13 yıl önce bu topraklarda milyonlar; sömürüye, baskıya, yasaklara, polis terörüne ve tek adam düzenine karşı ayağa kalktı. Gezi Parkı’nda başlayan direniş, kısa sürede halkın öfkesinin ve özgürlük özleminin büyük bir isyanına dönüştü. Gezi; yalnızca birkaç ağacı savunmanın değil, yıllardır biriken adaletsizliğe, yoksulluğa ve faşizan düzene karşı yükselen halk iradesinin adı oldu.
O günlerde korku duvarları yıkıldı. Meydanlar, sokaklar, parklar ve kampüsler halkın ortak yaşam alanına dönüştü. İşçiler, gençler, kadınlar, öğrenciler, emekliler ve ezilen halklar omuz omuza verdi. İnsanlar birbirine yeniden güvenmeyi, dayanışmayı ve birlikte mücadele etmeyi öğrendi. Gezi; halkların kardeşliğinin, ortak mücadelenin ve örgütlü direnişin mümkün olduğunu gösterdi.
AKP iktidarının baskıcı, gerici ve sermaye yanlısı politikalarına karşı yükselen Gezi Direnişi yalnızca bir protesto değil, düzenin çürümüşlüğüne karşı kitlesel bir başkaldırıydı. Devletin gazına, copuna, gözaltılarına ve saldırılarına rağmen milyonlar geri çekilmedi. Çünkü Gezi’de insanlar yalnız olmadığını, birlikte mücadele ettiğinde düzenin korku imparatorluğunu sarsabileceğini gördü.
Bugün aradan geçen yıllara rağmen Gezi’nin açtığı yol hâlâ yaşamaktadır. Çünkü Gezi geçmişte kalmış bir anı değil; sömürü düzenine, sermaye iktidarına, gericiliğe ve faşizme karşı süren halk mücadelesinin simgesidir.
Bugün işçiler açlık ücretlerine mahkûm ediliyor. Gençlik işsizlik ve geleceksizlik içinde yaşamaya zorlanıyor. Kadınlar, erkek egemen şiddete ve gerici kuşatmaya karşı yaşamlarını savunuyor. Ezilen halklar; baskıya, inkâra ve ayrımcılığa karşı özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Depremlerden ekonomik krize, barınma sorunundan eğitim hakkına kadar her alanda halk yoksullaştırılırken; holdingler, patronlar ve sermaye çevreleri servetlerine servet katıyor.
Emperyalist güçlerin dünyayı savaşa sürüklediği, Ortadoğu’nun kan ve yıkımla kuşatıldığı, halkların açlığa ve göçe mahkûm edildiği bugünlerde; ülkeyi talan eden sermaye düzenine ve baskıcı sisteme karşı Gezi ruhuyla mücadeleyi büyütmek tarihsel bir görevdir.
Çünkü Gezi bir kez daha gösterdi ki; halk birleştiğinde hiçbir iktidar yenilmez değildir. Dayanışma büyüdüğünde korku dağılır. Sokaklarda yükselen irade, sarayların ve sömürü düzeninin temellerini sarsar. Forumlarda kurulan söz, paylaşılan ekmek ve omuz omuza verilen mücadele; başka bir yaşamın mümkün olduğunu milyonlara gösterdi.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; işçilerin, kadınların, gençlerin, öğrencilerin, emeklilerin ve tüm ezilenlerin ortak anti-emperyalist ve anti-faşist mücadelede birleşmesidir. Çünkü kurtuluş tek başına değil; örgütlü halk mücadelesiyle mümkündür. Eşit, özgür, demokratik ve sömürüsüz bir yaşam ancak sosyalizm mücadelesiyle kurulabilir.
Gezi’de yükselen “Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!” sloganı bugün hâlâ meydanlarda yankılanıyor. Çünkü bu düzen değişmeden; yoksulluk, baskı, sömürü ve adaletsizlik son bulmayacak. Halkın emeğini, doğasını ve geleceğini savunan mücadele büyümeye devam edecek.
Bugün Gezi’nin 13. yılında; özgürlük ve adalet mücadelesinde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.
Ethem Sarısülük’ü, Ali İsmail Korkmaz’ı, Berkin Elvan’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve Medeni Yıldırım’ı unutmayacağız.
Onların düşleri; sokaklarda, direnişlerde, grevlerde, kampüslerde ve halkın örgütlü mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.
Yaşasın Gezi Direnişi!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!
Tek Yol Devrim!
