Yıldızlar SSS Holding’e bağlı işletmelerde ücret, tazminat ve diğer hakları için mücadele eden maden işçileri Ankara’da bir kez daha gözaltına alındı. Bağımsız Maden-İş üyesi madenciler dört gün içinde üçüncü kez gözaltıyla karşılaşırken, işçilere destek olmak isteyen aileler de müdahalenin hedefi oldu. Ankara’dan İstanbul’a, Antep’ten İzmir’e düzenlenen dayanışma eylemlerinde ortak söz yükseldi: “Madenciler yalnız değildir!”
Yerin yüzlerce metre altında çalışan, ülkenin enerji ve maden üretimini sırtında taşıyan işçiler, aylar boyunca ödenmeyen ücretlerini ve tazminatlarını istemek için bu kez Ankara’daydı. Ancak Yıldızlar SSS Holding’e bağlı işletmelerde çalışan madencilerin karşısına bir kez daha ödeme takvimi değil polis barikatı, müzakere masası değil gözaltı aracı çıktı.
Bağımsız Maden-İş Sendikası’na üye Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçilerinin haklarını almak için sürdürdüğü mücadele, 14 Ağustos’ta yeni gözaltılarla devam etti. Böylece madenciler dört gün içinde üçüncü kez gözaltına alınmış oldu. İşçilerin yakınları da onlarla dayanışmak isterken gözaltına alındı.
Madencilerin mücadelesinin aylar boyunca çözülememiş olması ise yaşananların yalnızca bir günlük “asayiş olayı” olmadığını gösteriyor. 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı’nda yapılan görüşmeye İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarının üst düzey temsilcileri, Yıldızlar SSS Holding ve Bağımsız Maden-İş temsilcileri birlikte katılmıştı. Görüşmenin ardından işçilere kalan haklarının ödenmesi için süre verilmiş, bakanlıkların sürecin garantörü olduğu açıklanmıştı.
Aradan geçen aylarda ise Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki işçi alacakları yeniden yeniden gündeme geldi. 27 Temmuz’da bu kez Türk Maden-İş üyesi Doruk Madencilik işçileri, 23 Temmuz için verilen ödeme sözünün tutulmadığını belirterek Ankara’daki holding binası önünde eyleme geçti. İşçiler, paraları hesaplarına yatırılana kadar ayrılmayacaklarını söyledi.
Bu tablo, sorunun tekil bir işçi-işveren anlaşmazlığının çok ötesine geçtiğini gösteriyor. Bir tarafta ücretini, kıdemini, yıllık iznini, toplu iş sözleşmesinden doğan alacağını isteyen işçiler; diğer tarafta ekonomik ve siyasal gücü elinde bulunduran büyük bir sermaye grubu ve işçilerin karşısına defalarca kolluk gücüyle çıkan kamu otoritesi var.
Bakanlıkların sözü tutulmadı, işçiye yasak geldi
Madenciler, 10 Ağustos’tan itibaren Ankara’da yeniden Çalışma ve Enerji bakanlıklarının kapısına dayanarak gasp edildiğini söyledikleri haklarının ödenmesini istedi.
İşçilerin eylemlerinin ardından Ankara’da geniş kapsamlı toplantı ve gösteri yasağı getirilmesi, ücret mücadelesini aynı zamanda demokratik haklar mücadelesine dönüştürdü.
İşçiler açısından mesele basitti: Çalıştılar ve ücretlerini istiyorlar. Sermaye açısından mesele ise işçilerin yalnızca tek tek alacaklarını değil, örgütlü güçlerini ortaya koymalarıyla başka bir boyut kazandı.
Tam da bu nedenle madencilerin yaşadıkları, Türkiye’de sermaye ile emek arasındaki güç eşitsizliğinin güncel bir fotoğrafına dönüştü. İşçinin ücret alacağı aylarca bekletilebilirken, hakkını topluca arayan işçinin karşısına hızla yasak kararları, polis barikatları ve gözaltılar çıkarılabiliyor.
