın birçok ülkesinde toplumsal mücadeleler büyüyor. Hayat pahalılığı, düşük ücretler, barınma krizi, eğitimde eşitsizlik ve kamusal hizmetlerin gerilemesine karşı emekçiler, öğrenciler ve gençler sokaklara çıkıyor. Farklı taleplerle gelişen protestolar, ekonomik ve sosyal politikalar karşısında biriken toplumsal öfkenin Avrupa çapında görünür hale geldiğini gösteriyor.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde son günlerde yaşanan kitlesel protestolar, ekonomik krizin ve derinleşen toplumsal eşitsizliklerin yarattığı hoşnutsuzluğu yeniden gündeme taşıdı. Fransa’da liselilerin başlattığı eylemler yüz binlerce kişinin katıldığı gösterilere dönüşürken, İspanya’da öğretmenler, İtalya’da hayat pahalılığından bunalan yurttaşlar, Belçika’da öğrenciler ve emekçiler, Portekiz’de barınma hakkı için mücadele eden gençler, Yunanistan’da ise geçim sıkıntısına karşı çıkan öğrenciler protestolar düzenliyor.
Fransa’da yaklaşık bir aydır süren öğrenci protestolarına sarı yelekliler, sendikalar, çiftçiler ve farklı toplumsal kesimler katıldı. 17 Ekim’de düzenlenen gösterilere resmî açıklamalara göre yaklaşık 550 bin, organizatörlere göre ise 800 bin kişi katıldı. Eğitimdeki sorunlar, hayat pahalılığı ve sosyal hakların gerilemesi protestoların temel talepleri arasında yer aldı.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise toplumsal taleplere yönelik kapsamlı bir çözüm açıklamak yerine gösteriler sırasında yaşanan şiddet olaylarını öne çıkardı. Protestocuların bir bölümünü aşırı sol gruplar olarak suçlayan Macron, olaylara karışanların cezalandırılacağını söyledi. Güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve yaşanan yaralanmalar ise hükümetin tutumuna yönelik eleştirileri artırdı.
İspanya’da da eğitim emekçilerinin mücadelesi büyüyor. Madrid Özerk Bölgesi’nde süresiz grev başlatan öğretmenler, 19 Ekim’de grevin dördüncü gününde Madrid-Valensiya bağlantısını sağlayan A-3 otoyolunu trafiğe kapattı. Öğretmenler, sınıf mevcutlarının azaltılmasını, ders yükünün hafifletilmesini, maaşların yükseltilmesini ve kamu eğitimine daha fazla kaynak ayrılmasını talep ediyor. Sağcı Halk Partili Isabel Díaz Ayuso yönetiminin eğitim politikalarına karşı düzenlenen protestolara öğrenciler de destek veriyor.
Aynı gün Madrid’de yaklaşık bin kişinin katıldığı bir başka eğitim protestosunda, Ayuso’nun bulunduğu binanın çevresinde polisle göstericiler arasında gerginlik yaşandı. Öğretmenlerin talepleri karşısında hükümetin müzakereye yanaşmadığı yönündeki eleştiriler sürüyor.
İtalya’da ise hayat pahalılığına ve savaş politikalarına karşı başlayan gösteriler Milano, Bologna ve Torino gibi kentlere yayıldı. Milano’da düzenlenen yürüyüşlerin ardından bazı gruplarla polis arasında çatışmalar yaşandı, iş yerleri zarar gördü ve çok sayıda kişi gözaltına alındı. Başbakan Giorgia Meloni, protestolar sırasında yaşanan şiddet olaylarını kınarken göstericilerin gündeme taşıdığı ekonomik sorunlar tartışılmaya devam ediyor.
Belçika’da Brüksel ve Liège kentlerinde hayat pahalılığına, eğitimdeki kesintilere ve ekonomik politikalara karşı protestolar düzenlendi. Öğrencilerin ve farklı toplumsal kesimlerin katıldığı eylemlerde polis müdahaleleri ve gözaltılar yaşandı. Eğitim maliyetlerinin artması ve kamusal hizmetlerdeki sorunlar, özellikle gençler arasında hoşnutsuzluğu büyüten başlıca nedenler arasında bulunuyor.
