Halep ve Deniz: İki Sınıf, İki İrade

Halep’te bir binadan aşağı atılan Kürt kadını Deniz, bireysel bir cinayetin değil, sınıfsal ve politik bir saldırının hedefidir. Bu cinayet, emperyalist-kapitalist sistemle ezilen halkların özgürlük mücadelesi arasındaki uzlaşmaz çelişkinin; erkek egemen iktidarla kadın özgürlüğü arasındaki açık savaşın sonucudur. Deniz düşmedi. Deniz, emperyalizmin ve bölge gericiliğinin hizmetindeki cihatçı çeteler tarafından atıldı.

Bu olay sıradan bir kadın cinayeti değildir. İşgalciyle direnenin, sömürenle sömürülenin, tahakkümle özgürlüğün karşı karşıya geldiği bir sınıf çatışmasıdır. Denîz’in bedeni, kadın iradesini kırmak isteyen erkek egemen düzenin mesaj panosuna çevrilmek istendi. Ama bu mesaj tersine döndü: Teşhir olan Deniz değil, bu çürümüş düzendir.

Emperyalist savaş ve işgal düzeni, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar her coğrafyada kadın bedenini sistemli biçimde bir bastırma ve sindirme alanı olarak kullanmaktadır. Faşist devletler, gerici rejimler ve onların paramiliter aygıtları için kadına yönelik şiddet bir istisna değil, doğrudan bir yönetim aracıdır. Kadın bedenine yönelen bu saldırılar, savaşın ve sınıfsal tahakkümün sürekliliğini sağlamak için bilinçli olarak örgütlenir.

Toplumsal mücadelede kadın hiçbir zaman “yalnızca kadın” olmadı. O, aynı anda hem ulusal özgürlük mücadelesinin öznesi hem sınıf mücadelesinin taşıyıcısı hem de egemen düzen için doğrudan bir tehdit olarak görüldü. Bu yüzden hedef alındı. Devletler, ordular, aşiretler ve çeteler için kadının bedeni bir savaş alanıdır. İktidar, bu beden kırılarak kurulmak istenir. Deniz’in katledilmesi bu tarihsel çizginin güncel bir halkasıdır.

Bu şiddet rastlantı değildir. Bu, örgütlü gericiliğin süreklilik kazanmış pratiğidir. Erkek egemen siyaset, kadına yönelik şiddeti bir ceza ve gözdağı yöntemi olarak kullanır. Tarih boyunca direnen kadınlara yönelen her saldırı, hâkim sınıfların korkusunun ve zayıflığının ifadesi olmuştur. Kadınları aşağılayarak iktidar kurmaya çalışanlar, her seferinde kendi çürümüşlüklerini açığa vurmuşlardır.

Deniz’in binadan atılışı, devletleşmiş erkekliğin ve kapitalist-emperyalist sistemin uzun tarihinin mantıksal sonucudur. Bu düzende kadın bedeni, ulusal kimlik ile sınıfsal iktidar arasında pazarlık nesnesine çevrilir. Binadan atılan yalnızca bir kadın değildir; adalet, vicdan ve insanlık da aynı anda aşağı itilmiştir.

Bu nedenle bu yaşanan bir haber değildir. Bu açık bir teşhirdir ve net bir saflaşma çağrısıdır. Tarafsızlık yoktur. Ya emperyalist-kapitalist erkek egemen düzenin yanındasınız ya da Deniz’in direniş hattında. Deniz’in binadan atılmasıyla susturulmak istenen, kadın özgürlüğüyle birleşmiş ulusal ve sınıfsal mücadeledir; ama başaramadılar. Deniz düşmedi, direnişi büyüdü. Bugün görev nettir: Gericiliğe, emperyalizme ve erkek iktidarına karşı mücadeleyi keskinleştirmek; kadın özgürlüğünü sınıf mücadelesinin ön cephesine taşımak. Deniz’in hesabı sorulacak, bu düzen yıkılacaktır.

Derya Özcan

Önceki İçerikHalep’te Savaşın Bilançosu: Kürtler Sürülüyor, Kent Yağmalanıyor