Almanya’da AfD’ye karşı on binler sokakta

featured
Paylaş

Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yaklaşık yüzde 44 oyla birinci parti olmasının ardından ülkenin birçok kentinde on binlerce kişi sokağa çıktı. Berlin’den Hamburg’a, Münih’ten Köln’e düzenlenen gösterilerde aşırı sağa ve ırkçılığa karşı mücadele çağrıları yükselirken, AfD hakkında yasaklama sürecinin başlatılması talebi de protestoların öne çıkan başlıklarından biri oldu.

Ancak AfD’nin yükselişini yalnızca aşırı sağcı bir partinin seçim başarısı olarak ele almak, Almanya’da yıllardır derinleşen ırkçılık, ayrımcılık, göçmen karşıtlığı ve militarizm tartışmasının önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor. Irkçılığa karşı mücadele, yalnızca AfD’nin oyları yükseldiğinde sokaklara çıkmakla sınırlı tutulamayacağı gibi, aşırı sağın güçlenmesini mümkün kılan siyasi ve toplumsal koşullar da tartışmanın dışında bırakılamaz.

AfD oylarını ikiye katladı

6 Eylül’de yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçiminde AfD oyların yaklaşık yüzde 43,8’ini alarak açık farkla birinci oldu. Parti 2021 seçimlerinde yüzde 20,8 oy almıştı. Böylece AfD yalnızca oylarını iki katından fazla artırmakla kalmadı, bugüne kadarki en yüksek eyalet seçim sonuçlarından birine ulaştı. Buna karşın tek başına hükümet kurmasına yetecek mutlak çoğunluğu elde edemedi.

Seçim sonucunun ardından 12 Eylül Cumartesi günü Almanya’nın çok sayıda kentinde kitlesel gösteriler düzenlendi. Berlin, Hamburg, Münih, Köln, Magdeburg, Dresden, Leipzig, Düsseldorf, Mainz ve Saarbrücken’de yapılan eylemlerde “aşırı sağın normalleştirilmesine son verilmesi” çağrıları öne çıktı.

Köln’de 20 bini aşkın kişi, Hamburg’da yaklaşık 25 bin kişi sokaklara çıktı. Berlin’de farklı noktalardan başlayan yürüyüşler kent merkezinde birleşirken katılımın on binleri bulduğu bildirildi. Münih’te de AfD’nin anayasal açıdan incelenmesi talebiyle düzenlenen gösteriye yaklaşık 12 bin kişi katıldı.

Eylemlerin bir bölümü, aşırı sağcı olduğu değerlendirilen partilerin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini talep eden “PRÜF” girişiminin düzenli protestoları kapsamında gerçekleştirildi. Organizatörler 12 Eylül’de ülke çapındaki eylemlere toplam yaklaşık 130 bin kişinin katıldığını açıkladı.

Sorun yalnızca AfD mi?

AfD’nin güçlenmesine karşı on binlerce insanın sokağa çıkması, ırkçılığın ve aşırı sağın normalleştirilmesine karşı önemli bir toplumsal tepkiyi ortaya koyuyor. Fakat asıl soru burada başlıyor: Irkçılık yalnızca AfD’den ve onun seçmenlerinden mi ibaret?

AfD’nin göçmen karşıtı söylemlerinin güç kazandığı bir dönemde, merkez siyasetin de göç ve iltica konusunda giderek daha sert politikalara yöneldiği görülüyor. Friedrich Merz hükümeti 2026 yılında “göçü sınırlama ve düzenleme” hedefiyle sığınma prosedürlerinin hızlandırılması, “güvenli menşe ülkelerin” belirlenmesinin kolaylaştırılması ve sınır dışı süreçlerinin hızlandırılması yönünde yeni düzenlemeleri yürürlüğe koydu. Hükümet bunları güvenlik ve göç yönetiminin gereği olarak savunuyor.

