Tarihsel Bir Dönemeç: 1990
Her yeni tarihsel dönemeç, nesnel durumda olduğu kadar insan bilincinde de büyük altüst oluşlar ve kaosla kendini gösterir. İnsanlığın kurtuluş umudu olan sosyalist hareket, devasa bir toplumsal sistem yaratmışken yaşadığı büyük çöküşle yeni bir süreci başlattı. Bu süreç, insan bilincinde derin bir umutsuzluk ve inanç kaybı yarattı. 1990, reel sosyalizmin çöküşüyle, emperyalist-kapitalist sistemin dünya çapında hegemonik güç haline geldiği bir dönüm noktası oldu. Bu çöküş, 1945’ten, kimi yönleriyle 1917’den bu yana hakim olan dünya tablosunu değiştirdi; dünya ve yaşadığımız topraklar büyük altüst oluşlarla yeniden biçimlenmeye başladı.
Bu altüst oluş, yalnızca reel sosyalizmin çöküşüyle açıklanamaz. Reel sosyalist ülkelerdeki gelişmeler kadar, emperyalist-kapitalist sistemin özellikle son otuz yıldaki yoğun değişimleri de bu sürecin arka planını oluşturuyor. İnsanlığın kaderini belirleyen bu iki dinamik arasındaki çatışma, 1990’larda insanlığı yeni bir dünya tablosuyla karşı karşıya bıraktı. Değişimin boyutları, etkileri ve sonuçları muazzamdır.
Kapitalizmin Derinleşen Krizi ve Yıkımları
Kapitalist sistem, 1970’lerden itibaren yapısal bir kriz içinde bulunuyor. 1980’lerde devreye giren neoliberal politikalar, bu krizi yönetmek için geliştirildi. Ancak bu politikalar, krizleri çözmek yerine, emekçilerin yaşamını tahrip eden ekonomik, sosyal, kültürel ve ekolojik yıkımlara yol açtı. Mali sermayenin serbest dolaşımı, özelleştirmeler ve esnek üretim modelleri, gelir eşitsizliklerini tarihin en yüksek seviyelerine taşıdı; ücretlerin alım gücü düştü, kalıcı işsizlik arttı ve yüz milyonlarca emekçi yoksulluğa sürüklendi. Sosyal haklar ve örgütlenme zeminleri yok edildi, çalışma koşulları kötüleşti. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların dayatmaları, ülkeleri borç batağına sürükleyerek üretimi emperyalist tekellerin istemlerine göre düzenledi.
Kapitalist bireycilik ve postmodern anlayışlar, dayanışma, kamusallık ve insani değerleri tahrip etti; eğitim, sağlık gibi kamusal hizmetlerin metalaşması toplumsal bağları zayıflattı. Ahlaki yozlaşma, yalnızlaşma ve lümpen kültür yaygınlaştı. Kapitalizmin kâr odaklı doğa sömürüsü, doğal kaynakları hızla tüketti ve ekolojik sorunları sistem karşıtı bir mücadele alanı haline getirdi. Emperyalist politikalar ve faşist yönetim biçimleri, özellikle Türkiye gibi ülkelerde, toplumsal muhalefeti ezmek için yoğun baskı ve terör rejimleri kurdu. “Düşük yoğunluklu çatışma” ve “düşük yoğunluklu demokrasi” modelleri, faşist terörü demagojik demokrasi söylemleriyle birleştirdi.
Kapitalizmin bu derinleşen krizi, üretici güçlerin ve insanlığın ilerlemesi için olanaklar yaratmaktan uzak. Sistemin geçici üstünlüğü, sosyalist hareketin yaşadığı kriz ve çöküşten kaynaklanıyor. Ancak tarihsel deneyim, her büyük krizin büyük devrimci çözümlerin olanaklarını da taşıdığını gösteriyor. Bugünkü kriz, önceki krizlerden çok daha güçlü devrimci dinamikler barındırıyor.
