30 Mart Kızıldere: Türkiye Devrimci Hareketinin Manifestosu

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

30 Mart Kızıldere ve 1971 devrimci başkaldırısı, Türkiye devrimci hareketinin tarihinde yalnızca anma törenlerine sıkıştırılabilecek bir “nostalji” değildir. Bu tarih, emperyalizme bağımlı kapitalist düzene karşı devrimci kopuşun ve devrimci iradenin en keskin biçimde ortaya çıktığı tarihsel momentlerden biridir. Dolayısıyla bu miras, bugün düzenle bütünleşmiş, liberalizme savrulmuş ya da geçmişteki devrimci kimliğini terk ederek sistem içinde konumlanmış çevrelerin üzerinde tepinip içini boşaltabilecekleri bir semboller bütünü değildir.

Bugün özellikle 68 kuşağı ve 71 çıkışı üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir bölümü, bu tarihsel devrimci çıkışı depolitize etmeye; onu sınıf mücadelesi bağlamından koparmaya ve devrimci özünden arındırmaya yönelmiştir. Bu yaklaşım yalnızca teorik bir yanlış değildir; aynı zamanda ideolojik bir tasfiye girişimidir. Devrimci başkaldırının ruhunu zayıflatmak isteyenler, onun anti-emperyalist ve anti-oligarşik, iktidar perspektifli karakterini görmezden gelerek bu hareketi liberal demokratik bir “özgürlük hareketi” olarak sunmaya çalışmaktadır.

Oysa 71 başkaldırısı bir özgürlük romantizmi değil; devrim ve iktidar hedefi taşıyan politik bir mücadeledir.

68–71 Süreci: Devrimci Kopuşun Tarihsel Bağlamı

1960’ların sonu ve 1970’lerin başı, dünya ölçeğinde devrimci yükselişin yaşandığı bir dönemdir. Vietnam direnişi, Küba Devrimi’nin etkisi, Latin Amerika gerilla hareketleri ve dünya gençlik hareketleri bu dönemin belirleyici dinamikleri olmuştur.

Türkiye’de ise bu süreç, emperyalizme bağımlı çarpık kapitalist gelişmenin yarattığı toplumsal çelişkilerin keskinleştiği bir döneme denk gelmiştir. Aynı zamanda yaklaşık yetmiş yıllık reformist ve revizyonist birikimin parçalandığı; Türkiye devrimci hareketinin Marksizm-Leninizmi ülke koşullarına uyarlama arayışının güç kazandığı bir dönemi ifade etmektedir. Üniversitelerde yükselen gençlik hareketi, işçi sınıfının mücadele deneyimi ve köylülük içindeki hoşnutsuzluk, devrimci hareket için güçlü bir toplumsal zemin yaratmıştır.

Bu koşullarda ortaya çıkan 68 kuşağı ve 71 devrimci çıkışı, düzen içi muhalefetin sınırlarını aşan devrimci bir kopuşu temsil etmiştir. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya gibi devrimci önderlerin temsil ettiği çizgiler, Türkiye’de devrim mücadelesinin teorik ve pratik olarak yeni bir aşamaya taşınmasına ve bu mücadelenin yolunun açılmasına önemli katkılar sunmuştur.

Bu kuşağın en önemli özelliği, devrim mücadelesini yalnızca teorik tartışmalar düzeyinde bırakmayıp pratik devrimci mücadeleye yönelmesidir. Bu nedenle 71 başkaldırısı yalnızca bir politik çıkış değil; aynı zamanda devrimci iradenin somutlaşmış bir ifadesidir.

Kızıldere: Devrimci Kararlılığın Tarihsel Simgesi

30 Mart 1972’de Kızıldere’de yaşananlar, devrimci hareketin tarihindeki en kritik momentlerden biridir. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) ile Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) devrimcilerinin yoldaşlaşarak gerçekleştirdiği bu eylem, yalnızca askeri bir çatışma değil; devrimci dayanışmanın ve ortak devrimci sorumluluğun tarihsel bir ifadesidir.

Bu yoldaşlaşmanın temelinde, idam sehpasına gönderilmek istenen devrimci önderlerin kurtarılması amacı vardı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının gündeme gelmesi, devrimci hareket içinde derin bir dayanışma ve ortak mücadele iradesi yaratmıştır.

Kızıldere’de ortaya konulan tavır, dar örgütsel çıkarların değil devrimci sorumluluğun öne çıkarıldığı bir tutumdur. THKP-C ve THKO devrimcileri, farklı örgütsel yapılardan gelseler de devrimci dayanışma temelinde ortak bir kaderi paylaşmış ve bunu pratikte somutlamışlardır. Bu durum, Türkiye devrimci hareketinde gerçek yoldaşlığın ve devrimci dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.

Kızıldere’de dile getirilen “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözü, devrimci mücadelenin kararlılığını simgeleyen tarihsel bir ifadedir. Bu söz, devrimci hareketin düzenle uzlaşmayı reddeden karakterini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu nedenle Kızıldere yalnızca bir çatışma ya da bir son değildir. Aynı zamanda devrimci mücadelenin sürekliliğini simgeleyen bir başlangıçtır. Kızıldere; devrimci kararlılığın, fedakârlığın ve devrim hedefinden vazgeçmeme iradesinin tarihsel bir simgesidir.

Devrimci Mirasın Liberal Tahrifi

Bugün devrimci hareketin tarihine yönelik en önemli ideolojik saldırılardan biri, bu mirasın liberal bir perspektifle yeniden yorumlanmasıdır. Son yıllarda özellikle 68 kuşağı üzerine yazılan bazı metinler, bu tarihsel süreci devrimci içeriğinden kopararak yalnızca bir “gençlik hareketi” ya da “özgürlük arayışı” olarak sunmaktadır.

