Mahir Çayan’ı Eleştirmenin Dayanılmaz Hafifliği – Eren Aydın

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Tamam da, hadi ya… Bu tartışma da nereden çıktı şimdi?” denebilir. Tartışmanın çıkış noktası, Dipnot Yayınları’nın yayımladığı Mahir Çayan Kitabı – Toplu Yazılar ve Üzerine Yazılar ve ardından gelen eleştiriler ile karşı eleştirilerdir. Ancak Aydın Çubukçu’nun kaleme aldığı yazı, her fırsatta Mahir Çayan’a yönelttiği eleştirileri yeniden gündeme taşıma çabasının yeni bir örneği olarak görünmektedir.

Çubukçu’nun ve içinde yer aldığı siyasal geleneğin klasik söylemi olan, “Denizlerin ve Mahirlerin devrimciliğinin hakkı teslim edilmelidir; buna kimsenin söyleyecek sözü olamaz Ama…” cümlesi de çoğu zaman ardından gelen ideolojik saldırıyı meşrulaştıran bir giriş işlevi görmektedir.

Bize göre Aydın Çubukçu, Mahir Çayan’ın Kesintisiz Devrim teorik çerçevesine yönelik açık, sistematik ve somut bir eleştiri ortaya koy(a)mışmıştır tarih boyunca. Bu son yazısında – ki eskinin tekrarı-  Yazısında, “Mücadelesini doğru değerlendirmek için Marksizm-Leninizm karşısındaki yanlış tutumunu eleştirmek şarttır. Markizim dişi olduğunu söylemek …” demektedir. Söylediği öz olarak budur.

Hiç kuşkusuz Mahir, Deniz ve mücadele arkadaşları ömürlerini Türkiye Devrimi’ne adamış devrimcilerdir. Marksizm-Leninizmin temel ilkesi ise “somut şartların somut tahlili”dir. Yaşanan yenilginin nedenleri de öncelikle bu yöntemle değerlendirilmelidir.

Çubukçu’nun kitap üzerine kaleme aldığı değerlendirme, yeni bir teorik katkı sunmaktan çok, yaklaşık yarım asırdır tekrar edilen eski bir polemiğin yeniden dolaşıma sokulmasından ibaret görünmektedir.

Öncelikle belirtelim ki, söz konusu kitaba yönelik eleştirilerimizi daha önce çeşitli vesilelerle dile getirdik. Ancak bizim eleştirilerimiz ile Aydın Çubukçu’nun eleştirisi aynı zeminde değildir.

Bizim itirazımız, Mahir Çayan’ın düşünsel mirasının yeterince derinlikli ve eleştirel bir bütünlük içinde ele alınmamasına; ayrıca Mahir’i tasfiye etmeyi siyasal çizgi hâline getiren isimlerle ortak bir Mahir Çayan kitabı hazırlanmış olmasının yanlışlığına yöneliktir.

Çubukçu’nun itirazı ise bambaşkadır. Ona göre kitapta, kendi siyasal geleneğinin klasik Mahir Çayan eleştirisine; yani Mahir’in Marksizm-Leninizm dışına düştüğü iddiasına yer verilmemiştir. Aradaki temel ayrım tam da buradadır.

Çubukçu’ya göre bir Mahir Çayan kitabı, Mahir’in teorik mirasına Marksist-Leninist açıdan yöneltilmiş eleştirileri de içermeliydi. Kitabın Mahir’in devrimci kimliğini ve tarihsel rolünü öne çıkardığını, buna karşılık teorik yanlışlarını tartışmadığını savunmaktadır. Bunun özellikle genç kuşaklar açısından önemli bir eksiklik olduğunu ileri sürmektedir.

Burada küçük bir parantez açmak gerekir. Çubukçu’nun kaygı duyduğu genç kuşaklar bugün hâlâ Mahir posterleriyle yürümektedir. Dolayısıyla bu konuda rahat olabilir. Fakat asıl rahatsızlığın kaynağı da tam burada yatmaktadır. Aradan geçen onca yıla rağmen yeni kuşaklar hâlâ Mahir Çayan’da kendilerine bir yön bulabilmektedir.

Üstelik Çubukçu bugün de yeni bir teorik çerçeve ortaya koymamakta; yine aynı metinlere dönmektedir. Referansları değişmemektedir: 1978 yılında Parti Bayrağı dergisinde yayımlanan yazılar ve bunların sistematikleştirilmiş hâli olduğu söylenen 1992 tarihli Küçük Burjuva Devrimciliğinin Eleştirisi broşürü.

Tam da burada asıl tartışılması gereken mesele ortaya çıkmaktadır.

Neden Aydın Çubukçu ve temsil ettiği siyasal gelenek için Mahir Çayan eleştirisi hiçbir zaman tamamlanmayan, sürekli yeniden üretilmesi gereken bir uğraşa dönüşmüştür?

Aradan yaklaşık elli yıl geçmiş olmasına rağmen aynı polemiklerin yeniden tedavüle sokulması tesadüf değildir. Bu durum yalnızca Mahir Çayan’a yönelik bitmeyen bir hesaplaşmayı değil, aynı zamanda bu geleneğin kendi teorik üretimindeki tıkanıklığını da göstermektedir.

Çünkü gerçekten güçlü bir teorik eleştiri, zaman içinde kendisini geliştirir; yeni tarihsel deneyimlerle zenginleşir, yeni kavramlar üretir ve yeni tartışmalar açar. Oysa burada bunun tam tersini görüyoruz. Referans hâlâ 1978, hâlâ 1992.

Peki geçen yarım yüzyıl boyunca ne üretildi?

Mahir Çayan’ın teorisini aşan yeni kavramsallaştırmalar mı geliştirildi?