“Türkiye geleceğe hazır” denilirken işçiler gözaltında
14 Ağustos aynı zamanda AKP’nin kuruluşunun 25’inci yıl dönümüydü. İktidar partisi, yıldönümü etkinliklerini “Milletimizle çeyrek asır, Türkiye geleceğe hazır” sloganıyla düzenledi; ana programın Ankara Başkent Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilmesi planlandı.
Bağımsız Maden-İş ise madencilerin sesini bu programa taşımasını engellemek amacıyla gözaltı işlemlerinin gerçekleştirildiğini belirtti.
Ortaya çıkan görüntü, iktidarın “gelecek” söylemi ile emekçilerin bugünü arasındaki çelişkiyi de görünür hale getirdi: Bir tarafta törenler ve kutlamalar, diğer tarafta ücretini alamadığı için başkente gelen işçiler ve onları taşıyan gözaltı araçları.
Madencilerin mücadelesi bu nedenle yalnızca geçmiş aylardan kalan birkaç maaşın hesabı değil; ülkede üretilen zenginliğin kime ait olduğu, bedelini kimin ödediği ve devlet gücünün sınıflar karşısında nasıl konumlandığı sorusunu da ortaya koyuyor.
Ankara’da Madenci Anıtı önünde dayanışma
Gözaltındaki madenciler için Ankara’da Madenci Anıtı önünde dayanışma eylemi düzenlendi.
Bağımsız Maden-İş’in avukatı eylemde yaptığı konuşmada gözaltındaki işçi ve sendikacıların durumuna ilişkin bilgi verdi.
Eylemde, madencilerin yalnız olmadığı ve ücret, tazminat ve diğer hakları teslim edilene kadar dayanışmanın süreceği vurgulandı.
Kadıköy’den ses: “Biz kazanacağız”
İstanbul’da dayanışmanın adresi Kadıköy oldu.
Bağımsız Maden-İş adına yapılan konuşmada işçilerin aylardır karşı karşıya kaldığı hak gaspları ve gözaltılara dikkat çekilerek mücadeleden geri adım atılmayacağı belirtildi.
Eylemin mesajı kısa ve açıktı:
“Biz kazanacağız.”
Madencilerin mücadelesi böylece maden ocaklarının bulunduğu kentlerin sınırlarını aşarak büyük kentlerde emek ve demokrasi güçlerinin ortak gündemine dönüştü.
Antep: “İşçinin hakkına çöken patronu koruyan düzeni kabul etmiyoruz”
Antep Emek ve Demokrasi Platformu da Balıklı Parkı’nda bir araya geldi.
Eylemde,
“Yıldızlar Holding işçilerine verilen sözler tutulsun! Baskılar son bulsun! Madenciler yalnız değildir!”
denildi.
Platformun açıklamasında, ücretini isteyen işçilerin karşısına kolluk gücü çıkarılmasına tepki gösterildi:
“İşçinin hakkına çöken patronu koruyup, hakkını arayan işçiye saldıran, işçileri ve sendikacıları gözaltına aldıran bu düzeni kabul etmiyoruz! Maden işçileri yalnız değildir!”
Platform, Antepli işçi ve emekçilere de madencilerin mücadelesiyle dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.
İzmir’de oturma eylemi: “Devlet kolluyor, holding gasp ediyor”
İzmir’de ise Bağımsız Maden-İş’in çağrısıyla saat 19.30’da Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde dayanışma eylemi gerçekleştirildi.
Eylemde,
“Devlet kolluyor! Holding gasp ediyor!”
pankartı açıldı.
Madencilerin uğradığı gözaltılar ve eylem yasakları protesto edilirken, ardından oturma eylemine geçildi. Dayanışmaya gelen kurumların konuşmalarının ardından basın açıklaması okundu.
Açıklamada Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin hakları için 10 Ağustos’tan bu yana Ankara’da mücadele ettiği, bu süre içinde üç kez gözaltıyla karşı karşıya kaldığı belirtildi.
