Kızıldere bir son değil, başlangıçtır.
30 Mart 1972 Kızıldere Katliamının üzerinden 53 yıl geçti. On’lar, hep yanı başımızda bizimle oldular. On’lar, yarattıkları değerler ve bıraktıkları mirasla Türkiye devrim mücadelesinin temel taşları oldular.
30 Mart 1972’de Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy, siz On’larımız hep kavgamızın parlayan yıldızı, onurlu gururu oldunuz. 53 yıl sonra da mücadelenin, hak arayışlarının, adaletin ve özgür bir yaşamın bayrağını taşıyan posterlerinizle, inancınız ve kararlılığınızla hep en öndesiniz.
Sizler bugün, aradan geçen 53 yılın ardından, Türkiye devrimci hareketi tarihine miras bıraktığınız kararlılık ve mücadelenin en güzel örnekleri olarak hâlâ yol gösteriyorsunuz.
1971 devrimci hareketi, ülkemizde geri dönüşü olmayan bir süreci başlatmıştır. Bu çıkışın öncü gücü, sürecin ideolojik-siyasi farklılığını ve özgünlüğünü yaratan THKP-C’dir.
Kızıldere, bu sürecin yarattığı değer ve kazanımları bir manifesto olarak, en yüksek perdeden haykırarak Türkiye ve dünya halklarına ilan etmiştir.
Bir bütün olarak 71 devrimci çıkışının yarattığı değerler ve bıraktığı mirasa ne yazık ki yeterince doğru yaklaşıldığını söylemek mümkün değil. Neden? Çünkü 71 devrimci başkaldırısının özünde ve pratiğinde iktidar hedefi vardı. Ne yazık ki her geçen gün iktidar perspektifini yitiren Türkiye devrimci hareketi, 71 devrimci başkaldırısını sadece bir kahramanlık destanına çevirdi.
Kuşkusuz ki, başta Kızıldere olmak üzere 71 çıkışı, geçmişten geleceğe bitmeyen bir yolculuktur. Bu yolculuk, kısacık bir zaman diliminde yılları kapsayacak bir değer ve birikim bırakmıştır. Lenin’in deyimiyle, on yılın bir güne sığdırılması gibi… Bu kısa sürede Türkiye devriminin yolunu, kararlılığı, inancı, düşman karşısında devrimci duruşu miras bıraktılar. Sonrasında, öncülerimiz olarak anmamıza rağmen yeterince yerine getiremediğimiz faşizme karşı eşi benzeri olmayan bir devrimci dayanışma örneği sergilediler. İşte On’larımız; devrime adanmışlığın, kararlılığın, fedakârlığın ve siper yoldaşlığının gerçek yaratıcıları oldular. Bu yüzden Kızıldere ve 71 başkaldırısı, “Ayrı ırmakların aynı denize aktığı nehirdir.”
Bugün içinde bulunduğumuz süreçte, AKP-MHP şeriatçı faşist sistemi halklarımıza teslimiyeti dayatarak ülkeyi yaşanmaz hâle getirdi. Toplumun nefes alamaz hâle gelmesi karşısında, İmamoğlu vesilesiyle başlayan başkaldırı, öncülerimizin ruhunu yeniden kuşanmanın önemini ortaya koymaktadır. Devrime ve sosyalizme olan inancımızı kuşanıp, On’ların bizlere bıraktığı mirasla, iktidar perspektifiyle yaratılan karanlığı yok etme zamanıdır.
Bu noktada tarihle bağları koparmanın kişisel iradeye bağlı olmadığını da vurgulamak gerekir. Çünkü tarih, tüm sübjektif direnişlere, zorlamalara, inkârlara rağmen hükmünü yürütmeye devam eder ve kaybedenler, her zaman tarihin derslerini yakalayamayan yapılar olur. Tüm retlere, inkârlara ve bağnazca savunuculuklara rağmen, tarih kendi gerçeklikleriyle hükmünü sürdürmektedir. Günümüzdeki siyasi yapıların gelişimlerine, söylemlerine ve eylemlerine baktığımızda bunu daha iyi görebiliriz.
THKP-C’ye bakış açısı ve şu anki konumu ne olursa olsun, bu hareketin ideolojik-siyasi çizgisinden etkilenmeyen, siyasi pratiğine öykünmeyen bir yapı yoktur. Hemen her siyasi hareketin içinde, PKK dâhil, THKP-C’nin temel belirlemelerinden ve pratik deneyimlerinden izler bulmak mümkündür. Öte yandan, bazı gruplar THKP-C’yi savunduklarını iddia etseler de, bu tür yapıların büyük bir kısmı, onu zerre kadar anlamamış, günlük politik çıkarlarına propaganda malzemesi olarak kullanmıştır. THKP-C ve Kızıldere’yi, yasal siyaset ve parlamento duvarları arasına hapsederek temsil ettiklerini iddia etmek büyük bir yanılgıdır. Bugün düştükleri trajik durum bunun en somut göstergesidir. Ancak diğer yanda, AKP-MHP cihatçı faşist sisteme karşı, okul kampüslerinde, meydanlarda, polis barikatlarını aşarken birçok göstericinin elinde Mahir Çayan posterleri bulunmaktadır.
Sonuç olarak, tarihimizden kopmak istemiyorsak, onu geliştirerek sürdürmek istiyorsak, öncelikle bu tarihi çok iyi bilmemiz ve doğru bir yere oturtmamız gerekir. Bu konuda oldukça dezavantajlı bir durumda olduğumuzun bilincinde olmalı ve bu bilinç bizi tarihe bakışta daha ciddi olmaya yöneltmelidir. Çünkü karşımızda yalnızca anlaşılamayan değil, aynı zamanda çarpıtılan ve içi boşaltılan bir tarih var. Biz, bu tarihi irdelemek, onun özünü ortaya çıkarmak ve geleceğe perspektif sunmak zorundayız.
Bu yüzden; Mahir olacağız, Deniz olacağız, İbrahim olacağız. Kızıldere’de yaratılan dayanışma ruhunu, bugün tüm coğrafyamızda zulme ve zorbalığa karşı durarak yaşatacağız.
30 Mart’ta, Kızıldere’nin 53. yıldönümünde, On’ların şahsında, faşizme ve emperyalizme karşı boyun eğmeyen direnişlerle dolu devrimci tarihimizden güç alarak, On’ların ideallerini devrime taşıyacağız!
Kızıldere Şehitleri Ölümsüzdür!
Kızıldere Bir Son Değil, Başlangıçtır!
Mahir, Hüseyin, Ulaş, Kurtuluşa Kadar Savaş!
Tek Yol Devrim!