Sosyalist Hareketin Çöküşü ve Umutsuzluk
Reel sosyalizmin çöküşü, sosyalist hareketin prestijini zedeledi ve insan bilincinde derin bir umutsuzluk ve inanç kaybı yarattı. Kapitalist sistemin ideolojik aygıtları, yalan ve yanılsamaya dayalı propagandalarla sosyalizme olan inancı felç etti. Oluşan kaos ortamında, ilerleme düşüncesinden kopuş ve “bilinç sefilliği”ortaya çıktı. Bilimsel sosyalizmi referans alan güçler, diğer emek güçleri ve sistem karşıtı muhalefet, bu savruluş ve çürüme tablosunun dışında değil. Mevcut tablo, bu güçlerin çöküşünün ve etkisizleşmesinin ürünü. Bu tabloyu tersine çevirecek devrimci bir çıkış geliştirilemediği ölçüde süreç devam edecektir.
Proletarya ve ezilen yığınlar bu karanlık girdaba mahkum değiler. Kapitalizmin geçici üstünlüğü, sosyalist hareketin emekçileri ileri bir toplumsal seçeneğe taşıyamamasından kaynaklanıyor. Ancak sistem, kendi yapısal krizini aşamıyor. Reel sosyalizmin çöküşünden bu yana geçen süreç, kapitalizmin maddi ve tarihsel sınırlarına dayandığını, üretici güçleri ve insanlığı daha fazla yıkıma sürüklemekten başka çaresi olmadığını gösteriyor. Sosyalizmin bilimsel temelleri, krizin yıkıcılığına rağmen giderek daha açık görülüyor. Çöküş, yalnızca sosyalist emeği yıkıntılar arasında bırakmadı; kangrenleşmiş gerici uygulamalar, dogmalar ve kastlar da yıkıntı altında kaldı. Sosyalizmin yeni yükselişi, bu ayak bağlarından kurtularak gelişecek.
Devrimci Yenilenme İhtiyaç Değil Zorunluluktur!
Sosyalist devrimci mücadele, tarihsel birikim ve düşünsel temellerle yeni bir çıkış gerçekleştirecek özsel dinamiklere sahip. Devrimci yenilenme süreci, mevcut devrimci mevzilerin korunmasını ve bilimsel sosyalizmin bilimle bağlarının yeniden kurulmasını gerektiriyor. 1990’lara kadar sosyalist ve kapitalist sistemler arasındaki çatışma, dünya çapındaki ilişkileri, yapıları ve dengeleri belirledi. Reel sosyalizmin çöküşü ve sosyalist hareketin krizi, bu dengeleri değiştirdi. 1990’lar, toplumsal modellerin, ilişkilerin ve çelişkilerin bir bölümünün ortadan kalktığı, bir bölümünün yapısal değişime girdiği, yeni ilişki, çelişki ve dengelerin oluştuğu yıllar oldu. Kapitalist sistemin değişim süreci, 1970’lerden itibaren derinleşen yapısal krize ve 1980’lerdeki restorasyon programına dayanıyor. Bu program, sermayenin önündeki siyasal, ekonomik ve devletsel engelleri parçalamayı, toplumsal ve uluslararası ilişkileri yeniden kurmayı hedefledi.
Kapitalizmin Derinleşen Krizinin Unsurları
1980’lerdeki restorasyon programı, kapitalist sistemin krizini yönetmek için neoliberal politikaları devreye soktu. Mali sermayenin serbest dolaşımı ve para sermayenin öne çıkması, kar oranlarını artırmada başlıca aktör oldu. Malların ve hizmetlerin üretim ve dolaşımındaki engeller kaldırıldı. Kamusal hizmetler özelleştirildi, tüm insan etkinlikleri kapitalist sömürü alanına dahil edildi. Kapitalist sanayi, mikro-elektronik, biyo-teknoloji ve bilişim gibi yüksek kar getiren sektörler temelinde yeniden yapılandırıldı. Esnek üretim, düzenli istihdamı ve standart çalışma koşullarını ortadan kaldırdı, işçi sınıfını yoğun sömürüye maruz bıraktı. Emperyalist ülkelerde ikinci sınıf sanayi sektörleri, borçlandırılmış ekonomilere aktarıldı, yeni bir uluslararası iş bölümü geliştirildi.
