Erdoğan’ın “Dostum Trump”ı, Epstein Dosyası ve Emperyalizmin Gerçek Yüzü – Derya Özcan

featured
Paylaş

Jeffrey Epstein dosyası, yıllardır yalnızca ABD’nin değil, bütün dünyanın en çok tartışılan siyasal ve hukuki başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Çocuk istismarı ve cinsel istismar suçlarından hüküm giyen Jeffrey Epstein’ın kurduğu ilişki ağı; milyarderleri, finans çevrelerini, siyasetçileri ve dünyanın en güçlü isimlerinden bazılarını aynı tartışmanın içine çekti. Kamuoyuna yansıyan belgeler, tanıklıklar ve yıllardır süren hukuki süreçler, küresel egemen sınıfların karanlık ilişkilerine dair ciddi soru işaretleri doğurdu. Konu zaman zaman gündemden düşürülmeye çalışılsa da her yeni belge ve her yeni açıklama, bu dosyanın neden yalnızca bir ceza dosyası olmadığını yeniden hatırlatıyor.

Aslında Epstein dosyasını önemli kılan yalnızca Jeffrey Epstein’ın işlediği suçlar değildir. Dosyanın asıl önemi, kapitalist sistemin en tepesindeki siyasal ve ekonomik elitlerin kurduğu ayrıcalıklı ilişkileri görünür hale getirmesidir. Büyük sermaye çevreleri, milyarderler, finans çevreleri ve siyasal iktidarlar arasındaki bağlar, bu dosya üzerinden bütün dünyanın gözleri önüne serilmiştir. Bu nedenle Epstein dosyası, yalnızca bir suç örgütünün hikâyesi değil; kapitalist düzenin çürümesinin, yozlaşmasının ve hesap vermeyen egemen sınıflar düzeninin de simgesi haline gelmiştir.

Sınıfsal temelde meseleye bakıldığında bu şaşırtıcı değildir. Kapitalizm yalnızca emek sömürüsünü örgütleyen bir üretim sistemi değildir; aynı zamanda servetin, siyasal iktidarın ve toplumsal ayrıcalıkların dar bir egemen sınıfın elinde yoğunlaştığı bir düzendir. Servetin sınırsızlaşması, siyasal gücün merkezileşmesi ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, kaçınılmaz olarak yozlaşmayı da üretmektedir. Dolayısıyla Epstein dosyası sistemin dışına düşmüş istisnai bir olay değil; kapitalist-emperyalist düzenin gerçek yüzünü açığa çıkaran sembolik bir örnektir.

ABD Başkanı Donald Trump da bu dosya nedeniyle dünya kamuoyunda en çok tartışılan siyasal figürlerden biri oldu. Trump’ın Epstein ile geçmişte aynı sosyal çevrelerde bulunmuş olması ve bu konuda yıllardır devam eden tartışmalar uluslararası basında geniş yer aldı. Ancak bütün çabalara rağmen dosyanın üzeri kapatılamamış, Trump’ın adı Epstein tartışmalarının dışında tutulamamıştır. Bu nedenle Trump, bugün yalnızca Amerikan emperyalizminin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda küresel kapitalist elitler etrafında dönen tartışmaların da merkezindeki isimlerden biri olarak anılmaktadır.

Tam da böyle bir dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır “dostum Trump” diye hitap ettiği ABD Başkanı ile NATO Zirvesi’nde verdiği samimi görüntüler yeniden gündeme geldi. Karşılıklı övgüler, sıcak sohbetler ve dostluk mesajları iktidar medyası tarafından “Türkiye’nin uluslararası gücü” olarak sunuldu.

Oysa halkın sorması gereken soru şudur:

Epstein dosyası nedeniyle dünya kamuoyunda tartışılan bir ABD Başkanı ile kurulan bu kişisel yakınlık, gerçekten Türkiye halkının çıkarlarını mı temsil etmektedir? Yoksa bu tablo, Türkiye egemen sınıflarının emperyalist sistemle kurduğu bağımlılık ilişkisinin yeni bir fotoğrafından mı ibarettir?

