ODTÜ Ormanı’ndan geçirilmek istenen Bilkent-İncek bağlantı yoluna karşı öğrencilerin nöbeti sürüyor. Yol çevresindeki yapılaşma ve arazi değerleri üzerinden yapılan hesaplamalar yüz milyarlarca liralık potansiyel rantı gündeme getirirken öğrenciler, bunun yalnızca ODTÜ’nün değil bütün Ankara’nın meselesi olduğunu vurguluyor.
ODTÜ Ormanı’nda iş makineleri yeniden çalışıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Bilkent-İncek Çevre Yolu Bağlantısı Projesi kapsamında başlattığı asfalt çalışmalarına karşı öğrenciler 3 Eylül’de nöbete geçti. İş makinelerini durduran öğrenciler, 4 Eylül’de belediyeye ait bir aracın üzerlerine doğru sürülmesine rağmen geri adım atmadı.
Projenin geçmişi Melih Gökçek dönemine uzanıyor. 2017’de ABB, ODTÜ Rektörlüğü ve Ankara Valiliği arasında imzalanan protokolle ODTÜ alanında yaklaşık 4,8 kilometrelik yol koridoru öngörüldü. Gökçek’in ardından tamamlanmayan proje, Mansur Yavaş döneminde yeniden gündeme geldi. 2021’de ihale süreci başlatıldı, 2025’te ABB Meclisi ODTÜ ile yeni protokol için yetki verdi, 2026’da ise asfaltlama aşamasına geçildi.
Yönetimler değişti, ancak ODTÜ Ormanı’nın içinden geçirilmek istenen yol değişmedi.
Öğrenciler ve meslek odaları projeyi yalnızca bir ulaşım yatırımı değil, aynı zamanda rant koridoru olarak değerlendiriyor. Bilkent, Beytepe ve İncek çevresi uzun süredir yoğun yapılaşma baskısı altında. Yeni yollar yalnızca ulaşımı kolaylaştırmıyor; çevresindeki arsaların değerini ve yapılaşma baskısını da artırıyor.
Bölgedeki konut projeleri ve boş parseller üzerinden yapılan bir hesaplamaya göre yolun çevresinde oluşabilecek yeni proje değerinin 550 ila 850 milyar TL arasında olabileceği tahmin ediliyor. Bu rakam resmî bir değerleme değil, bölgedeki emlak fiyatları ve geliştirilebilir araziler üzerinden yapılmış bir hesaplama. Ancak rantın büyüklüğüne ilişkin önemli bir gösterge sunuyor.
Belediye ve kamu kurumları projeyi yıllardır “trafik sorununu azaltma” gerekçesiyle savunuyor. Öğrenciler, mezunlar ve meslek odaları ise yeni yol kapasitesinin özel araç kullanımını artıracağını, ODTÜ ekosistemini parçalayacağını ve çevredeki yapılaşmayı hızlandıracağını belirtiyor.
ODTÜ Kampüsü’nün 23 Nisan 2026’da “ODTÜ Kampüsü: Yaşayan Modern Kültürel Peyzaj” adıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınması da tartışmanın başka bir boyutunu oluşturuyor. Kampüsün mimarisi kadar peyzajı ve doğal dokusu da kültürel mirasın parçası olarak kabul ediliyor.
Bugün ODTÜ’de sürdürülen nöbet bu nedenle yalnızca birkaç kilometrelik asfalt meselesi değil. Bir tarafta ormanın, kamusal alanın ve kent hakkının korunması; diğer tarafta yol, imar kararları ve yükselen arazi değerleri üzerinden büyüyen bir kentleşme modeli bulunuyor.
Gökçek döneminde başlayan proje, Mansur Yavaş döneminde asfalt aşamasına ulaştı. Siyasi aktörler değişirken, kamusal alanı sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendiren anlayış değişmedi.
ODTÜ öğrencilerinin itirazı da burada yükseliyor: Kentin geleceğine ilişkin kararlar şirketlerin kâr beklentilerine ve belediye yönetimlerinin tercihine bırakılamaz. Bugün ODTÜ Ormanı’nı savunan mücadele, yarın başka bir mahallede, parkta ya da ormanda karşımıza çıkacak aynı rant düzenine karşı verilen kent mücadelesinin bir parçasıdır.
ODTÜ’deki nöbet bu yüzden yalnızca öğrencilerin değil, Ankara’nın havasını, suyunu, yeşil alanlarını ve kent hakkını savunan herkesin nöbetidir.