Bu politikalar, birikmiş tekelci sermayeye yeni alanlar açtı, ancak krizin yıkıcı etkilerini yalnızca hafifletmeye çalıştı. Siyasal alanda, ABD önderliğinde yeni sağ politikalar devreye girdi. Keynesçi politikalar tasfiye edildi, sosyal ve demokratik haklar budandı, sendikalar ve demokratik örgütler zayıflatıldı. Anti-komünist saldırganlık yoğunlaştı, reel sosyalist ülkelere karşı askeri ve siyasal kampanyalar başlatıldı. Kültürel alanda, postmodernizm, akılcı düşünmeyi ve toplumsallığı yok sayarak insanı kendi içine çökertti.
Türkiye ve Bölgesel Bağlam
Türkiye, kapitalist krizin ve yıkımların yoğun yaşandığı bir ülke. 1980’lerdeki 24 Ocak kararları ve 12 Eylül cuntası, neoliberal politikaların ve faşist baskının yerleşmesi için dönüm noktası oldu. Mali sermayenin serbestleştirilmesi, özelleştirmeler, IMF’nin yapısal uyum programları ve ihracata dayalı üretim, bir yağma ve talan ekonomisi yarattı.
Tarımın çöküşü, yoksul köylülüğün tasfiyesine ve kentleşmeye yol açtı. İşçi sınıfı sayıca büyüdü, kentler yoksul emekçi semtleriyle doldu. Küçük ve orta burjuvazi, emperyalist tekellerin baskısıyla eridi; yeni bir taşeron burjuvazi doğdu. Sosyal ve kültürel yaşam, faşist terör ve bireycilikle tahrip edildi. Askeri güçlerin belirleyici olduğu bir düzen kuruldu, devrimci hareket ezildi. Türkiye, emperyalizmin Ortadoğu’daki stratejik müttefiki olarak konumlandırıldı, ancak bu, toplumsal krizleri derinleştirdi.
Bu krizler, Anadolu ve Kürdistan coğrafyasını devrimler için bir zemin haline getiriyor.
Yeni Devrimci Dinamikler
Kapitalist sistemin derinleşen krizi, devrimci çözümler için fırsatlar sunuyor. Gelir eşitsizliği, işsizlik, yoksullaşma ve sosyal hakların kaybı, emekçilerde öfke birikimine yol açıyor. Çok uluslu ülkelerde ulusal baskıların artması, devrimci bir dalgayı tetikleyebilir; ancak bu hareketler, sosyalist bir öz taşımazsa başarısızlığa ya da teslimiyete sürükleniyor. Kapitalizmin doğa tahribatı, sistem karşıtı bir mücadele alanı oluşturuyor. Yeni işçileşme dalgası, işçi sınıfını nesnel olarak en büyük güç haline getirdi. Üretimdeki rolü ve örgütlenme yeteneği, onu devrimci mücadelenin merkezine yerleştiriyor.
Enternasyonal Perspektif Ve Mücadele
Devrimci yenilenme, yalnızca ulusal değil, enternasyonal bir boyut taşımalı. Bölgesel devrimci birlikler ve yeni bir enternasyonal hareket öneriliyor. Ortadoğu’da “Devrimci Çember” fikri, bölgesel devrimlerin önemine işaret ediyor. Anti-kapitalist ve anti-emperyalist bloklar, bölgesel devrimci birlikler ve uluslararası devrimci sosyalist enternasyonal, sosyalist hareketin toparlanması için üç çerçeve sunuyor.