AKP iktidarı yıllardır içeride “yerli ve milli”, “bağımsız Türkiye” ve “emperyalizme meydan okuyan lider” söylemini kullanmaktadır. Ancak meydanlarda yükseltilen bu söylem ile Washington’la kurulan sıcak ilişkiler arasında derin bir çelişki bulunmaktadır. Erdoğan’ın yıllardır kullandığı “dostum Trump” ifadesi bu çelişkinin en görünür örneğidir.

Elbette devletler arasında diplomatik ilişkiler kurulur. Devlet başkanları görüşür, müzakere eder ve uluslararası zirvelerde bir araya gelir. Ancak diplomasi ile kişisel dostluk söylemi aynı şey değildir. Özellikle dünya kamuoyunda böylesine ağır tartışmaların odağındaki bir siyasetçiyle kurulan sıcak ilişki, sıradan bir diplomatik nezaket olarak açıklanamaz.

Fakat mesele yalnızca Trump da değildir.

Bu konu açısından sorun kişilerden önce sistemi ve sınıfsal ilişkileri analiz etmektir. Trump gider, başka bir ABD Başkanı gelir. Dün Bush, Obama ve Biden vardı; bugün Trump var, yarın başka biri olacaktır. Değişmeyen ise Amerikan emperyalizminin çıkarlarıdır. Başkanlar değişir; fakat emperyalist devletin dünya ölçeğindeki egemenlik politikası değişmez.

Aynı şekilde Türkiye’de de kişileri tartışmanın ötesine geçmek gerekir. Yıllardır kamuoyunda iktidarın çevresinde mal varlığı, kamu kaynaklarının kullanımı, şeffaflık ve yolsuzluk iddiaları tartışılmaktadır. Bu tartışmaların önemli bir bölümü siyasal gündemin parçası olmuş, muhalefet tarafından gündeme getirilmiş, iktidar ise bunları reddetmiştir. Ancak bütün bunlar, siyasal iktidarın hesap verebilirliği konusundaki tartışmaları ortadan kaldırmamaktadır.

Ortaya çıkan tablo dikkat çekicidir. Bir tarafta adı Epstein dosyasıyla birlikte anılan ve dünya kamuoyunda etik tartışmaların odağında bulunan bir ABD Başkanı; diğer tarafta yıllardır mal varlığı, kamu kaynaklarının kullanımı ve şeffaflık tartışmalarıyla gündeme gelen bir siyasal iktidar…

Bu nedenle Erdoğan ile Trump arasındaki “dostluk” yalnızca iki liderin kişisel yakınlığı değildir. Aynı zamanda kapitalist-emperyalist sistem içerisinde şekillenen egemen siyaset anlayışlarının birbirine duyduğu yakınlığın da bir ifadesidir. Çünkü bu sistem, yalnızca sömürüyü değil; aynı zamanda hesap vermeyen iktidarları, siyasal yozlaşmayı ve ayrıcalıklı egemen sınıfları da üretmektedir.

Bir yandan anti-emperyalizm söylemi…

Diğer yandan NATO üyeliği.

Bir yandan ABD karşıtı hamasi nutuklar…

Diğer yandan “dostum Trump” siyaseti…

Gerçek anti-emperyalizm, emperyalist liderlerle kişisel dostluklar kurmak değildir. Gerçek anti-emperyalizm, kapitalist-emperyalist sistemin ürettiği sömürüye, bağımlılığa ve yozlaşmaya karşı emekçilerin çıkarlarını esas alan bağımsız bir siyasal mücadeleyi büyütmektir.

Bugün tartışılması gereken yalnızca Trump’ın Epstein dosyası değildir. Asıl tartışılması gereken, bu dosyanın ortaya çıkardığı kapitalist çürüme karşısında, kendisini anti-emperyalist olarak sunan siyasal iktidarın neden hâlâ “dostum Trump” diyebildiği ve emperyalist sistemle kurduğu ilişkileri neden sorgulamadığıdır.