Ağustosta en az 226 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İSİG Meclisi’nin ağustos ayı raporuna göre, 2026’nın ilk sekiz ayında en az 1509 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yalnızca ağustos ayında 226 işçi hayatını kaybederken, ölenlerin yüzde 97’sinin sendikasız olması sermaye düzeninin güvencesizlik, örgütsüzlük ve denetimsizlik üzerine kurulu karakterini bir kez daha ortaya koydu.

AKP iktidarının sermaye yanlısı politikaları, işçi sağlığı ve iş güvenliğini patronların maliyet hesabına terk ediyor. Taşeronlaştırma, uzun çalışma saatleri, denetimsizlik, sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalışma iş cinayetlerini istisna olmaktan çıkarıp çalışma rejiminin parçası haline getiriyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin ağustos ayı raporuna göre, yalnızca bir ayda en az 226 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yılın ilk sekiz ayında hayatını kaybeden işçi sayısı ise en az 1509’a ulaştı. İSİG’in verilerine göre ocakta 155, şubatta 129, martta 151, nisanda 190, mayısta 214, haziranda 228, temmuzda 216 ve ağustosta 226 işçi yaşamını yitirdi.

Raporda, son 15 yılda ilk kez dört ay üst üste 200’ün üzerinde işçi ölümünün kaydedildiğine dikkat çekildi. Bu tablo, işçi ölümlerinin münferit “kazalar” değil, patronların kârını işçinin yaşamından üstün gören üretim düzeninin sonucu olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Ağustosta yaşamını yitiren 226 işçinin 178’i ücretli çalışanlardan, 48’i ise kendi nam ve hesabına çalışan çiftçi ve esnaftan oluştu. En fazla ölüm inşaat ve yol işkolunda yaşandı. Bu alanda 68 işçi yaşamını yitirirken, tarım ve ormanda 58, taşımacılıkta 22, belediye ve genel işlerde 15, ticaret, büro, eğitim ve sinema işkolunda 12, metalde ise 11 işçi hayatını kaybetti.

İş cinayetlerinin nedenlerinde ilk sırada trafik ve servis kazaları yer aldı. Bu nedenle 50 işçi yaşamını yitirirken, 48 işçi yüksekten düşme, 42 işçi ezilme ve göçük, 27 işçi kalp krizi ve beyin kanaması, 23 işçi ise elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetti. İSİG, özellikle şoför ölümlerinde uzun çalışma saatlerine, yüksekten düşme ve elektrik çarpması kaynaklı ölümlerde ise inşaat sektöründeki ağır güvencesizliğe dikkat çekti.

Rapordaki en çarpıcı başlıklardan biri çocuk işçi ölümleri oldu. Ağustos ayında 15 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bunların 4’ü 14 yaş ve altında, 11’i ise 15-17 yaş arasındaydı. Çocuklardan 2’sinin MESEM kapsamında çalıştığı belirtildi. Çocuk emeğini “mesleki eğitim” adı altında ucuz işgücüne dönüştüren sistem, çocukları okul sıralarından işyerlerine, oradan da ölümle sonuçlanan ağır çalışma koşullarına sürüklüyor.

Aynı ay en az 15 kadın işçi de yaşamını yitirdi. Kadın işçi ölümlerinin özellikle sigortasız ve güvencesiz çalışmanın yoğun olduğu tarım sektöründe toplandığı belirtildi. İSİG, resmi SGK verilerinin kadın işçi ölümlerini büyük ölçüde görünmez kıldığına dikkat çekti.

Ağustos ayında en az 16 göçmen işçi de iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ölenlerin 7’si Suriyeli, 3’ü Afganistanlı, 2’si Gürcistanlı, 2’si Özbekistanlı, 1’i İranlı ve 1’i Türkmenistanlı işçilerdi. Göçmen işçiler, sermayenin en ucuz, en güvencesiz ve en kolay gözden çıkarılabilir emek gücü olarak çalıştırılmaya devam ediyor.

Raporda iş cinayetleriyle sendikasızlık arasındaki bağ da açık biçimde ortaya konuldu. Ağustosta hayatını kaybeden 226 işçinin yalnızca 7’si sendikalıydı. 219 işçi, yani ölenlerin yüzde 97’si sendikasız çalışıyordu. Bu oran, patronların neden sendikal örgütlenmeye saldırdığını da gösteriyor. Örgütsüz bırakılan işçi, daha uzun saatler çalıştırılıyor, daha düşük ücretlere mahkûm ediliyor ve iş güvenliği talepleri çok daha kolay bastırılıyor.

İş cinayetleri ağustosta Türkiye’nin 65 kentinde yaşandı. En fazla işçi ölümü İstanbul’da 19, Antep’te 12, Ankara ve Antalya’da 11’er, Ordu’da 10 olarak kaydedildi. Yurt dışında çalışan Türkiye’den işçiler arasında da Rusya’da 2, Suriye ve Suudi Arabistan’da 1’er işçi yaşamını yitirdi.

Ortaya çıkan tablo açık: İşçiler çalışırken ölmüyor, sermayenin kâr düzeni tarafından ölüme gönderiliyor. Denetimsizlik, taşeronluk, sendikasızlık, çocuk işçilik, göçmen emeğinin sömürüsü ve uzun çalışma saatleri birbirinden bağımsız sorunlar değil; aynı sınıfsal düzenin parçalarıdır.

Her ay yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği bir ülkede mesele birkaç patronun ihmali değil, emeği maliyet, işçinin yaşamını ise gözden çıkarılabilir gören bir üretim rejimidir. İş cinayetlerini durdurmanın yolu da patronların insafından değil; örgütlü işçi mücadelesinden, sendikal hakların güçlendirilmesinden, gerçek denetimden ve insan hayatını sermayenin kârından üstün tutan bir düzenden geçiyor.