Rahmi Koç’un kamuoyunda geniş tepki çeken ve birçok kesim tarafından Kürt kadınlarını aşağılayıcı ve cinsiyetçi olarak değerlendirilen sözleri, yalnızca bireysel bir gaf ya da talihsiz bir açıklama olarak görülemez. Bu sözler, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal yaşamında belirleyici konumda bulunan egemen çevrelerin topluma, kadınlara ve Kürt halkına bakışını açığa çıkaran bir örnek olarak değerlendirilmelidir.
Rahmi Koç yalnızca büyük bir holdingin yöneticisi değildir. O, Türkiye’de ekonomik gücün, servetin ve siyasal nüfuzun belirli ellerde yoğunlaşmasını temsil eden sermaye çevrelerinin en görünür simalarından biridir. Bu nedenle kullandığı dil ve yaptığı açıklamalar, bireysel görüşlerin ötesinde, temsil ettiği sınıfın dünyaya bakışını ve toplumsal olayları değerlendirme biçimini de yansıtmaktadır. Rahmi Koç şahsında görünen yalnızca bir patron değildir; Türkiye oligarşisinin karakteri, kültürü ve zihniyeti de görünür hale gelmektedir.
Rahmi Koç’un sözlerinde açığa çıkan yaklaşım, Türkiye’de uzun yıllardır Kürt meselesine hâkim olan inkârcı ve dışlayıcı anlayışlardan bağımsız değildir. Kürt halkının dili, kültürü, kimliği ve siyasal varlığı üzerinde kurulan baskılarla ilgili tarihsel tartışmalar düşünüldüğünde, Kürt kadınlarını aşağılayan ifadeler yalnızca bir mizah anlayışının ürünü olarak görülemez. Bu sözler, Kürt halkını eşit ve özgür bir özne olarak görmekte zorlanan tarihsel zihniyetin günümüzdeki yansımalarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Kürt kadınları uzun yıllardır hem kadın olmaları hem de Kürt kimlikleri nedeniyle çok yönlü ayrımcılıklara maruz kalmıştır. Buna rağmen toplumsal yaşamın her alanında, demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelelerinde önemli roller üstlenmişlerdir. Bu nedenle Kürt kadınlarını aşağılayan her yaklaşım yalnızca belirli bireyleri değil, onların temsil ettiği toplumsal mücadeleyi, direnci ve varoluşu da hedef almaktadır. Kürt kadınlarına yöneltilen küçümseyici bir yaklaşım aynı zamanda bütün kadınlara yönelik bir saldırıdır. Çünkü kadınlar arasında etnik kimlikler üzerinden kurulan her ayrım, sonuçta kadınların eşitlik mücadelesine zarar vermekte ve ataerkil zihniyeti yeniden üretmektedir.
Bu nedenle kamuoyunda yükselen tepkinin nedeni yalnızca birkaç söz değildir. Tepki gösterilen şey, kadınları ve halkları aşağılayan, onları eşit öznelermiş gibi değil de hiyerarşik bir düzenin alt basamaklarında yer alan unsurlar olarak gören zihniyettir. Aynı anlayış farklı dönemlerde işçilere, emekçilere, yoksullara, kadınlara ve Kürt halkına yönelik küçümseyici söylemlerde de kendisini göstermiştir. Çünkü bütün bu yaklaşımların ortak noktası, toplumu eşit yurttaşlardan oluşan bir bütün olarak değil, yukarıdan aşağıya doğru sıralanmış bir hiyerarşi olarak görmesidir.
Türkiye’nin büyük sermaye çevreleri yıllardır ülkenin ekonomik kaynakları üzerinde belirleyici bir güç sahibi olmuştur. Ancak bu servetin yaratılmasında milyonlarca işçinin, emekçinin ve çalışanın alın teri bulunmaktadır. Fabrikalarda, tersanelerde, atölyelerde ve üretimin her alanında ortaya çıkan toplumsal zenginlik, büyük ölçüde dar bir sermaye çevresinin elinde toplanmaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik eşitsizlik yaratmamakta, aynı zamanda toplumsal ayrıcalıkları ve sınıfsal kibri de beslemektedir. Topluma yukarıdan bakma alışkanlığı, zaman zaman kullanılan dilde, yapılan açıklamalarda ve ezilen kesimlere yönelik yaklaşımlarda açık biçimde ortaya çıkmaktadır.
Rahmi Koç’un sözleri etrafında yaşanan tartışma da bu nedenle yalnızca bireysel bir polemik değildir. Bu sözler, birçok insan tarafından Türkiye oligarşisinin topluma bakışını yansıtan bir örnek olarak görülmüştür. Çünkü oligarşi yalnızca ekonomik gücün belirli ellerde toplanması değildir. Aynı zamanda bu gücün yarattığı ayrıcalık duygusu, kendisini toplumun geri kalanından üstün görme eğilimi ve eşitsizlikleri doğal kabul eden bir kültürdür. Bu kültür kimi zaman emekçileri görünmez kılar, kimi zaman kadınları ikinci plana iter, kimi zaman da Kürt halkını ötekileştiren ve aşağılayan yaklaşımları yeniden üretir.
Bugün tartışılması gereken mesele yalnızca bir kişinin ne söylediği değildir. Asıl mesele, bu sözlerin ortaya çıkmasını mümkün kılan toplumsal, siyasal ve ekonomik zemindir. Demokratik ve eşitlikçi bir toplum, hiçbir halkın aşağılanmadığı, hiçbir kadının kimliği nedeniyle küçümsenmediği ve hiçbir toplumsal kesimin ayrıcalıklı çevrelerin bakış açısına mahkûm edilmediği bir düzeni gerektirir.
Rahmi Koç etrafında gelişen tartışma bu nedenle yalnızca bir söz tartışması değildir. Bu tartışma, Türkiye’de sermaye gücü, toplumsal eşitsizlikler, kadın özgürlüğü ve Kürt halkının eşitlik talebi arasındaki ilişkiyi görünür hale getiren bir tartışmadır. Kadınların onuru, halkların eşitliği ve insanlık değeri hiçbir ekonomik gücün, toplumsal statünün ya da ayrıcalığın gölgesinde bırakılamaz. Eşitlik ancak herkes için eşit olduğunda anlam taşır; özgürlük ancak hiçbir halkın inkâr edilmediği, hiçbir kadının aşağılanmadığı ve hiçbir toplumsal kesimin dışlanmadığı koşullarda gerçek bir içerik kazanır.
Bu nedenle Rahmi Koç’un sözleri etrafında yükselen toplumsal tepki, yalnızca belirli ifadelere duyulan öfkenin değil, uzun yıllardır biriken eşitsizliklere, ayrımcılıklara ve egemenlik ilişkilerine karşı duyulan itirazın da ifadesidir. Tartışmanın merkezinde bir isimden çok daha fazlası bulunmaktadır. Tartışılan şey, Türkiye’nin nasıl bir toplumsal düzen üzerine kurulacağı; eşitlikten mi, ayrıcalıklardan mı yana olunacağı; halkların ve kadınların özgürlüğünün mü, yoksa egemenlik ilişkilerinin mi savunulacağı sorusudur.