Arnavutluk’un başkenti Tiran’da üniversitelerdeki eğitim koşulları, yüksek öğrenim giderleri ve yolsuzluk iddialarına karşı başlayan öğrenci protestoları hükümet karşıtı gösterilere dönüştü. Başbakan Edi Rama’nın istifasını isteyen göstericilerle güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Eğitimde fırsat eşitsizliği, işsizlik ve gençlerin gelecek kaygısı protestoların temelini oluşturuyor.
Portekiz’de barınma krizi, yükselen kiralar ve düşük ücretler toplumsal tepkinin merkezinde bulunuyor. Başkent Lizbon’da binlerce kişinin katıldığı gösterilerin ardından gençler ve barınma hakkı savunucuları Rossio Meydanı’nda çadırlar kurarak eylemlerini sürdürdü. Sendikalar daha yüksek ücret, daha güçlü sosyal haklar ve herkes için erişilebilir konut talep ediyor. Konut fiyatlarının ve kiraların hızla yükselmesi, özellikle gençlerin bağımsız bir yaşam kurmasını giderek zorlaştırıyor.
Yunanistan’da ise öğrenciler yüksek kiralar, gıda fiyatları, eğitim masrafları ve geçim sıkıntısına karşı protestolar düzenledi. Atina’daki gösterilerde öğrenciler, mevcut gelirlerle temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamanın giderek zorlaştığını belirterek kamusal eğitim ve barınma olanaklarının geliştirilmesini istedi. Yunanistan’daki öğrenci hareketi, Fransa ve İspanya’daki gençlerin mücadeleleriyle dayanışma mesajları da verdi.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen bu mücadelelerin ortak paydasında, ekonomik krizin yükünün emekçilere ve gençlere aktarılmasına yönelik tepki bulunuyor. Eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlerin yetersizliği, ücretlerin yaşam maliyetleri karşısında gerilemesi ve barınmanın giderek daha pahalı hale gelmesi, geniş toplumsal kesimlerin yaşam koşullarını ağırlaştırıyor.
Ülkelerdeki protestoların örgütlenme biçimleri, talepleri ve siyasal yönelimleri farklı olsa da emekçiler ve gençler daha güvenceli bir yaşam, erişilebilir kamu hizmetleri ve toplumsal adalet taleplerinde ortaklaşıyor.
Fransa’da Macron, İtalya’da Meloni ve Madrid’de Ayuso yönetimlerinin protestolar karşısında güvenlik önlemlerini ve şiddet olaylarını öne çıkarması, toplumsal sorunların çözümünde baskıcı yöntemlerin rolünü yeniden tartışmaya açıyor.
Avrupa’da büyüyen toplumsal öfke, yalnızca tek tek hükümetlerin politikalarına değil, ekonomik kaynakların paylaşımına, sosyal hakların geleceğine ve mevcut düzenin yarattığı eşitsizliklere ilişkin daha kapsamlı soruları da gündeme getiriyor.
Bununla birlikte farklı ülkelerdeki mücadelelerin kendiliğinden ortak bir siyasal harekete dönüşeceği söylenemez. Toplumsal hoşnutsuzluğun kalıcı kazanımlar yaratabilmesi, sendikaların, öğrenci örgütlerinin ve diğer toplumsal hareketlerin dayanışma ve örgütlenme kapasitesine bağlı.
Fransa’dan İspanya’ya, İtalya’dan Portekiz’e uzanan protestoların ortaya koyduğu temel gerçek ise açık: Milyonlarca insan ekonomik güvencesizliğe, eşitsizliğe ve gelecek kaygısına sessiz kalmak istemiyor.
Avrupa’nın sokaklarında büyüyen itiraz, daha eşit, özgür ve insanca yaşanabilir bir gelecek arayışının ifadesi haline geliyor.
