PROSFYGIKA’YLA DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ülkemizde ve Avrupa’da son yıllarda hızlanan “kentsel dönüşüm” ve tahliye politikaları, özellikle göçmenlerin, emekçilerin ve özyönetim alanlarının hedef alınmasıyla yeni bir boyuta ulaşırken, Atina’daki Prosfygika bu saldırı dalgasına karşı en sert direniş örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Tarihsel olarak mülksüzleştirme, soylulaştırma (gentrification) ve güvenlikçi kent politikalarına karşı gelişen halk mücadelelerinin devamı niteliğindeki bu süreç, bugün ölüm orucu gibi en radikal direnme biçimlerine evrilmiş durumda.

Atina’nın merkezinde yıllardır özyönetim temelinde varlığını sürdüren Prosfygika, devletin “yenileme” ve “kentsel dönüşüm” adı altında yürüttüğü tahliye planlarının doğrudan hedefi haline getirildi. Bu süreç, basit bir kentsel düzenleme değil; kolektif yaşamın tasfiyesi, alternatif toplumsal örgütlenme biçimlerinin dağıtılması ve mekânın sermaye lehine yeniden yapılandırılması olarak okunuyor.

Politik aktivistler Aristotelis Chantzis’in 5 Şubat’tan bu yana sürdürdüğü ölüm orucuna, 1 Mayıs itibarıyla Suzon Doppange’nin katılması, direnişi bireysel bir eylem olmaktan çıkararak beden üzerinden kurulan kolektif bir politik itiraza dönüştürdü. Bu eylem, yalnızca bir tahliye planına değil, aynı zamanda yaşam alanlarının metalaştırılmasına karşı doğrudan bir reddiyedir.

Yaklaşık 400 kişinin yaşadığı Prosfygika, göçmenler, emekçiler ve politik aktivistlerin birlikte kurduğu bir özyönetim alanı olarak modern kent politikalarının dayattığı yalnızlaştırma, rekabet ve denetim rejimine karşı fiili bir karşı-model üretmektedir. Bu nedenle hedef alınması tesadüfi değil; aksine alternatif yaşam biçimlerinin sistematik olarak tasfiye edilmesinin bir parçasıdır.

Attika Bölge Yönetimi’nin 2025 yazında açıkladığı “kentsel dönüşüm” planı, sosyal konut üretimi söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılsa da, pratik sonuçları bakımından özyönetim alanlarının dağıtılması ve mahalle dokusunun sermaye lehine yeniden düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, dünya genelinde soylulaştırma politikalarına karşı gelişen kent hareketleriyle de paralellik göstermektedir.

Prosfygika’da kurulan komünal yaşam biçimi, yalnızca bir barınma pratiği değil; dayanışma, ortak üretim ve kolektif karar alma mekanizmalarıyla şekillenen politik bir varoluş biçimidir. Bu yönüyle devletin müdahalesi, yalnızca bir mekâna değil, aynı zamanda bir toplumsal örgütlenme modeline yönelmiş durumdadır.

Bugün gelinen noktada Prosfygika direnişi, yerel bir tahliye krizinin ötesine geçerek Avrupa’da yükselen güvenlikçi kent politikalarına, mülksüzleştirme süreçlerine ve toplumsal muhalefetin mekânsal kuşatmasına karşı enternasyonalist bir mücadele hattına dönüşmüştür.

Ölüm orucundaki aktivistlerin eylemi, bu düzenin şiddetini en çıplak haliyle görünür kılarken dayanışmayı da politik bir zorunluluk haline getirmektedir. Sessizlik bu sürecin parçası olmak; dayanışma ise doğrudan bir politik tutum almak anlamına gelmektedir.

Prosfygika halkının yaşadığı alanın korunması, özyönetim pratiğinin tanınması ve “kentsel dönüşüm” planının geri çekilmesi yönündeki çağrılar yalnızca yerel bir talep değil; kent hakkı, yaşam hakkı ve kolektif varoluş hakkı açısından küresel bir mücadele hattının parçasıdır.

Bugün Prosfygika’da süren direniş, yaşamın metalaştırılmasına, hafızanın silinmesine ve toplumsal dokunun parçalanmasına karşı yükselen kolektif bir isyandır. Ve bu isyanın en güçlü dayanağı, sınır tanımayan dayanışmanın kendisidir.

Prosfygika ile dayanışmayı büyütelim…

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Kolektif Mücadele Platformu