Türkiye devriminin sorunlarına ilişkin yeni çözümlemeler mi ortaya konuldu?

1970’ler Türkiye’sine ilişkin Marksist literatüre yeni teorik katkılar mı sunuldu?

Yoksa elli yıl önce yazılmış polemik metinleri, değişen tarihsel koşullara rağmen yeniden dolaşıma mı sokuldu?

Ancak hakkını teslim etmek gerekir; Teori ve Eylem geleneğinde de bir değişim yaşandı. Bir zamanlar Arnavutluk eksenli siyasal referanslarla politika üreten çizgi, bugün parlamenter ve yasalcı bir hatta yerleşmiş durumdadır. Buna rağmen Denizler ve Mahirler olmadan siyasal bir söylem kurmakta yine zorlanmaktadır. Bu yüzden onları bir yandan sahiplenmekte, diğer yandan sürekli eleştirme ihtiyacı duymaktadır. Çünkü her kuşakta gençler yeniden Mahir’e yönelmekte; hayat dönüp dolaşıp “Mahir doğru söylemiş” dedirtmektedir.

Sorunun cevabı ortadadır.

Aydın Çubukçu’nun Teori ve Eylem dergisinin 26 Haziran 2026 tarihli yazısı, farkında olmadan kendi siyasal geleneğinin teorik sınırlarını da ortaya koymaktadır. Çünkü hâlâ aynı metinlere dayanma ihtiyacı duyuluyorsa, ortada gelişen bir eleştiri değil, donmuş bir polemik vardır.

Oysa Marksizm, doğası gereği donmuş hükümler toplamı değildir. Marksizm; tarihsel deneyimlerle beslenen, sınıf mücadelelerinin pratiği içinde kendisini sürekli yeniden üreten, gelişen, değişen ve dönüşen devrimci bir teoridir. Marx’ın, Engels’in, Lenin’in, Mao’nun, Ho Chi Minh’in ve Che’nin yöntemi de özünde budur. Marksizmi canlı kılan, değişen gerçekliği diyalektik biçimde kavrama yeteneğidir; onu dogmatik formüllere indirgemek değil.

Bu nedenle elli yıl önce oluşturulmuş teorik çerçeveyi hiçbir eleştirel süzgeçten geçirmeden bugün de mutlak doğrular gibi yeniden üretmek, Marksizmi geliştirmek değil; onu skolastikleştirmektir. Bu yaklaşım diyalektik materyalizmin değil, dogmatik tekrarın ürünüdür.

İşte Çubukçu’nun temel çelişkisi de burada düğümlenmektedir. Bir yandan Mahir Çayan üzerine yeni eleştiriler talep etmekte, öte yandan bunun dayanağı olarak yine yarım asır önce yazılmış aynı metinleri göstermektedir. Böylece farkında olmadan kendi eleştiri geleneğinin teorik olarak yenilenemediğini de ilan etmiş olmaktadır.

Dahası, bugün söz konusu polemiklerin önemli bir bölümü, yazıldıkları döneme göre daha güçlü değil; tersine daha kırılgan görünmektedir. Çünkü Mahir Çayan üzerine yapılan tarihsel araştırmalar artmış, Türkiye devrimci hareketinin tarihi daha geniş kaynaklarla yeniden değerlendirilmiş, farklı Marksist gelenekler Mahir’in teorik mirasını çeşitli yönleriyle tartışmış / tartışmaktadır. Buna karşılık Çubukçu’nun temsil ettiği çizgi, hâlâ 1970’lerin ideolojik saflaşmalarının dili ve kavramları içinde kalmaktadır.

Buradan çıkan sonuç açıktır:

Bitmeyen Mahir eleştirisi, aslında bitmeyen bir teorik yetersizliğin göstergesidir.

Çünkü gerçekten aşılmış bir düşünce, elli yıl boyunca aynı yoğunlukta hedef alınmaz. Sürekli yeniden eleştirilme ihtiyacı duyulan bir düşünce, çoğu zaman hâlâ siyasal ve teorik etkisini sürdüren bir düşüncedir.

Mahir Çayan’ın Türkiye devrimci hareketindeki ağırlığı da tam burada yatmaktadır. Onu yalnızca belirli tezlere indirgemek mümkün değildir. Mahir Çayan, Türkiye’nin somut koşullarında Marksizmi yeniden üretme ve devrim stratejisini ülkenin özgüllüğü içinde kurma çabasının en önemli temsilcilerinden biridir.

Bu nedenle bugün asıl sorgulanması gereken, Mahir Çayan’ın neden yeterince eleştirilmediği değildir. Asıl soru şudur:

Aydın Çubukçu ve aynı siyasal çizgi, neden elli yıldır Mahir Çayan üzerine eski polemikleri aşan; teorik düzeyi daha yüksek, tarihsel olarak daha zengin ve Marksizmin gelişen karakterine uygun yeni bir eleştiri üretememektedir?

Belki de cevap tam burada yatmaktadır.

Sorun, Mahir Çayan’ın eleştirilememesi değildir.

Sorun, aynı eleştirinin yarım asırdır kendisini bile geliştirememiş olmasıdır.

Her tarihsel dönemeçte yeniden Mahir Çayan’a dönme ihtiyacı duyanlar, farkında olmadan onun güncelliğini de ilan etmektedir. Çünkü gerçekten aşılmış bir teorik miras, yarım yüzyıl boyunca aynı yoğunlukta hedef alınmaz; tarih içiınde geride kalır. Mahir Çayan ise bütün eleştirilere rağmen değil, belki de biraz da bu nedenle, hâlâ Türkiye devrimci hareketinin en çok tartışılan isimlerinden biri olmayı sürdürmektedir.