ABD’nin Venezüella’ya yönelik son saldırısının ardından Başkan Donald Trump, Latin Amerika’ya dönük emperyalist tehditlerini daha da genişletti. Washington yönetimi, bölge ülkelerini açıkça hedef alırken, askeri müdahaleyi bir dış politika aracı olarak meşrulaştırma çabasını sürdürüyor.
Kolombiya: Hedefte ilerici hükümetler var
Uçakta gazetecilere konuşan Trump, Kolombiya ve Venezüella’yı “hasta ülkeler” olarak niteleyerek Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’yu doğrudan hedef aldı. Petro’yu “kokain üreten ve ABD’ye satan hasta bir adam” sözleriyle suçlayan Trump, Kolombiya’daki mevcut hükümetin uzun süre ayakta kalamayacağını ileri sürdü.
Bir gazetecinin Kolombiya’ya askeri operasyon ihtimalini sorması üzerine Trump’ın “Bana iyi bir fikir gibi geliyor” yanıtını vermesi, ABD’nin Latin Amerika’da halkların iradesine karşı zor yolunu açıkça masaya koyduğunu bir kez daha gösterdi.
Petro’dan net mesaj: Egemenlik savunulacak
ABD’nin suçlamalarına yanıt veren Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro ise ülkesinin egemenliğini savunma konusunda kararlı konuştu. Petro, “1989 Barış Anlaşması’ndan bu yana silaha dokunmayacağıma yemin ettim. Ancak vatanım söz konusu olursa, istemediğim silahları yeniden elime alabilirim” diyerek emperyalist müdahalelere karşı direniş mesajı verdi.
Venezüella’ya yönelik tehditler sürüyor
Trump, Venezüella Yüksek Mahkemesi’nin Delcy Rodríguez’i geçici lider olarak atamasına rağmen ülkenin “kontrolünün hâlâ ABD’de olduğunu” iddia etti. Venezüella’nın “uslu durmaması” halinde ABD ordusunun yeniden gönderilebileceğini söyleyen Trump, ikinci bir askeri müdahaleyi açıkça gündeme getirdi. Bu açıklamalar, Washington’un Venezüella halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımadığını bir kez daha ortaya koydu.
Küba: Abluka yetmedi, tehdit sürüyor
Trump, Karakas’taki operasyon sırasında çok sayıda Kübalının öldüğünü belirtirken, Küba’ya askeri müdahalenin “gereksiz” olduğunu savundu. Bunun gerekçesi olarak ise adanın ABD ambargosu ve bölgesel enerji bağımlılığı nedeniyle zaten ekonomik olarak çökertilmekte olduğunu söyledi. Küba’nın Venezüella petrolüne erişiminin kesilmesini “ülkenin düşmeye hazır hâle gelmesi” olarak tanımlaması, ABD’nin yıllardır sürdürdüğü ekonomik kuşatmanın açık bir itirafı niteliğinde oldu.
Meksika: Karteller bahanesiyle askeri baskı
Trump, Meksika’yı da hedef alarak uyuşturucu ticaretinin bu ülke üzerinden sürdüğünü iddia etti. Meksika’nın “kendisine çeki düzen vermemesi” hâlinde ABD’nin müdahale edeceğini söyleyen Trump, Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum’u övüyor gibi yaparken, her görüşmede ülkeye ABD askerleri göndermeyi teklif ettiğini açıkladı. Washington’un, kartelleri bahane ederek bölgesel askeri varlığını genişletme niyeti bir kez daha açığa çıktı.
Monroe Doktrini geri dönüyor
Trump, ABD’nin Batı Yarımküre’deki hegemonik iddiasını gizlemeden, 19. yüzyılın sömürgeci Monroe Doktrini’ni “Don-roe Doktrini” adıyla yeniden canlandırmak istediğini söyledi. Latin Amerika’nın Washington’un “etki alanı” olması gerektiğini savunan Trump, emperyalizmin klasik yayılmacı anlayışını açıkça benimsedi.
Grönland ve yeni yayılma hedefleri
Trump, bu kez Danimarka’ya bağlı Grönland’ı ABD’nin “ulusal güvenliği” açısından vazgeçilmez ilan etti. Bölgenin Rusya ve Çin tarafından çevrelendiğini öne süren Trump’ın bu sözleri, ABD’nin yalnızca Latin Amerika’da değil, küresel ölçekte yeni nüfuz alanları yaratma arayışında olduğunu gösterdi. ABD bayrağıyla kaplı Grönland haritasının “SOON” notuyla paylaşılması Danimarka’da büyük tepki topladı.
İran’a da tehdit
Trump konuşmasının sonunda İran’ı da hedef aldı. Tahran yönetimini protestocuların öldürülmesi konusunda suçlayan ABD Başkanı, benzer olayların tekrarlanması hâlinde İran’ın “çok sert şekilde vurulacağını” söyledi. Washington’un insan hakları söylemini yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı bir kez daha gözler önüne serildi.
