Şiddetin Kaynağı Okul Değil, Sistemin Kendisi -Şemdin Şimşir

featured
0
Paylaş

Sistemin eğitime ve topluma dönük saldırıları derinleşirken, okullarda artan şiddet artık gizlenemeyecek, üstü örtülemeyecek bir noktaya ulaşmış durumda. Urfa’nın Siverek ilçesinde başlayan, Kahramanmaraş’ta katliam boyutuna varan saldırılar, çocuklar ve gençler arasında yayılan şiddetin iktidarın iddia ettiği gibi “bireysel sapmalar” değil, doğrudan doğruya bu çürümüş düzenin ürünü olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bugün karşımızda duran tablo tesadüflerin değil, bilinçli politikaların sonucudur. İstanbul Çekmeköy’de bir öğretmenin bıçaklanarak katledilmesi, ardından Urfa Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen silahlı saldırılar… Öğrencilerin, öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin yaşamını yitirdiği bu karanlık tablo; tek tek “olaylar” olarak ele alınamaz. Bu, yıllardır adım adım inşa edilen gerici, piyasacı ve bilim dışı eğitim sisteminin kaçınılmaz sonucudur.

Okullar artık çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin kendini güvende hissedeceği kamusal alanlar olmaktan çıkarılmıştır. Eğitim kurumları sistemli bir biçimde çürütülmüş, içi boşaltılmış, piyasaya açılmış ve ideolojik kuşatma altına alınmıştır. Bugün gelinen noktada iktidar, bu çöküşün sorumluluğunu üstlenmek yerine çözüm diye daha fazla baskıyı, daha fazla denetimi ve daha fazla güvenlikçi politikayı dayatmaktadır. Oysa gerçeği herkes görüyor: Silahı okula sokan düzen değişmeden, okullara silahlı görevliler yerleştirmek şiddeti ortadan kaldırmaz; onu olağanlaştırır, meşrulaştırır. Çünkü şiddet bu düzenin bir sapması değil, onun doğal sonucudur.

Derinleşen yoksulluk, her geçen gün büyüyen sınıfsal eşitsizlikler, gençlere dayatılan geleceksizlik… Eğitimin bir hak olmaktan çıkarılıp piyasanın insafına terk edilmesi… Bilimin tasfiye edilmesi, laik eğitimin adım adım ortadan kaldırılması ve yerine dogmanın, itaatin ve gericiliğin yerleştirilmesi… Bütün bunlar gençliği umutsuzluğa, öfkeye ve çıkışsızlığa sürüklüyor. Okullarda artan akran zorbalığı, dışlanma ve yalnızlaşma; toplumda ise mafyatik ilişkilerin, çeteleşmenin ve “güçlünün hukuku”nun yüceltilmesi bu çürümenin başka yüzleridir. Dizilerde, medyada, gündelik yaşamda şiddetin sıradanlaştırıldığı bir düzende, gençlerin bundan bağımsız kalması beklenemez.

Bu düzen gençliği korumuyor; aksine onu şiddetin, çaresizliğin ve karanlığın içine itiyor. Çünkü bu düzenin önceliği çocukların, gençlerin, öğretmenlerin yaşamı değil; sermayenin çıkarlarıdır. Eğitim kurumları birer ticarethane haline getirilmiş, öğrenciler “müşteri”, öğretmenler güvencesiz emekçilere dönüştürülmüştür. Bu koşullarda şiddetin yaygınlaşması bir “sorun” değil, sistemin ürettiği bir sonuçtur.

Eğitim bir ayrıcalık değil, temel ve vazgeçilmez bir kamusal haktır. Ancak bugün bu hak sistemli bir şekilde gasp edilmektedir. Gençlerin geleceği karartılırken, eğitim emekçileri yalnızlaştırılırken, okullar şiddetin sahnesine dönüşürken bu tabloya sessiz kalmak, bu çürümeye ortak olmaktır.

Çözüm; daha fazla polis, daha fazla kamera, daha fazla baskı değildir. Çözüm; bu çürümüş düzeni üreten politikaların terk edilmesidir. Eğitim ancak bilimsel, laik, eşitlikçi ve kamusal bir temelde yeniden kurulduğunda; gençlere gerçek bir gelecek umudu sunulduğunda öğretmenler güvenceli koşullarda çalışabildiğinde; okullar yeniden özgür ve güvenli alanlar haline gelebilir.

Aksi halde bu karanlık tablo daha da derinleşecek, şiddet daha fazla can almaya devam edecektir. Bu yüzden sorumlular hesap vermeli, bu düzenin yarattığı yıkımın bedeli halka ödetilmemelidir. Çünkü bu şiddet kader değil, değiştirilebilir bir düzenin ürünüdür. Ve o düzen değişmeden, okullarda akan kan durmayacaktır.