Kolektif Mücadele Platformu

Avrupa’da Gençlik İsyanı Büyüyor: Almanya’da Sokağa Çıkacak Gençlere Sermaye Devletinden Polis ve Yasak Tehdidi – Editör

ALmanya

Fransa’da yükselen gençlik protestolarının etkisi Almanya’ya yayılıyor. “Gen Z regelt” (Z Kuşağı halleder) hareketi, 31 Ekim Cumartesi günü Almanya genelinde gençleri sokağa çağırıyor. Eğitimde kesintilere, hayat pahalılığına, zorunlu askerlik tartışmalarına ve silahlanma politikalarına karşı büyüyen gençlik öfkesi, henüz gösteriler başlamadan yasak talepleri, polis tehditleri ve istihbarat uyarılarıyla karşı karşıya kaldı. Özellikle göçmen kökenli gençlerin hedef gösterildiği bu ortamda, bazı göçmen kurumlarının protestolardan uzak durulması yönündeki tutumları da ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.

Avrupa’da ekonomik krizlerin, toplumsal eşitsizliklerin ve gelecek kaygısının büyüttüğü gençlik öfkesi Almanya sokaklarına taşınıyor. Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yükselen gençlik protestolarından sonra “Gen Z regelt” girişimi, 31 Ekim Cumartesi günü ülke genelinde gösteriler düzenleme çağrısı yaptı.

İlk olarak Berlin, Hamburg, Köln, Frankfurt ve Münih gibi büyük kentlerde gündeme gelen eylem çağrıları, kısa sürede başka şehirlere de yayıldı. Yerel girişimlerin katılımıyla onlarca kentte gösteriler planlanıyor. Hareketin sosyal medya hesaplarında 34 kentten söz edilirken, farklı kaynaklarda bu sayı değişiklik gösteriyor. Henüz merkezi ve ortak bir örgütlenme yapısına sahip olmayan hareketin kısa sürede geniş bir alana yayılması, gençler arasında biriken toplumsal hoşnutsuzluğun dikkat çekici bir göstergesi.

Kendisini bağımsız ve partiler üstü bir gençlik girişimi olarak tanımlayan “Gen Z regelt”, yayımladığı açıklamalarda genç kuşağın geleceğinin ekonomik krizler, sosyal kesintiler ve siyasal tercihler tarafından ipotek altına alındığını vurguluyor.

Hareketin temel talepleri arasında eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, hayat pahalılığına karşı önlemler alınması, uygun fiyatlı barınma olanaklarının sağlanması, toplumsal eşitsizliklerin azaltılması, iklim krizine karşı gerçek önlemler geliştirilmesi ve zorunlu askerlik uygulamalarına karşı çıkılması bulunuyor.

Gençlerin açıklamalarında özellikle bir çelişkiye dikkat çekiliyor: Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler için yeterli kaynak bulunamazken askeri harcamalara milyarlarca avro ayrılıyor. Okulların fiziki koşulları kötüleşirken, öğretmen eksikliği büyürken, kiralar ve yaşam maliyetleri yükselirken devletin öncelikleri silahlanma ve askeri yatırımlar doğrultusunda şekilleniyor.

Bu tablo yalnızca gençlerin değil, kapitalist sistemin yarattığı ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin yükünü taşıyan bütün emekçi kesimlerin karşı karşıya bulunduğu sorunları yansıtıyor.

Gençler bir yandan eğitim ve çalışma yaşamında giderek artan rekabete, güvencesizliğe ve gelecek kaygısına mahkûm edilirken, diğer yandan sermayenin kârları ve askeri harcamalar için devasa kaynaklar seferber ediliyor. Böylece ekonomik krizin faturası emekçilere ve gençliğe çıkarılırken, toplumsal zenginliğin kullanımında onların ihtiyaçları geri plana itiliyor.

Gençlik hareketinin ortaya koyduğu taleplerin sınıfsal niteliği de burada belirginleşiyor. Eğitim, barınma, sağlık ve insanca yaşam hakkı, yalnızca belirli bir kuşağın değil, tüm emekçilerin ortak sorunları arasında yer alıyor.