Devrimci Yenilenme: İdeolojik Sıçrama ve Aydınlanma
Devrimci yenilenme, yeni bir ideolojik sıçrama ve bilimsel sosyalist aydınlanma süreci gerektiriyor. Bilimsel sosyalist hareketin 150 yıllık birikiminin eleştirel çözümlemesi ve bilimle bağların yeniden kurulması, sınıf mücadelesiyle buluşturulmalı. İdeolojik yenilenme, mevcut ideolojik duruşla süreklilik ve olumlu kopuş ilişkisi içinde gelişecek. Yeni bir manifesto ve program, proletaryanın ve ezilenlerin yol kılavuzu olacak.
Devrimci Bir Ahlak ve Kültür
Devrimci yenilenme, yalnızca teorik değil, ahlaki ve kültürel bir dönüşüm. Yeni bir devrimci ahlak, mülkiyete duyulan tiksintiye dayanmalı; cemaat kimlikleri ve dinsel dogmalar reddedilmeli. Mevcut sol hareketin etik ve kültürel dokusu, seviyesiz polemikler, pragmatik ilkesizlikler ve gayri-ahlaki pratiklerle bozulmuş durumda. Devrimci sosyalizm, bu zaaflardan arınarak, mücadele içinde yarattığı değerler üzerinden kimliğini kurmalı. Devrimci örgüt, insani kaliteyi öne çıkaran bir topluluk olmalı; kitlelerin çürümesine karşı, dayanışma, eşitlik ve özgürlük temelli bir yaşam kültürü yaratılmalı.
Devrimci Bir Örgütsel Düzey
Devrimci savaşımın öznesi, devrimci militanlar ve onların kolektif iradesinin billurlaşmış ifadesi olan devrimci örgüt/partidir. Bürokratik işleyiş, şef kültürü ve cemaatleşme eğiliminin egemen olduğu mevcut örgüt anlayışı aşılmalı. Marksist-Leninist parti ilkeleri, yeni süreç ve olanaklara uygun olarak yeniden inşa edilmeli. Örgütsel model, pratik mücadelede merkeziyetçiliği, düşünsel üretimde ise en geniş katılımı esas almalı. Devrimci militan, düşünsel ve pratik açıdan özne konumuna ulaşmalı, bulunduğu alanda devrimci faaliyeti bütünlüklü olarak kurabilmeli.
Devrimci Yeni Bir Enternasyonal Düzey
Proletaryanın kurtuluşu, yerel değil, enternasyonal bir sorun. Sosyalist hareket, güçlü bir enternasyonal mücadele düzeyi yaratamadı. Yeni enternasyonal, geçmiş deneyimlerin ışığında, tüm ilerici birikimlerin eşitlik temelinde harmanlanmasıyla oluşmalı. Bölgesel devrimci güçler,özellikle Ortadoğu’da, devrimci yenilenmenin temel dinamiklerinden biri olacak.
Devrimci Yenilenmeyi Başaracağız
Devrimci yenilenme, yenilgi koşullarında yürütülecek. İstikrarsızlık, kaçış, ideolojik keşmekeş, umutsuzluk ve zayıf örgütlü bilinç, bu dönemin zorlukları. Ancak devrimci sosyalist hareket, en az olanakla en ileri düzeyi yaratma mücadelesini yürütmek zorunda. Koşullar ne olursa olsun, karanlığı yaracak devrim fırtınasını yaratma görevi bizim. Hedeflerimiz, mevcut ölçüleri aşan bir enerjiyi gerektiriyor. Türkiye devrimci hareketinin bir dönemi kapanıyor; yeni dönem, hazır olanlar için anlam ifade edecek. Görevlerimize yaratıcı bir bilinç ve kararlılıkla sarılarak kazanacağız. 21. yüzyılı devrimci kurtuluş yüzyılı yapacağız.