NATO’nun Ankara Zirvesi Öncesi Emperyalizme Bağlılık Gösterisi ve Savaş Hazırlıkları – Serhat Yılmaz

featured
0
Paylaş

Emperyalist savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştireceği zirve öncesinde Türkiye, savaş blokunun yeni saldırı konseptine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Zirve hazırlıkları kapsamında Ankara adeta abluka altına alınırken, NATO’nun gövde gösterisini tamamlayan sembolik adımlar da peş peşe geldi. İstanbul’da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün ABD’nin kuruluş yıl dönümü gerekçesiyle Amerikan bayrağının renkleriyle aydınlatılması, Ortadoğu’nun ABD ve İsrail saldırılarıyla kana bulandığı, bölge halklarının yas tuttuğu bir dönemde gerçekleşti. Emperyalist savaş politikalarının yeni hamlelerinin tartışıldığı günlerde verilen bu görüntü, yalnızca diplomatik bir jest değil; Ankara Zirvesi öncesinde Türkiye’nin ABD emperyalizmine ve NATO çizgisine bağlılığını ilan eden sembolik bir mesaj niteliği taşıdı. Özellikle iktidarın son dönemde ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle kurmaya çalıştığı yakın ilişkinin gölgesinde bu adım, emperyalizme sadakat gösterisi olarak değerlendirildi.

Tam da bu atmosferde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, The Economist’te yayımlanan ortak makalelerinde gerçek niyetlerini açıkça ilan etti. “Eğer savaşı önlemek istiyorsak, savaşa hazır olmalıyız” diyerek daha fazla silahlanma, daha fazla askeri harcama ve daha büyük bir savaş sanayisi çağrısı yaptılar. “Barış” söylemi arkasına gizlenen bu açıklama, gerçekte emperyalist blokun yeni paylaşım savaşlarına hazırlanmasından başka bir anlam taşımıyor.

Ortak makalede, Soğuk Savaş sonrasında küçültülen orduların yeniden büyütülmesi, savunma bütçelerinin katlanarak artırılması ve Avrupa’nın savaş ekonomisine geçirilmesi gerektiği savunuldu. NATO aracılığıyla ABD emperyalizminin askeri stratejisine daha sıkı bağlanan Avrupa sermayesi, bugün silah tekellerinin çıkarları doğrultusunda kıtayı yeniden militarize ediyor.

Rutte ve Von der Leyen, mevcut silah şirketlerinin yeterli olmadığını belirterek insansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, hava savunma teknolojilerinden karşı-drone sistemlerine kadar askeri üretimin hızla büyütülmesini istedi. Sivil otomotiv fabrikalarının dahi savaş sanayisinin ihtiyaçlarına göre dönüştürülmesi, kapitalist üretimin giderek savaş ekonomisine bağımlı hale getirildiğinin açık göstergesi olarak öne çıkıyor.

Bunun anlamı açıktır: Halkların vergileri hastanelere, okullara, barınmaya ve sosyal haklara değil; füzelere, tanklara, savaş uçaklarına ve silah tekellerinin kasalarına aktarılacaktır. Emekçiler yoksullaşırken, silah tekelleri ve emperyalist sermaye grupları savaş üzerinden yeni kâr rekorları kıracaktır.

Silahlanmayı meşrulaştırmak için ise her zamanki “tehdit” söylemi devreye sokuluyor. Makalede Rusya’nın yanı sıra İran, Çin ve Kuzey Kore de hedef tahtasına yerleştiriliyor. Böylece NATO, dünyanın dört bir yanına askeri yığınak yapmasını, üslerini genişletmesini ve yeni müdahale planlarını “güvenlik” söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor.

“California’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya” sözleriyle tarif edilen coğrafya, gerçekte NATO’nun yalnızca Avrupa’yı değil, dünyanın tamamını kendi askeri ve siyasi nüfuz alanı olarak gördüğünü bir kez daha ortaya koyuyor. Ankara Zirvesi de bu saldırgan stratejinin yeni adımlarının belirleneceği toplantılardan biri olarak öne çıkıyor.

Emperyalist bloklar arasındaki rekabet derinleştikçe savaş bütçeleri büyüyor, halkların yaşamı daha da ağırlaşıyor. NATO’nun “barış” adına yürüttüğü silahlanma çağrıları, gerçekte yeni savaşların, yeni işgallerin ve yeni yıkımların hazırlığından başka bir anlam taşımıyor. Emekçi halkların çıkarı, emperyalist savaş bloklarının safında yer almakta değil; savaş politikalarına, militarizme ve silahlanma yarışına karşı enternasyonalist dayanışmayı ve mücadelesini büyütmektedir.