Gençler sokağa çıkmadan yasak ve polis tehdidi, provakasyon edebiyatı

Almanya’da gençlerin bu taleplerle sokağa çıkma hazırlığı, daha gösteriler başlamadan siyasal ve güvenlik çevrelerinin sert tepkileriyle karşılaştı.

Stuttgart Belediye Meclisi’ndeki CDU grubu, 22 Ekim’de yaptığı başvuruyla 31 Ekim’de planlanan gösterinin önceden yasaklanmasının hukuki koşullarının incelenmesini istedi. CDU, bu talebini Fransa’da yaşanan olaylarla ve Almanya’da benzer gelişmelerin ortaya çıkabileceğine ilişkin iddialarla gerekçelendirdi.

Stuttgart Belediyesi ise gösterinin yasaklanmasını gerektirecek somut bulgular bulunmadığını belirtti. Buna rağmen kentteki ticaret çevrelerinin de yasak çağrılarına katılmasıyla gösteri üzerindeki baskı arttı.

Stuttgart Sanayi ve Ticaret Odası ile perakende ticaret, otelcilik ve gastronomi temsilcileri, Belediye Başkanı Frank Nopper’e yaptıkları başvuruda protestoların yasaklanmasını talep etti. Sonuçta gösteri tamamen yasaklanmadı ancak 29 Ekim’de alınan kararla güzergâh değiştirildi. Gençlerin kent merkezindeki alışveriş bölgelerinden geçmesi engellendi ve yürüyüş B14 üzerinden Marienplatz’a yönlendirildi.

Bu gelişme, sermayenin ekonomik çıkarları ile demokratik gösteri hakkı arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor. Ticari faaliyetlerin olumsuz etkilenebileceği gerekçesiyle gençlerin protesto güzergâhının değiştirilmesi, kamusal alanın kullanımında hangi çıkarların öncelikli görüldüğünü de gözler önüne seriyor.

Henüz gerçekleşmemiş bir gösterinin, yaşanabileceği ileri sürülen olaylar üzerinden yasaklama tartışmalarının konusu haline getirilmesi, demokratik haklar açısından ciddi sorular doğuruyor.

Protestolar öncesinde en sert açıklamalardan biri ise Alman Polis Sendikası (GdP) Federal Başkanı Jochen Kopelke’den geldi. Kopelke, basına yaptığı açıklamada gösterileri kendi amaçları için kullanabileceğini iddia ettiği grupları hedef alırken, polise karşı şiddet uygulamak isteyen gençlerden ve göçmenlerden söz etti. Bu kişilerin kontrol altında tutulması gerektiğini belirterek polisten merhamet beklememeleri gerektiğini söyledi.

Polis sendikası başkanının göçmen gençleri şiddet söylemiyle birlikte anması, ayrımcı bir güvenlik anlayışını güçlendirme tehlikesi taşıyor. Almanya’da zaten ırkçılık ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalan göçmen kökenli gençlerin, henüz gerçekleşmemiş eylemler üzerinden potansiyel tehdit olarak gösterilmesi, demokratik protesto hakkının kullanılmasını da olumsuz etkileyebilecek bir yaklaşım.

Gençlik protestolarını kriminalize etme tartışmaları bununla da sınırlı kalmadı. Almanya’nın iç istihbarat kurumu Federal Anayasayı Koruma Dairesi (BfV), bazı aşırı sol grupların gösterileri kendi siyasal amaçları doğrultusunda etkilemeye ve radikalleştirmeye çalışabileceği uyarısında bulundu.

CDU’lu Federal Meclis İstihbarat Denetleme Komitesi Başkanı Marc Henrichmann da sol radikal çevrelerin uluslararası bağlantılar kurduğunu ve koordineli hareket ettiğini savundu.

Ancak hareketin ülke genelinde belirli sol gruplar tarafından yönetildiğini ya da gösterilerin sistematik olarak şiddet eylemlerine yönlendirildiğini ortaya koyan somut kanıtlar kamuoyuna sunulmuş değil.

