8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca tarihsel bir anma değil; patriyarkaya, kapitalizme, ırkçılığa ve faşizme karşı büyüyen enternasyonal kadın direnişinin adıdır. 2026’ya girerken emperyalist savaşların derinleştiği, ekonomik krizin büyüdüğü, otoriterleşmenin arttığı ve kadın düşmanı politikaların pervasızlaştığı bir dönemde 8 Mart’ı karşılıyoruz. Kadınların emeğine, bedenine ve yaşam hakkına yönelen çok boyutlu saldırılar karşısında susmuyoruz; öfkemizi örgütlü mücadeleye dönüştürüyoruz.
Bugün dünya genelinde milyarlarca dolar sosyal politikalardan kesilerek silahlanmaya ve savaşa aktarılıyor. Kadın sığınma evlerine, eğitime, sağlığa, çocuk hizmetlerine ayrılması gereken bütçeler tanklara, bombalara, savaş uçaklarına harcanıyor. “Eşitlik” adı altında kadınların zorunlu askerliğe dahil edilmesi gibi militarist politikalar meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Oysa bizler eşitliği savaş makinesine eklemlenmekte değil; sömürünün, şiddetin ve yoksulluğun son bulmasında görüyoruz. Bizler yaşamdan yanayız, savaştan değil!
Kadınlar hâlâ dünya çapında erkeklerden ortalama yüzde 20 daha düşük ücret alıyor; emeklilikte bu fark yüzde 40’lara kadar çıkıyor. Güvencesiz, yarı zamanlı ve düşük ücretli işlerin yükü kadınların omuzlarında. Ev içi görünmeyen emek ise sistemin sırtını yasladığı en büyük sömürü alanı olmaya devam ediyor. Kapitalist düzen, kadın emeğini hem üretimde hem yeniden üretimde sömürerek ayakta kalıyor. Çalışıyoruz, üretiyoruz, büyütüyoruz; ama en az payı biz alıyoruz.
Ülkemizde derinleşen ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve artan yoksulluk en çok kadınları vuruyor. İşsizlik, güvencesizlik ve hayat pahalılığı karşısında kadınlar hem evde hem işte çifte baskı altında. Kadın cinayetleri ve erkek şiddeti artarken, iktidarın aile merkezli ve muhafazakâr politikaları kadınların özgürlüğünü daha da kuşatmayı hedefliyor. Kadın emeği ve bedeni üzerinden yeni denetim mekanizmaları kurulmak isteniyor. Bu kuşatmayı kabul etmiyoruz! Hayatlarımızdan, haklarımızdan, özgürlüğümüzden vazgeçmiyoruz!
Dünyanın dört bir yanında yükselen kadın hareketi ise umudumuz ve gücümüzdür. İran’dan Afganistan’a, Filistin’den Sudan’a, Rojava’dan Latin Amerika’ya kadar kadınlar hem patriyarkaya hem emperyalist müdahalelere hem de yerel otoriter rejimlere karşı direniyor. “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı artık yalnızca bir coğrafyanın değil, küresel kadın özgürlük mücadelesinin haykırışıdır. Göçmen kadınlardan mültecilere, LGBTİ+’lardan engelli kadınlara kadar herkes için eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle birleşiyoruz.
Mücadelemizin kökleri derindir. 1857’de ABD’nin New York kentinde tekstil işçisi kadınlar, insanlık dışı çalışma koşullarına karşı ayağa kalktı. Devlet baskısı ve katliamla bastırılmak istenen bu direniş, tarihe silinmez bir iz bıraktı. 1910’da Kopenhag’da düzenlenen II. Enternasyonal Kadınlar Konferansı’nda Alman sosyalist önder Clara Zetkin, 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edilmesini önerdi. Bu öneri kabul edildi ve 8 Mart, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldi. 8 Mart bir çiçek günü değil; direniş günüdür!
Bugün de haykırıyoruz:
Eşit işe eşit ücret!
Kadın emeğinin görünmezliğine son!
Kadın cinayetlerine ve erkek şiddetine karşı örgütlü mücadeleye!
Emperyalist savaşlara, ırkçılığa ve faşizme karşı alanlardayız!
Kadının kurtuluşu, emeğin ve ezilenlerin kurtuluş mücadelesinden ayrı değildir. Kadınlar olmadan gerçek bir toplumsal dönüşüm mümkün değildir. Bu düzen değişecekse kadınların isyanıyla değişecek!
8 Mart’ta sokaklardayız, meydanlardayız, grevdeyiz!
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Jin, Jiyan, Azadî!
Kolektif Mücadele Platformu
