Minneapolis halkı ırkçılık karşısında sokaklarda

featured
0
Paylaş

ABD’de ırkçılık artık gizlenen bir yara değil, her gün yeniden üretilen açık bir ölüm düzeni. Minneapolis’te iki haftayı aşkın süredir devam eden sokak eylemleri, bu düzenin yalnızca yerel bir krizi değil, ülke çapında bir patlama noktasına ulaştığını gösteriyor. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Polisi (ICE) ile Gümrük ve Sınır Koruma Polisi’nin (CBP) ardı ardına işlediği cinayetler, ABD’nin demokrasi, hukuk ve insan hakları söylemlerini bir kez daha paramparça etti. Göçmenler, siyahlar ve yoksullar için bu ülkede adalet yok; yalnızca cop, kurşun ve sistematik cezasızlık var.

Minneapolis bugün yalnız değil. Ülkenin dört bir yanında benzer öfke birikimleri kaynıyor. Polis şiddeti, göçmen karşıtı yasalar, sınır rejimi ve beyaz üstünlükçü devlet pratiği farklı şehirlerde farklı biçimler alsa da aynı sonucu üretiyor: Ölüm. Minneapolis’te sokakların zırhlı araçlar, ağır silahlı polisler ve kesintisiz devriyelerle kuşatılması, bu ülkenin kendi halkına karşı nasıl bir savaş düzeni kurduğunu çıplak biçimde ortaya koyuyor. Kent artık bir yaşam alanı değil; denetlenen, bastırılan ve korkuyla yönetilmek istenen bir iç sömürge.

Ama bu kuşatma geri çekilmeyi değil, direnişi büyütüyor. Onlarca işletme kepenk indiriyor, binlerce insan günlerdir sokakları terk etmiyor. Çünkü bu öfke ani değil; yıllardır biriken, bastırılan ve artık taşan bir öfke. Minneapolis’te patlayan şey yalnızca iki cinayetin yarattığı tepki değil; ABD genelinde süren ırkçı devlet şiddetinin yarattığı toplu bir kopuş hâli.

Bu kopuşun merkezinde Alex Pretti’nin öldürülmesi var. ICE tarafından katledilen Pretti’nin faillerinin yalnızca “idari izne” çıkarılması, devletin kendi suç mekanizmasını nasıl kusursuzca işlettiğini bir kez daha gösterdi. Bu ülkede senaryo hep aynı: Devlet öldürür, devlet soruşturur, devlet kendini aklar. Üniforma, cezasızlığın zırhıdır.

Bu yüzden sokaklarda yükselen öfke, reform talebiyle sınırlı değil. Protestocular açıkça söylüyor: ICE bir göç kurumu değil, beyaz üstünlükçü devlet düzeninin silahlı bir şiddet aygıtıdır. Görevi sınırları korumak değil; kimlerin bu ülkede nefes alabileceğine, kimlerin “tehdit” ilan edilip yok edileceğine karar vermektir. “ICE out” sloganı tam da bu yüzden yankılanıyor; bu bir iyileştirme çağrısı değil, bir tasfiye talebidir.

Minneapolis sokaklarında sıkça duyulan “Çalınmış topraklarda kimse yasadışı göçmen olamaz” sloganı ise bu düzenin köklerine yönelmiş radikal bir itirazdır. ABD’nin sınırları yerli halkların kanı ve zorla yerinden edilmesi üzerine çizildi. Bugün “yasa dışı” ilan edilen insanlar değil; bu sınırları, pasaportları ve onları silahla dayatan sömürgeci ulus-devlet düzenidir. Göçmen karşıtı politikalar yalnızca göçmenleri değil, beyaz olmayan herkesin hayatını sürekli tehdit altında tutan bir korku rejimi yaratır. ICE ve CBP, siyahlara, yerlilere ve yoksullara karşı işleyen bu ırkçı kontrol mekanizmasının merkezindedir.

Devlet bu şiddeti her seferinde aynı kelimeyle aklıyor: “Meşru müdafaa.” Minneapolis’te son üç haftada ICE ve CBP tarafından işlenen iki cinayet de bu ifadeyle temize çıkarıldı. Ancak bu kelime artık hukuki bir tanım değil; devletin kendi adına öldürme ruhsatıdır. Polis silah çeker, ateş eder, öldürür ve ardından “tehdit algısı” masalı devreye sokulur. Görüntüler, tanıklar, sokaklardaki öfke ne söylerse söylesin sonuç değişmez: Üniformalı katiller cezasız kalır. Bu bir sapma değil, sistemin kendisidir.

7 Ocak’ta ICE’in 37 yaşındaki Renee Good’u öldürmesi, Minneapolis’teki isyanın ilk kıvılcımı oldu. Protestolar sürerken CBP’nin Nicollet Caddesi’nde Alex Pretti’yi yere bastırarak, üzerine çullanarak ve ardından yakın mesafeden vurarak öldürmesi, devletin nasıl çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. İç Güvenlik Bakanlığı’nın anlattığı hikâye tanıdıktı, ama artık inandırıcı değil. Sokaktaki insanlar bu propagandayı ezbere biliyor ve reddediyor.

Minneapolis’te yükselen ses, artık yerel bir adalet talebi değil. Bu ses, ABD genelinde derinleşen bir isyan dalgasının parçası. Irkçı polisliğe, sınır rejimine, cezasızlığa ve sömürgeci devlet aklına karşı büyüyen bir karşı koyuş. Minneapolis halkı şunu açıkça söylüyor: ICE dağıtılmadan, katiller yargılanmadan, göçmenler ve siyahlar için gerçek güvenlik sağlanmadan bu öfke dinmeyecek.

Bu bir kamu düzeni sorunu değil.
Bu, ölüm üzerine kurulu bir düzene karşı yükselen yaşam talebidir.

Editor