Üstelik bir gençlik gösterisine sosyalistlerin, sendikacıların, savaş karşıtlarının veya farklı siyasal görüşlerden insanların katılması kendi başına suç oluşturmaz. Demokratik protesto hakkı, mevcut ekonomik ve siyasal düzene itiraz edenleri de kapsar.

Bu nedenle barışçıl siyasal faaliyetlerle somut şiddet eylemlerini birbirine karıştıran yaklaşımlar, toplumsal muhalefetin kriminalize edilmesinin önünü açabilir.

Gençlik hareketi içindeki ayrışmalar

Öte yandan gençlik hareketinin örgütsel yapısına ilişkin belirsizlikler, öğrenci temsilcileri arasında da tartışmalara yol açtı. Federal Öğrenci Konferansı (Bundesschülerkonferenz), “Gen Z regelt” girişiminin mevcut biçimiyle düzenlediği protestolara katılmayacağını açıkladı. Konferans, örgütlenme yapısının yeterince şeffaf olmamasını, farklı yerel grupların açıklamaları arasındaki çelişkileri ve siyasal araçsallaştırma riskini gerekçe gösterdi.

Bu çekinceler hareketin örgütlenme sorunlarını tartışmak açısından önem taşısa da gençlerin dile getirdiği eğitim, barınma, hayat pahalılığı ve gelecek hakkı taleplerinin meşruiyetini ortadan kaldırmıyor.

Bir girişimin örgütlenme biçimini eleştirmek başka, demokratik protesto hakkının kullanılmasını şüpheli hale getiren söylemlere güç vermek başka bir şeydir.

Aynı şekilde, farklı örgütlerin protestolara katılmama yönündeki kararları da yalnızca güvenlik kaygıları açısından değil, yaratabilecekleri siyasal ve toplumsal sonuçlar bakımından değerlendirilmelidir.

Göçmen kurumlarının tutumu: Demokratik hakları savunmak yerine korku söylemine teslim olmak

Gençlik protestoları öncesinde yükseltilen provokasyon, şiddet ve güvenlik söylemleri karşısında bazı göçmen kurumlarının eylemlere katılmama yönünde çağrılar yaptığına ilişkin tartışmalar, ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu.

Özellikle göçmen kökenli gençlerin potansiyel şiddet unsurları olarak gösterildiği bir ortamda, göçmenlerin demokratik haklarını savunma iddiasındaki kurumların tutumu daha da önem kazanıyor.

Burada mesele yalnızca bir gösteriye katılmak ya da katılmamak değildir. Her kurumun bir eyleme ilişkin kendi değerlendirmesini yapma ve bağımsız karar verme hakkı vardır. Ancak somut gerekçeler ortaya konulmadan, yalnızca provokasyon ihtimalinin öne çıkarılmasıyla gençlerin protestolardan uzak durmaya çağrılması, korku söylemlerinin etkisini artırabilir.

Özellikle yıllardır ırkçılığa, ayrımcılığa, polis baskısına ve demokratik hak ihlallerine karşı mücadele etme iddiasındaki kurumların, gençlik protestoları gündeme geldiğinde güvenlik söylemlerine öncelik vermesi ciddi bir çelişkidir.

Dahası, Almanya’da yaşayan göçmen kökenli gençler, diğer gençlerin karşı karşıya bulunduğu sorunlardan muaf değildir. Onlar da aynı okullarda eğitim görüyor, aynı yüksek kiraları ödüyor, aynı hayat pahalılığı altında yaşamaya çalışıyor. İşsizlik, güvencesiz çalışma, eğitimde fırsat eşitsizliği ve gelecek kaygısı onların da günlük yaşamının bir parçası. Üstelik önemli bir kesimi bütün bunlara ek olarak ırkçılık, ayrımcılık ve toplumsal dışlanmayla da mücadele ediyor.

O halde sormak gerekiyor: Almanya’da yaşayan göçmenlerin çocukları bu ülkenin gençliği değil midir? Eğitimdeki kesintiler, sağlık hizmetlerindeki sorunlar, artan yaşam maliyetleri ve askerileşme politikaları onların geleceğini etkilemiyor mu? Göçmen kökenli gençlerin demokratik hakları, diğer gençlerin haklarından ayrı mı düşünülecektir?