Bu yaklaşımın temel amacı, devrimci hareketin anti-emperyalist ve anti-kapitalist karakterini, Marksist – Leninist temelde devrim yürüyüşünü görünmez hale getirmektir. Devrimci başkaldırıyı sınıf mücadelesinden koparan bu yorumlar, onu sistem açısından zararsız bir tarihsel hatıraya dönüştürmektedir.

Bu süreçte şu ya da bu şekilde mücadele içinde yer almış, ancak sonrasında yılgınlaşan ya da liberalizme savrulan çevrelerin bu miras üzerinde tepinmelerine göz yummak, onların suçuna ortak olmaktır. Bu kesimler, çoğu zaman o dönemin “tanıkları” olma maskesinin arkasına sığınarak bu tasfiyeciliği rahatlıkla gerçekleştirebilmektedir. Gün gelir övgüler ve methiyeler dizerler; gün gelir bunun nasıl yanlış bir yol olduğunu anlatan safsatalar üretirler. Bunun nedeni ise içine girdikleri yılgınlık, tükeniş ve sistemle kurdukları ilişkilerin talepleri doğrultusunda şekillenmeleridir.

Liberal ideoloji açısından devrimci mirasın tehlikesi, onun hâlâ devrim fikrini canlı tutmasıdır. Bu nedenle sistem, devrimci hareketin tarihini ya kriminalize ederek ya da romantize ederek etkisizleştirmeye çalışır.

Romantizasyon, bu ideolojik operasyonun en yaygın yöntemlerinden biridir. Devrimci mücadele bir “kahramanlık hikâyesine” indirgenir; ancak onun politik hedefleri, stratejisi ve sınıfsal içeriği bilinçli biçimde görmezden gelinir.

Oysa Marksizm-Leninizm açısından devrim sorunu esas olarak iktidar sorunudur. Nitekim Vladimir Lenin’in vurguladığı gibi, her devrim sorunu nihayetinde devlet iktidarının hangi sınıfın elinde olacağı sorusuna dayanır.

Bu açıdan bakıldığında 71 devrimci çıkışı, Türkiye’de devrimci hareketin iktidar perspektifini gündeme taşıyan önemli bir tarihsel deneyimdir.

Günümüz Görevleri: İdeolojik Mücadeleyi Yükseltmek

Bugün devrimci hareket açısından temel görevlerden biri, 68 kuşağı ve 71 başkaldırısı üzerine yürütülen liberal ideolojik saldırılara karşı güçlü bir ideolojik mücadele yürütmektir.

Bu mücadele iki düzlemde yürütülmelidir:

Birincisi, devrimci hareketin tarihini çarpıtan liberal yorumların teorik olarak teşhir edilmesidir.

İkincisi ise 71 başkaldırısının devrim ve iktidar perspektifinin günümüz sınıf mücadelesi içinde yeniden üretilmesidir.

Çünkü devrimci miras yalnızca geçmişe ait bir anı değildir; geleceğin mücadelesini besleyen tarihsel bir deneyimdir.

Bugün bazı çevreler, Mahir Çayan ve THKP-C’nin mirasını parlamenter düzenin sınırlarına sıkıştırmaya, onu seçim sandıklarıyla özdeşleştirmeye ve devrimci içeriğinden arındırmaya çalışmaktadır. Oysa bu miras, düzen içi siyasetin sınırlarına sığdırılamayacak kadar köklü bir kopuşu ve devrimci perspektifi temsil etmektedir.

Devrimci Mirasın Geleceğe Taşınması

30 Mart Kızıldere ve 71 devrimci başkaldırısı, Türkiye devrimci hareketinin en önemli tarihsel miraslarından biridir. Bu miras ne nostaljik bir hatıra ne de geçmişte mücadele içinde yer almış ancak daha sonra liberalizme savrulmuş çevrelerin anılarında tüketilecek bir geçmiş değildir. Bu miras, devrimci mücadelenin sürekliliğini ifade eden politik bir deneyimdir.

Bugün devrimci hareketin görevi, bu mirası legalist ve liberal tasfiye girişimlerine karşı savunmak ve onun devrimci özünü yeniden üretmektir. Bu yalnızca tarihsel bir sorumluluk değildir; aynı zamanda devrim mücadelesinin geleceği açısından hayati bir görevdir.

Kızıldere’nin gerçek anlamı, devrimci mücadelenin en zor koşullar altında bile geri çekilmeyen iradesinde yatmaktadır. Bu nedenle devrimci mirasa sahip çıkmak, onu yalnızca anmakla değil; onun temsil ettiği devrim ve iktidar perspektifini bugünün mücadeleleri içinde yeniden üretmekle mümkündür.

Kızıldere’nin mirası yeni kuşakların devrimci bilincinde, sınıf mücadelesinin pratiğinde ve özgürlük için yürütülen kararlı mücadelede.

Çünkü Kızıldere’nin asıl mesajı şudur:

Devrimci mücadele yenilgiyle değil, devrim hedefinden vazgeçildiğinde sona erer.

Bu nedenle 30 Mart yalnızca geçmişin bir tarihi değil, geleceğe bırakılmış devrimci bir çağrıdır.

Yolumuz ON’ların yoludur!
Kızıldere son değil, başlangıçtır!

Kızıldere şehitleri ölümsüzdür!
Tek Yol Devrim!