Türkiye’de devlet terörü, 12 Eylül faşist cuntasının toplumu sindirme doktrini üzerine kuruldu. Cunta, zindanları teslim alma ve irade kırma laboratuvarı haline getirdi; bugün saray rejimi bu çizgiyi daha da koyulaştırarak sürdürüyor. Milyarlar sarayların, ihalelerin, sermayenin kasasına akarken emekçilere açlık ve sefalet dayatılıyor. Sömürü düzeni dışarıda halkı yoksulluğa mahkûm ederken içeride devrimci tutsakları ağır tecrit mekanizmalarıyla teslim almaya çalışıyor.
Kuyu Tipi Cezaevleri bu politikanın en yoğunlaştırılmış ifadesidir. Kuyu tipi zindanlar tek kişilik, 24 saat kamerayla izlenen, kapısı bile uzaktan açılan, havalandırması gökyüzü göstermeyen, günde bir saat dahi nefes almanın yasaklandığı beton çukurlardır. Su götürmek yasak, tuvalete gitmek yasak, insana dair her şey yasak. İnsanı yalnızlaştırarak, sosyal varoluşunu tarihten silerek, onu sessiz bir biyolojik varlığa indirgemek isteyen bir işkence mühendisliğidir bu. Kendi yasalarına bile uymayan, yıllara yayılan hücre cezalarıyla tutsakların iradesini parçalamayı amaçlayan sistematik bir devlet operasyonudur.
Bu saldırı, sadece zindanları hedef alan bir uygulama değil; toplumu bütünüyle teslim alma stratejisinin parçasıdır. Kayyum gaspları, grev yasakları, sosyal medyada tek bir söz için tutuklamalar, doğaya ve emekçilere yönelen saldırılar; hepsi aynı sınıfsal aklın ürünüdür. Faşizm, toplumu diz çöktürmek istediğinde önce zindanları yeniden dizayn eder; önce devrimci tutsakları teslim almaya yönelir. Bugün de olan budur: Devrimcileri canlı canlı betona gömmek, toplumu mutlak bir sessizliğe alıştırmak istiyorlar.
Ama tarihin hafızası nettir: Tecrit duvarları devrimci iradeyi yenememiştir. F Tipi’nde yenemediler, Kuyu Tipi’nde de yenemeyecekler. Çünkü mücadele sadece dışarıda değil; hücrelerde, 5 metrekarelik beton bloklarda, tek başına ama örgütlü bir bilinçle sürdürülüyor.
Ve şimdi görev açıktır: Kuyu Tipi saldırısına karşı tutsakların direnişi ile dışarıdaki mücadeleyi birleştirmek. Bugüne kadar solun hep zaafı içinde olduğu, dışarının gücünü bölen parçalayan tutumun karşısında durarak herkesi harekete geçirmek bu mücadelenin parçası haline getirmek gerekiyor. Bu zindanlar kapatılsın diye, içerideki yoldaşların sesi, nefesi, dayanağı olmak dışarının omuzlarındaki tarihsel sorumluluktur. Tecridin karanlığını parçalayacak olan, tutsaklarla kuracağımız devrimci dayanışmadır. Faşizmin kuyu duvarlarını kıracak olan, içeride ve dışarıda büyüyen örgütlü direniştir.
Editör
