Víctor Jara — Santiago, Şili, Eylül 1973
11 Eylül 1973’te Salvador Allende’nin Unidad Popular hükümeti askeri darbeyle devrildiğinde hedef alınan yalnızca La Moneda Sarayı ya da seçilmiş bir hükümet değildi. Fabrikalarda örgütlenen işçiler, toprağın ve üretimin başka türlü paylaşılabileceğine inanan köylüler, üniversiteleri değiştirmek isteyen öğrenciler, mahalle örgütleri, sendikalar ve onların yarattığı kültürel dünya da darbenin hedefindeydi.
Víctor Jara, tam da bu dünyanın seslerinden biriydi.
Şarkılarında yoksulluğu romantikleştirmiyor; emeği, sömürüyü, dayanışmayı ve başka bir hayat ihtimalini anlatıyordu. Nueva Canción Chilena’nın en tanınmış isimlerinden biri olarak sanat ile siyaseti birbirinden ayırmayan bir kuşağın parçasıydı. Unidad Popular sürecine açık biçimde katılmış, müziğini toplumsal mücadelenin dışında değil, onun içinde kurmuştu. Bu nedenle darbeden sonra yalnızca tanınmış bir sanatçı değil, devrilen siyasal ve kültürel dünyanın simgelerinden biri olarak görüldü.
12 Eylül’de çalıştığı Universidad Técnica del Estado askerler tarafından basıldı. Jara; öğrenciler, akademisyenler ve üniversite çalışanlarıyla birlikte gözaltına alınarak Estadio Chile’ye götürüldü. Daha sonra kesinleşen yargı kararında, stadyumda askerler tarafından tanındığı, diğer tutuklulardan ayrıldığı ve tutukluluğu boyunca ağır fiziksel şiddete maruz bırakıldığı belirtildi. Mahkemenin tespitlerine göre özellikle yüzüne ve ellerine ağır darbeler indirildi; 12–15 Eylül arasındaki esareti boyunca işkence ve aşağılamaya uğradı.
Estadio Chile artık bir spor salonu değildi. Darbenin ilk günlerinde tutukluların kapatıldığı, sorgulandığı ve işkence gördüğü bir mekâna dönüştürülmüştü. Devlet, birkaç gün içinde gündelik hayatın mekânlarını baskının mekânlarına çevirmişti: üniversite kışlaya, stadyum hapishaneye dönüşüyordu. Şili yargısı da daha sonraki davalarda Estadio Chile’deki gözaltı ve işkence uygulamalarını belgeledi.
Jara burada son metinlerinden birini, daha sonra “Estadio Chile” adıyla anılacak şiiri yazdı:
“Somos cinco mil…”
Burada beş bin kişiyiz.
Bu birkaç kelime bile yaşananların ölçeğini anlatmaya yeter. Şiirin merkezinde yalnızca Víctor Jara yoktur. Binlerce tutuklu vardır. İşçiler, öğrenciler, memurlar, öğretmenler; birkaç gün öncesine kadar çalışan, üreten, örgütlenen, tartışan insanlar… Şimdi ise silahlı bir iktidarın karşısında numaraya, sıraya ve tutsağa dönüştürülmüşlerdir.
Bu nedenle Jara’nın son şiiri yalnızca yaklaşan ölümün kaydı değildir. Bir sınıfın, bir halk hareketinin ve onun umutlarının üzerine çöken karşıdevrimci şiddetin içeriden tutulmuş tutanağı gibidir.
15 Eylül 1973’te tutuklular Estadio Nacional’e sevk edilmek üzere sıraya dizilirken Víctor Jara ile eski Cezaevleri Genel Müdürü Littré Quiroga diğerlerinden ayrıldı. Şili Yüksek Mahkemesi’nin kesinleşen kararına göre ikisi stadyumun alt bölümündeki soyunma odalarına götürüldü ve burada öldürüldü. Jara’nın katledilmesinde en az 44 kurşun isabeti neden oldu. Bedenleri daha sonra stadyumdan çıkarılarak başka katledilmesi insanların bedenleriyle birlikte Santiago’daki Cementerio Metropolitano yakınlarında boş bir araziye bırakıldı. 16 Eylül sabahı çevrede yaşayan insanlar tarafından bulundular.
Yıllar sonra Şili mahkemeleri, Jara ve Quiroga’nın kaçırılması ve katledilmesi nedeniyle eski askerleri mahkûm etti; Yüksek Mahkeme kararları cinayetlerin 15 Eylül 1973’te işlendiğini kesinleştirdi.
Víctor Jara’nın öldürülmesi bu yüzden yalnızca büyük bir sanatçının katledilmesi olarak hatırlanmaz. Onun hikâyesi, darbenin siyasal iktidarı ele geçirmekle yetinmeyip örgütlü emeğin, halk kültürünün ve toplumsal dönüşüm fikrinin taşıyıcılarını da bastırdığı tarihsel bağlamın simgelerinden biri hâline geldi.
Çünkü Jara’nın gitarında anlatılan dünya soyut bir “halk” değildi. Madencilerdi. Köylülerdi. Fabrika işçileriydi. Gecekondularda yaşayan ailelerdi. Çocuğunu büyüten kadınlardı. Üniversiteye ilk kez giren emekçi çocuklarıydı. Şarkılarının öznesi, tarihin dekoru olarak görülen insanların kendi hayatlarının öznesi olabileceği düşüncesiydi.
Belki de onu hâlâ güçlü kılan budur.
Bir diktatörlük bir insanı öldürebilir. Bir stadyumu hapishaneye çevirebilir. Elleri parçalayabilir, kitapları yakabilir, sendikaları dağıtabilir, meydanları susturabilir.
Ama tarihin belleğini bütünüyle denetlemek daha zordur.
Víctor Jara öldürüldü.
Fakat şarkılarında söz verdiği insanlar yaşamaya devam etti. Onu katledilen susturmak istediği işçinin, köylünün, öğrencinin ve yoksulun hikâyesi de öyle.
Yarım yüzyıldan fazla zaman sonra Jara’nın sesi hâlâ duyuluyorsa, bunun nedeni yalnızca güzel şarkılar yazmış olması değildir.
O ses, bir başka dünyanın mümkün olduğuna inanan insanların sesiydi.
