Susturulan Dil, Saklanan Tutanak, Yitirilmiş inisiyatif

featured
0
Paylaş

Komisyon’a sunulduğu söylenen 16 sayfalık tutanağın hâlâ kamuoyuna açıklanmamış olması, tartışmayı teknik bir “özet doğru mu yanlış mı?” döngüsüne sıkıştırıyor. Oysa sorun, özetin kendisi değildir; sorun, özetin de tutanağın da bütün tartışmanın da devletin çizdiği dar bir çerçeve içinde yürütülmesidir. Bugün siyaset, devletin izin verdiği kadarıyla konuşulan, devletin uygun gördüğü kadar açılan, devlete rağmen değil devletle uyumlanarak sürdürülen bir alana dönüşmüş durumda. Dem Parti’nin tutumu da bu çerçeveyi zorlamaktan ziyade, o çerçeve içinde kendine yer açmaya çalışan bir siyaseti işaret ediyor.

Öcalan’ın görüşlerinin “çarpıtıldığı” iddiası, özetin bağlamı bozduğu yönündeki açıklamalar, 16 sayfanın bütünüyle yayınlanması için Meclis Başkanlığı’na yapılan çağrı… Tüm bunlar, ilk bakışta tutarlılık taşıyor gibi görünse de özünde siyasal inisiyatifin devlete devredildiğini gösteriyor. Çünkü bir parti, temsil ettiğini söylediği halkın bilgi alma hakkı konusunda devletin onayını bekliyorsa, orada siyasal iradenin kendi kendini sınırlaması söz konusudur. Devlet açıklarsa açıklanacak, devlet açıklamazsa açıklanmayacak bir metinden söz ediyoruz. Bu durumun kendisi bile, meselenin teknik değil, bütünüyle politik olduğunu göstermeye yeter.

Sorun 16 sayfanın içeriği değil; asıl sorun, o metni kamuoyuna doğrudan sunabilecek siyasal özgüvenin bulunmamasıdır. Madem ki özet bağlamı bozuyor, madem ki içerik çarpıtılıyor, o hâlde Dem Parti kendi elindeki metni kendi kamuoyuna açıkça sunabilir. Bunu yapmamasının nedeni nedir? Devleti ürkütmemek mi? AKP–MHP’nin tepkisinden çekinmek mi? “Denge politikası” diye adlandırılan, aslında edilgenleşmeyi meşrulaştıran çizgiyi korumak mı? Her neyse, sonuç değişmiyor: Bu tavır, siyasal inisiyatifi kendi elleriyle devlete iade etmektir.

Bu durum yalnızca tutanak tartışmasına özgü değil. Geçmişte bir Kürt annenin anadilinde konuşmasını devletin engellemesi karşısında verilen zayıf tepki hâlâ hatırlarda. “Gönüllü tercümanlık” önerisi, hakkı savunmak değil, hakkın çiğnenmesini normalleştirmenin bir yoluydu. O gün gösterilmeyen direnç, bugün de tutanak tartışmasında farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor. Eleştiriyi bastırarak siyasal zayıflık gizlenemez. Ne var ki Dem Parti çevrelerinden gelen bazı tepkiler, tartışmayı içeriğe değil eleştirene yöneltiyor. Oysa bir harekete yöneltilen eleştiri, çoğu zaman o hareketin dolduramadığı boşlukları işaret eder. Bugün ortada bariz bir boşluk var: Parti, bağımsız bir siyasal özne gibi davranmıyor.

“Özet yanlış” söylemi, gerçek sorunu perdeleyen bir bahaneye dönüşmüş durumda. Çünkü mesele özet değil; tecrit altındaki olduğu söylenen bir kişinin sözlerini bile açıklama cesareti gösteremeyen bir muhalefet pratiğidir. Bu noktada şu sorular kendiliğinden ortaya çıkıyor: Bir tutanağı bile açıklama iradesi gösteremeyen bir siyasal çizgi, geniş bir halk kesimine gerçekten nasıl önderlik edebilir? Devletin izin verdiği kadar konuşan bir muhalefet, adı muhalefet olsa da gerçekte ne yapmış olur? Ve siyasal özneliği sürekli erteleyen bir hareket, ne zaman özne olma iddiasını hayata geçirebilir?

Bugün yapılması gereken, tutanağın içerik tartışmasına sıkışmak değil, o metni halka sunma cesaretini gösterecek bir siyasal çizgi geliştirmektir. Devletin “yayımlayamazsınız” deme ihtimali, bir partinin siyasal iradesini durduruyorsa, zaten o masaya oturmanın sınırları çoktan görünür hâle gelmiş demektir. Gerçek siyasal irade, yasak ihtimalinin siyasal kararı belirlememesidir. Yasaklanma ihtimali yüzünden konuşamayan bir hareket, zaten devletin siyaseti belirlediği koşullara teslim olmuştur.

Bugün tartışılması gereken tutanakların içeriği değil, tutanağı açıklamaktan bile imtina eden bir siyasal çizginin nasıl bu denli edilgenleştiğidir. Eleştirene saldırmak kolaydır; zor olan, eleştirinin işaret ettiği boşluğu doldurmaktır. Bu boşluk doldurulmadığı sürece, tutanak tartışması da özet tartışması da, komisyon tartışması da bitmeyecektir. Çünkü mesele teknik değil; özünde, siyasal öznenin kendi kaderini devletin sınırlarına hapsetmesiyle ilgilidir.

Yusuf Özmen

6 Aralık 2025