Eylem boyunca şu sloganlar atıldı:
“Maden işçisi yalnız değildir!”
“Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz!”
“İşçiler açken patronlara huzur yok!”
Madenciler ne istiyor?
Bağımsız Maden-İş’in mücadelesi yalnızca ödenmeyen maaşlarla sınırlı değil. Sendikanın Yıldızlar SSS Holding üzerine hazırladığı raporda; ücret, ikramiye, yıllık izin ve sendikal hakların ödenmesi, tazminatların karşılanması, zorunlu ücretsiz izinlerin kaldırılması, işten çıkarılan sendikalı işçilerin işe iadesi, güvenli çalışma koşullarının sağlanması ve işletmelerin kamulaştırılması talepleri yer alıyor.
İzmir’deki eylemde de talepler şu şekilde sıralandı:
- Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar işçilere verilen sözün gereğini yerine getirsin.
- Gasp edilen haklar derhal ödensin; sorumlularından tahsil edilsin.
- Yıldızlar SSS Holding’in işletmeleri kamulaştırılsın.
Kamulaştırma talebi yalnızca meydanlarda dile getirilen bir slogan da değil. TBMM kayıtlarında “Doruk Madencilik Şirketinin Kamulaştırılması Kanun Teklifi”nin 5 Mayıs 2026’da Meclis’e sunulduğu ve Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bulunduğu görülüyor.
Holding ne diyor?
Yıldızlar SSS Holding ise kamuoyuna yaptığı açıklamalarda farklı bir tablo çiziyor. Holding, Doruk Madencilik’teki iş bırakma eylemlerinin şirketi ekonomik zarara uğrattığını ileri sürüyor; süreçleri hukuki çerçevede yürüttüğünü ve çalışanların haklarını gözettiğini savunuyor.
Ancak işçilerin aylar boyunca tekrar tekrar Ankara’ya gelmesi, farklı sendikalara üye madencilerin farklı tarihlerde aynı holding bünyesinde ödenmeyen ücret ve tazminatlar için eylem yapmak zorunda kalması, şirket açıklamalarının karşısında sahadaki temel gerilim olarak duruyor. Temmuz sonunda Doruk Madencilik işçilerinin yeniden holding önüne gelmesi de bu sürekliliğin en açık örneklerinden biri oldu.
Mesele birkaç maaştan ibaret değil
Madencilerin direnişi bir kez daha gösteriyor ki ücret, patronun işçiye yaptığı bir iyilik değil; işçinin ürettiği değerden doğan en temel hakkıdır.
Yeraltına inen, yaşamını riske atan, enerjiyi ve madeni üreten işçi aylarca kendi parasının peşinden koşmak zorunda bırakılıyorsa; buna karşılık örgütlü biçimde sesini yükselttiğinde karşısında polisi ve yasak kararlarını buluyorsa, ortada yalnızca “ödenmeyen alacaklar” değil, açık bir sınıf meselesi vardır.
Sermaye birikimini işçinin emeğinden yaratırken zararın ve krizin faturasının emekçilere kesildiği; şirketlerin borçlarının “ekonomik sorun”, işçinin hakkını istemesinin ise “kamu düzeni sorunu” haline getirildiği bir düzende madencilerin mücadelesi yalnızca kendileri için değildir.
Ankara, İstanbul, Antep ve İzmir’den yükselen “Madenciler yalnız değildir” sözü de tam olarak bunu anlatıyor.
Çünkü bir madencinin ödenmeyen ücreti, bütün işçi sınıfının meselesidir.
Bir işçinin hakkını aradığı için kelepçelenmesi, bütün emekçilerin özgürlük meselesidir.
Ve madencilerin Ankara’ya taşıdığı mücadele, bir kez daha şu gerçeği hatırlatıyor:
Emeğin karşısında sermaye örgütlüyse, işçinin gücü de örgütlü mücadelesi ve sınıf dayanışmasıdır.
