Entegrasyonun gölgesinde Kobanê’de ölüm: Sîpan Hiznî cinayetinden cezaevi yangınına
Suriye Demokratik Güçleri’nin Şam yönetimine entegrasyon sürecine girmesinin ardından Kürt bölgelerinde saldırılar ve güvenlik ihlalleri artıyor. Hesekê Tugayı savaşçısı Sîpan Hiznî’nin silahlı bir grup tarafından kaçırılarak vahşice öldürülmesinin ardından başlayan protestolar Kobanê’de gözaltılarala karşılandı. Gözaltına alınanların tutulduğu cezaevinde, tutukluların zorla Halep’e nakledilmek istenmesi sırasında çıkan yangında dokuz kişi yaşamını yitirdi. Yaşananlar, entegrasyon sonrası güvenlik düzeninin Kürt halkı açısından ne anlama geleceğine ilişkin belirsizliği ortaya koymaktadır.
SDG Komutanı Mazlum Abdi, 25 Ağustos 2026’da Şam’da yaptığı açıklamada SDG’nin bağımsız askerî güç olarak görevini sona erdirdiğini ve savaşçıların Suriye ordusuna bağlı birliklere entegrasyonunun tamamlandığını duyurdu. Yıllarca DAİŞ’e karşı savaşın temel güçü olan SDG’nin Şam yönetimiyle bütünleşmesi, Kuzey ve Doğu Suriye’deki askerî ve idari dengeleri değiştiren bir sürecin parçası oldu.
Ancak entegrasyon henüz tamamlanmadan yaşanan Sîpan Hiznî cinayeti ve ardından Kobanê’de meydana gelen olaylar, Kürt halkının güvenliğine ilişkin ciddi soru işaretleri yarattı.
Bugüne kadar benzer yöntemlerle gerçekleştirilen saldırılar ve bölgede faaliyet gösteren silahlı yapıların geçmişi dikkate alındığında, cinayeti yalnızca “aşiret intikamı” başlığına sıkıştırmak, asıl failleri ve siyasal bağlamı görünmez hale getirmektir. Çetelerin Şam yönetimi içindeki yeni konumlanışıyla birlikte bu tür saldırılar, Kürt halkına ve onun savaşçılarına yönelik intikam eylemleridir. Türkiye’nin denetiminde olan bu çetelerin Kürt halkına yönelik her türlü saldırısı Türkiye desteklidir. Alevilere yönelik gerçekleştirilen ve devam eden katliamlar şimdi Kürtleri de içine almaktadır.
Asıl yanıtlanması gereken soru, entegrasyon sürecindeki bir Kürt savaşçının nasıl kaçırıldığı, faillerin nasıl bu kadar rahat hareket edebildiği ve cinayetin bütün bağlantılarının neden ortaya çıkarılmadığıdır.
Protestolar Kobanê’ye yayıldı
Hiznî’nin öldürülmesine yönelik protestolar 11 Eylül’de Kobanê’de de sürdü. Gösterilerin ardından Şam yönetimine bağlı İç Güvenlik Güçleri kente ek birlikler sevk ederek protestocular arasında gözaltılar gerçekleştirdi.
Kobanê Şehit Aileleri kurumunun açıklamasına göre Halep’ten gelen güvenlik konvoyu gece boyunca sokaklarda dolaştı, sivilleri gözaltına aldı ve kent sakinlerine yönelik aşağılayıcı, ırkçı ifadeler kullandı. Kurum, bu uygulamaları Kobanê halkının onuruna ve Kürt kimliğine yönelik bir saldırı olarak değerlendirdi.
Kentten aktarılan tanıklıklarda da bazı güvenlik görevlilerinin Kürtlere yönelik tehditlerde bulunduğu ve Rojava’yı hedef alan ifadeler kullandığı belirtildi.
Tutuklular Halep’e götürülmek istendi
Gözaltına alınanların bir bölümünün Kobanê cezaevine götürülmesinin ardından gece saatlerinde yeni bir kriz başladı.