Bu soruların görmezden gelinmesi, yalnızca gençler arasındaki dayanışmayı zayıflatmakla kalmaz; ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin sınıfsal niteliğinin üzerini de örter.

Göçmenlerin haklarını savunduğunu söyleyen kurumlar açısından asıl çelişki de burada ortaya çıkıyor. Göçmenler demokratik hakları için mücadele ederken dayanışma beklemek, ancak başka toplumsal kesimlerin hakları tartışmaya açıldığında sessiz kalmak, tutarlı bir demokratik yaklaşım değildir.

Demokratik haklar seçilerek savunulamaz. Bugün gençlerin barışçıl gösteri hakkının sınırlandırılmasına göz yumulması, yarın göçmenlerin, işçilerin, sendikaların ve diğer toplumsal muhalefet kesimlerinin hakları açısından da olumsuz bir emsal oluşturabilir.

Daha da önemlisi, göçmenlerin kolaylıkla güvenlik tehdidi olarak gösterilebildiği bir siyasal ortamda, göçmen kurumlarının kanıtlanmamış provokasyon iddialarını sorgulamadan benimsemesi, ayrımcı söylemlerin güçlenmesine katkıda bulunabilir.

Bu açıdan, göçmen kökenli gençlerin hedef gösterilmesi karşısında sessiz kalırken onları protestolardan uzak durmaya çağıran bir yaklaşım, demokratik hakların savunulması bakımından açık bir tutarsızlık taşır.

Elbette bir hareketin örgütsel eksiklikleri eleştirilebilir, hatta bağımsız gösteriler düzenlenebilir. Ancak bu kaygılar, gençlerin meşru taleplerini görmezden gelmenin ya da kanıtlanmamış suçlamaları benimsemenin gerekçesine dönüştürülmemelidir.

Göçmen kurumları açısından temel mesele, herhangi bir organizasyona koşulsuz destek vermek değil, demokratik hakların korku ve güvenlik söylemleriyle sınırlandırılmasına karşı tutarlı bir yaklaşım geliştirmektir.

Çünkü göçmen kökenli gençlerin geleceği, Almanya’daki bütün gençlerin geleceğinden ayrı değildir. Ortak sorunları yaşayan toplumsal kesimlerin birbirinden uzaklaştırılması, sorunların çözümünü değil, mevcut eşitsizliklerin sürmesini kolaylaştırır.

Ayrıştırma politikalarına karşı ortak dayanışma

Fransa’dan Almanya’ya uzanan gençlik protestoları, Avrupa’da biriken toplumsal çelişkilerin yeni kuşaklar arasında giderek daha açık biçimde hissedildiğine işaret ediyor.

Ülkelerin siyasal koşulları farklı olsa da gençlerin karşılaştığı sorunlar büyük ölçüde ortak: Geleceksizlik, artan yaşam maliyetleri, güvencesiz çalışma, eğitimin ve barınmanın pahalılaşması, iklim krizi ve silahlanma politikaları.

Avrupa devletlerinin askeri bütçelerini büyüttüğü, savaş hazırlıklarının siyasal gündemde giderek daha fazla yer kapladığı bir dönemde gençlerin eğitim, barınma, sağlık ve barış talepleriyle sokaklara çıkması, toplumsal kaynakların hangi amaçlarla kullanıldığı tartışmasını da beraberinde getiriyor.

31 Ekim gösterilerinin ne ölçüde kitleselleşeceği ve daha kalıcı bir mücadeleye dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belli değil. Hareketin örgütsel belirsizlikleri, farklı siyasal eğilimleri ve yerel düzeydeki ayrışmaları da göz ardı edilemez. Ancak bütün bunlar, gençlerin karşı karşıya bulunduğu sorunların gerçekliğini değiştirmiyor.

Bugün gençlik protestoları üzerinden yürütülen güvenlik tartışmaları, özellikle göçmen kökenli gençlerin hedef gösterilmesiyle daha tehlikeli bir boyut kazanıyor. Gençlerin demokratik taleplerinin şiddet ve provokasyon iddialarının gölgesinde bırakılması, ırkçılığın ve toplumsal ayrışmanın derinleşmesine yol açabilecek bir ortam yaratıyor.