Irkçılık karşıtı bir perspektiften ise sorun tam da burada düğümleniyor. Göçmenleri sürekli bir “güvenlik”, “sınır” ve “sınır dışı” başlığı altında tartışmaya açan siyasi atmosferin, aşırı sağın yıllardır kullandığı söylemlerin toplumsal meşruiyet alanını genişletme riski bulunuyor. AfD’nin söylemlerine karşı çıkarken benzer siyasal çerçevelerin merkez partiler tarafından başka ifadelerle yeniden üretilmesi, aşırı sağla mücadeleyi zayıflatıyor.

Dolayısıyla AfD’ye karşı mücadele, yalnızca partinin yasaklanması tartışmasına veya seçim dönemlerinde düzenlenen kitlesel gösterilere indirgenemez. Irkçılığı besleyen ayrımcı uygulamalara, göçmenleri kriminalize eden politikalara ve toplumsal sorunların sorumluluğunu mültecilere yükleyen siyasi dile karşı da sürekli bir mücadele gerekiyor.

Militarizme karşı çıkmadan aşırı sağla mücadele eksik kalır

Aynı tartışma Almanya’nın hızla artan askeri harcamaları açısından da geçerli. Federal hükümet 2026 savunma bütçesini 82,7 milyar avroya çıkarırken Bundeswehr için özel fondan da 25,5 milyar avro ayırdı. Hükümet bu politikayı Avrupa’nın güvenliği, caydırıcılık ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesi gerekçesiyle savunuyor.

Savaş karşıtı ve anti-militarist hareketlerin perspektifinden bakıldığında ise toplumu sürekli güvenlik, tehdit, silahlanma ve savaş ihtimali üzerinden şekillendiren bir siyasal atmosfer de milliyetçiliği ve otoriterleşmeyi besleyen koşullardan biri. Bu nedenle aşırı sağ karşıtlığının militarizme, silahlanmaya ve savaş politikalarına yönelik eleştiriden bağımsız düşünülemeyeceği savunuluyor.

AfD’nin yükselişine karşı çıkarken devletin ayrımcı, göçmen karşıtı ve otoriterleşmeye açık politikalarını eleştirinin dışında bırakmak; ırkçılığın yalnızca seçim sandığında ortaya çıkan bir olgu olduğu yanılsamasını yaratabilir. Irkçılık, yalnızca aşırı sağ partilerin oy oranıyla ölçülemez; kurumlarda, yasalarda, kamu politikalarında, medyada ve gündelik yaşamda yeniden üretildiği ölçüde kalıcılaşır.

Irkçılığa karşı mücadele süreklilik ister

Bu eleştiri, Almanya’da yıllardır kesintisiz biçimde ırkçılığa ve faşizme karşı mücadele eden anti-faşist örgütleri, göçmen örgütlerini, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ve diğer toplumsal hareketleri kapsamıyor. Tam tersine, bugün ortaya çıkan kitlesel tepkinin arkasında bu yapıların yıllardır sürdürdüğü mücadelenin önemli bir payı bulunuyor.

AfD’nin yüzde 10 ya da yüzde 40 oy alması, ırkçılığın karşısında durmanın gerekliliğini değiştirmemeli. Irkçılık yalnızca yükseldiği zaman hatırlanıp bir sonraki seçime kadar unutulacak bir sorun değil.

Saksonya-Anhalt seçiminden sonra sokakları dolduran on binlerin verdiği mesaj bu nedenle önemli. Fakat ırkçılığı gerçekten geriletmenin yolu, AfD güçlendiğinde düzenlenen kitlesel protestoların ötesine geçmekten; göçmen düşmanlığına, ayrımcılığa, otoriterleşmeye, milliyetçiliğe ve militarizme karşı gündelik, örgütlü ve sürekli bir mücadele yürütmekten geçiyor.

AfD’nin yükselişi bir sonuçsa, mücadele yalnızca sonuçla değil, onu ortaya çıkaran siyasi ve toplumsal koşullarla da hesaplaşmak zorunda.