Kobanê Şehit Aileleri kurumunun açıklamasına göre İç Güvenlik Güçleri, Mecdeddin el-Şeyh komutasında tutukluları Kobanê’den çıkararak Halep’e nakletmek istedi. Tutuklular bu girişime karşı çıktı.
Ardından cezaevinde yangın çıktı. Yangının büyümesi sonucu dokuz tutuklu yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi dumandan ve yangından etkilendi.
Yangından kurtulan bazı tutuklular, kendilerine Halep’e nakledileceklerinin bildirilmesinin ardından cezaevinde gerilim yaşandığını anlattı. Yaralı bir tutuklu, yangın başladıktan sonra mahkûmların görevlilerden kapıları açmalarını istediğini ancak kapıların zamanında açılmadığını söyledi.
Bu anlatımlar karşısında ölümleri yalnızca “cezaevinde çıkan bir yangın” olarak değerlendirmek, güvenlik güçlerinin sorumluluğunu görünmez hale getirmek anlamına geliyor. Gözaltındaki kişilerin yaşamlarının korunması, onları gözetim altında tutan güvenlik kurumlarının doğrudan sorumluluğundadır.
Dokuz kişinin ölümünde sorumluluk kimde?
Yangının nasıl başladığına ilişkin farklı anlatımlar bulunsa da temel sorular hâlâ yanıtsız.
Yangından önce gözaltına alınanlara yönelik tehdit, hakaret ve kötü muamele iddiaları da ortada duruyor.
Kobanê Şehit Aileleri kurumu, İç Güvenlik Güçleri komutanlığının gözaltındaki kişilerin güvenliğinden doğrudan sorumlu olduğunu belirterek olayın “münferit ihlaller” biçiminde kapatılmasına karşı çıktı. Kurum, ölümler ve gözaltılar hakkında bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesini ve sorumluluğu bulunan herkesin yargılanmasını istedi.
Şam yönetimi ise yangının nedenlerinin belirlenmesi amacıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ancak soruşturmanın yalnızca yangının teknik nedenleriyle sınırlandırılması; gözaltıları, zorla nakil girişimini, ırkçı tehditleri ve tahliyedeki ihmalleri dışarıda bırakacaktır.
Cinayeti “aşiret meselesi”, ölümleri “yangın” olarak açıklamak yeterli değil
Kürt halkı sindirilmek isteniyor; devrimin tüm kalıntıları tasfiye edilerek geçmişin intikamı alınmaktadır.
Sîpan Hiznî’nin öldürülmesinin ardından yaşananlar birbirinden kopuk olaylar değil.
Bir Kürt savaşçı kaçırıldı ve vahşice katledildi. Cinayete tepki gösteren Kürtler protesto düzenledi. Şam yönetimine bağlı güvenlik güçleri Kobanê’ye girerek gözaltılar gerçekleştirdi. Gözaltındakiler gece yarısı kentten çıkarılmak istendi. Ardından cezaevinde çıkan yangında dokuz kişi yaşamını yitirdi.
Bu zincirin halkalarını birbirinden kopararak Hiznî cinayetini yalnızca bir “aşiret intikamı”, Kobanê’deki ölümleri ise yalnızca “cezaevi yangını” olarak tanımlamak, yaşananların siyasal ve güvenlik boyutunu görünmez hale getiriyor.
SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonunun sürdüğü bir dönemde Kürt savaşçıların ve sivillerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı, yeni güvenlik yapılarının Kürt bölgelerinde nasıl hareket edeceği ve silahlı grupların yaratacağı tehditlere karşı hangi mekanizmaların kurulacağı temel mesele haline geliyor.
Kobanê’de dokuz kişinin ölümü ve Sîpan Hiznî’nin katledilmesi, entegrasyon sonrası Suriye’de Kürt halkının güvenliği ve hakları açısından yeni dönemin en ciddi sınavlarından biri olarak önümüzde duruyor.