Bu ortamda göçmenleri hedef alan söylemler karşısında sessiz kalınması da eleştirilmelidir. Çünkü bugün göçmen kökenli gençlerin hakları konusunda sergilenen duyarsızlık, yarın başka toplumsal kesimlerin demokratik özgürlükleri tartışmaya açıldığında benzer sonuçlar doğurabilir.

Almanya’da yaşayan Alman ve göçmen kökenli gençler, işçiler, öğrenciler ve farklı toplumsal kesimler arasında var olan ortak sorunların görünür kılınması, bu ayrıştırıcı atmosferin aşılması açısından önem taşıyor.

Gençleri birbirine düşüren, göçmenleri hedef haline getiren ve demokratik talepleri güvenlik tehdidi olarak gösteren söylemler karşısında ortak dayanışmanın güçlenmesi, ırkçılığa, ayrımcılığa ve toplumsal eşitsizliklere karşı mücadelenin temel dayanaklarından biridir.

Gençliğin yükselen öfkesi yalnızca kuşaklar arası bir tepki olarak değerlendirilemez. Eğitimden sağlığa, barınmadan çalışma yaşamına kadar derinleşen sorunlar, kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliklerle ve siyasal iktidarların ekonomik tercihleriyle doğrudan bağlantılıdır.

Bu nedenle gençlik hareketinin geleceği, yalnızca kaç kişinin sokağa çıkacağına değil, emekçi gençlerin, öğrencilerin, işçilerin, göçmen kökenli gençlerin ve demokratik hakları savunan toplumsal kesimlerin ortak sorunlar etrafında nasıl bir dayanışma geliştirebileceğine de bağlıdır.

Bir tarafta büyük sermayenin çıkarları, milyarlarca avroluk silahlanma harcamaları ve sosyal kesintiler; diğer tarafta eğitim, barınma, sağlık, barış ve insanca bir gelecek isteyen milyonlarca insan bulunuyor.

Bu çelişkinin ırkçılık, göçmen karşıtlığı ve provokasyon söylemleriyle gölgelenmesi, toplumsal sorunların çözümünü daha da zorlaştırıyor.

Göçmenlerin demokratik hakları ile gençliğin geleceği birbirinden koparılamaz. Bir kesimin susturulması, hedef gösterilmesi veya haklarının sınırlandırılması, toplumun diğer kesimlerinin özgürlüklerini de ilgilendirir.

31 Ekim’de Almanya sokaklarında yükselmesi beklenen itiraz, tam da bu nedenle yalnızca bir günlük protestonun ötesinde anlam taşıyor. Gençlerin geleceği üzerinden yürütülen tartışma, nasıl bir toplumda yaşanacağı ve toplumsal zenginliğin kimlerin ihtiyaçlarına göre kullanılacağı sorusuna dayanıyor.

Irkçılığın, ayrımcılığın, korku ve provokasyon söylemlerinin toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirmesine karşı; Alman ve göçmen kökenli gençlerin, emekçilerin ve demokratik hakları savunan herkesin ortak sorunlar etrafında dayanışması, bu sürecin en önemli meselelerinden biridir.

Gençliğin geleceğini karartan ekonomik ve siyasal politikalara karşı gelişen toplumsal tepkinin, göçmenleri hedef alan suçlamalarla bölünmesine izin verilmemesi gerektiği yönündeki çağrı da buradan doğuyor.

Çünkü mesele yalnızca gençliğin sokağa çıkma hakkı değil; göçmenlerin eşitliği, emekçilerin insanca yaşam mücadelesi ve herkesin demokratik özgürlüklerinin korunmasıdır.

Gençliği, göçmenleri ve emekçileri birbirinden koparan korku ve ayrıştırma politikalarına karşı en güçlü yanıt, ortak hakların savunulması ve dayanışmanın büyütülmesidir. Geleceği karartan sorunlar ortaksa, bu sorunlara karşı demokratik mücadele de ortak bir zeminde gelişmelidir.

Mobil sürümden çık