Suriye’de yıllar boyunca dünyanın gözleri önünde bir vahşet yaşandı. Kafa kesmeler, meydanlarda infazlar, kadınların kaçırılıp köle pazarlarında satılması, çocukların silah altına alınması, şehirlerin yerle bir edilmesi… Bu barbarlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir karanlık değil; emperyalist savaşların, bölgesel iş birliklerin ve siyasal İslamcı rejimlerin bilinçli tercihleriyle büyütülmüş bir suç düzenidir. Türkiye, AKP-MHP faşist rejimi eliyle bu vahşetin seyircisi değil, aktif bir parçası haline getirilmiştir. Bugün Yalova’da yaşanan çatışma, işte bu suç zincirinin Türkiye topraklarındaki kaçınılmaz sonucudur.
Yalova’da yaşananlar bir “operasyon kazası” değildir. Bu tablo, AKP-MHP iktidar bloğunun yıllardır bilinçli biçimde inşa ettiği siyasal İslamcı-faşist düzenin, cihatçı örgütlerle kurduğu açık ve örtük ilişkilerin ve Türkiye’yi emperyalist savaşların arka cephesi haline getiren politikalarının doğal sonucudur. Suriye’de yürütülen kirli savaş boyunca her türden cihatçı yapıyı besleyen, büyüten, kollayan bu rejim, bugün bu karanlığın Türkiye’nin içine çökmesinin doğrudan sorumlusudur. Yalova’daki çatışma, bu düzenin ülkeyi sürüklediği sonun ilanıdır.
IŞİD’e yönelik olduğu açıklanan operasyonun saatler süren bir çatışmaya dönüşmesi, AKP-MHP’nin “terörle mücadele” söyleminin bütünüyle bir yalandan ibaret olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yılbaşı öncesinde saldırı hazırlığında oldukları belirtilen IŞİD üyeleriyle yaşanan çatışmada üç polis hayatını kaybetti, çok sayıda polis yaralandı. Altı IŞİD’linin öldürüldüğü açıklandı. Öldürülenlerin tamamının Türkiye vatandaşı olması, bu rejimin yıllardır tekrarladığı “dış kaynaklı tehdit” masalını paramparça etti. Bu yapılar bu topraklarda kendiliğinden ortaya çıkmadı; AKP-MHP eliyle filizlendi, büyütüldü.
Çatışmanın yaşandığı adresin daha önce de güvenlik güçlerinin radarına girmiş olması, bu tablonun bir “ihmal” değil, bilinçli bir siyasal sürecin sonucu olduğunu gösteriyor. Aynı eve aylar önce baskın yapılmış, buna rağmen bu hücre dağıtılmamış, silahsızlandırılmamış, etkisiz hale getirilmemiştir. Saatler süren çatışma, ortada sıradan bir saklanma evi değil; silahlanan, lojistik kapasiteye sahip, örgütlü bir cihatçı ağ olduğunu açıkça ortaya koydu. AKP-MHP rejimi, bu çeteleri ihtiyaç duyduğu sürece kollamış, sürecin yön değiştirdiği noktada ise “tehdit” ilan etmiştir.
AKP-MHP’nin Suriye politikası, Türkiye’yi adım adım bir cihatçı geçiş, barınma ve örgütlenme üssüne dönüştürdü. El Kaide’den IŞİD’e, HTŞ’den selefi yapılara kadar uzanan bu karanlık ağ, “Esad karşıtlığı” ve “milli çıkar” yalanlarıyla meşrulaştırıldı. Bugün Yalova’da, İstanbul’da, Ankara’da ortaya çıkan hücreler bu tercihin doğrudan ürünüdür. Türkiye, bu rejim eliyle Suriye’deki korkunç savaşın uzantısına çevrilmiştir.
Bu suç düzeni yalnızca dış politikayla sınırlı değildir. AKP-MHP rejimi içeride de cihatçı ve gerici zihniyetin toplumsal zeminini sistemli biçimde döşemiştir. Eğitim tarikatlara teslim edilmiş, Diyanet açık bir siyasal aygıta dönüştürülmüş, laiklik bilinçli biçimde tasfiye edilmiştir. Yılbaşı kutlamalarına yönelik saldırgan dil, Diyanet’in fetvaları, okullarda etkinliklerin yasaklanması, üniversite kampüslerinde gerici saldırılar; hepsi bu ideolojik kuşatmanın parçalarıdır. Bu rejim selefi karanlığı yalnızca tolere etmemiş, bizzat örgütlemiştir.
Halklarımızın en ufak demokratik hak arayışı zorla bastırılırken, grevler yasaklanırken, gençlik copla ve gazla sindirilirken; milyonlar açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilirken ülke cihatçı çeteler için güvenli bir alana çevrilmiştir. Bu çelişki tesadüf değildir. Faşist rejim, toplumu korkuyla yönetmenin, baskıyı kalıcılaştırmanın aracı olarak bu karanlıktan faydalanmıştır.
15 Temmuz darbe tiyatrosunda sokaklara salınan, linç görüntüleriyle hafızalara kazınan bu cihatçı güruhlar kimdi? Diyarbakır’da, Ankara Garı’nda, Suruç’ta, Reina’da gerçekleştirilen katliamları bu topraklarda mümkün kılan siyasal iklimi kim yarattı? Toplumu sindirmek, muhalefeti bastırmak ve korku rejimini tahkim etmek için bu katliamların üzerine kim beton döktü? Bu soruların yanıtı bellidir ve adı AKP-MHP faşist rejimidir.
RTÜK’ün yayın yasakları, gerçeği bastırma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır. Ancak gerçek gizlenemeyecek kadar açıktır: Bu rejim, Türkiye’yi bilerek ve isteyerek cihatçı örgütlerin cirit attığı bir ülkeye dönüştürmüştür. Bu bir hata değil, bilinçli bir siyasal tercihtir. Ve bu tercihin bedelini emekçilere, gençlere ve halklarımıza ödetmek istemektedirler.
Yalova’da yaşananlar bir istisna değildir; AKP-MHP düzeninin mantıksal sonucudur. Bu düzen sürdükçe yeni Yalovalar, yeni katliamlar ve yeni karanlık senaryolar kaçınılmazdır. IŞİD’le ve benzeri cihatçı yapılarla gerçek bir mücadele, bu faşist rejimle hesaplaşmadan, emperyalist savaş politikalarından kopmadan ve laikliği, eşitliği ve özgürlüğü yeniden inşa etmeden mümkün değildir. Bu karanlık, ancak bu düzen yıkıldığında dağılacaktır.
Şemdin Şimşir






