featured
Paylaş

Kaldırım Altında Yıllar: Kilyos’taki İki Cenaze Ailelerine Teslim Edildi

Bitlis’teki Garzan/Xerzan Mezarlığı’ndan 2017 yılında çıkarılarak İstanbul’a götürülen cenazelerden Zehra Kısaoğlu ve Süheyla Kaya’ya ait kalıntılar, yıllar sonra yapılan DNA eşleşmesinin ardından ailelerine teslim edildi. Kısaoğlu ve Kaya’nın 1999 yılında yaşamını yitiren PKK gerillası olduğu belirtildi.

Ancak yaşanan süreç, yalnızca iki cenazenin teslim edilmesinden ibaret değil. Ortada yıllardır cevap bekleyen çok daha ağır bir mesele var: İnsanların mezarlarından çıkarılması, ailelerinden yüzlerce kilometre uzağa götürülmesi, yakınlarının cenazelerine ulaşabilmek için yıllarca DNA sonucu beklemek zorunda bırakılması ve cenazelerin Kilyos Mezarlığı’ndaki koşullarına ilişkin ortaya daha önce çıkarılan gercek.

Bitlis’teki Garzan Mezarlığı 2017’nin Aralık ayında açıldı. Bitlis Valiliği’nin o dönemki açıklamasına göre 279 mezarda işlem yapıldı; 11 mezarın boş olduğu tespit edildi ve 268 mezardan çıkarılan kalıntılar kimlik tespiti amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Valilik işlemlerin mahkeme ve savcılık kararları doğrultusunda yapıldığını açıklarken İnsan Hakları Derneği, ailelerin bilgilendirilmemesini ve mezarlığın boşaltılmasını ağır biçimde eleştirdi.

Aradan geçen yılların ardından Zehra Kısaoğlu ve Süheyla Kaya’nın kimlikleri ailelerden alınan DNA örnekleriyle eşleşti. 21 Eylül 2026’da aileler cenazeleri almak üzere Kilyos Mezarlığı’na gitti. Süheyla Kaya’nın cenazesine ulaşılırken, Zehra Kısaoğlu adına açılan ilk mezardaki bilgilerin uyuşmadığı, yeniden yapılan kontrol sonucunda başka bir mezarın açılarak cenazeye ulaşıldığı aktarıldı.

Bu ayrıntı bile sürecin nasıl yürütüldüğüne ilişkin ciddi sorular doğuruyor. Bir insanın cenazesinin hangi mezarda bulunduğunun dahi ilk aşamada belirlenememesi, yıllardır cenazelerini arayan ailelerin karşı karşıya kaldığı belirsizliği bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Cenazelerin teslim alınmasının ardından açıklama yapan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi avukat Veysel Demirkaya, cenazelerin Garzan Mezarlığı’ndan Kilyos’a götürülmesini “hukuka aykırı” olarak nitelendirdi. Demirkaya, sorumluluğun cenazelerini arayan ailelere yüklenemeyeceğini belirterek yetkili kurumların ailelerin tek tek başvurmasını beklemeksizin kimlik tespitlerini tamamlaması ve cenazeleri yakınlarına teslim etmesi gerektiğini söyledi.

Mesele tam da burada düğümleniyor. Cenazesini bulmak ailelerin omuzlarına yüklenebilecek bürokratik bir takip işi değildir. Cenazeleri mezarlarından çıkaran, başka bir kente taşıyan ve defin sürecini yöneten kamu kurumlarının, kimlik tespitinden ailelerin bilgilendirilmesine kadar sürecin bütün aşamalarında açık ve denetlenebilir bir sorumluluk taşıması gerekir.

Ölüye saygı, kişinin siyasi kimliğine göre ortadan kalkabilecek bir hak değildir. Çatışmada yaşamını yitirmiş olmak, bir insanın cenazesinin kimliksizleştirilmesini ya da ailesinin yas hakkının belirsizliğe mahkûm edilmesini meşrulaştırmaz. İnsan hakları hukukunun temel meselesi de tam olarak budur: Hakların, devletin kimin “makbul” olduğuna ilişkin siyasi değerlendirmesine bağlı hale gelmemesi.

Garzan Mezarlığı meselesinin ağırlığı da burada yatıyor. Bir mezarlığın boşaltılması yalnızca kemiklerin bir yerden başka bir yere taşınması değildir. Mezarlıklar aynı zamanda ailelerin yas tuttuğu, hatırladığı ve kayıplarıyla bağ kurduğu toplumsal hafıza alanlarıdır. İnsan Hakları Derneği de 2018’de yayımladığı raporda mezarlıkların ailelerin yas süreçlerindeki önemine dikkat çekmiş, cenazelerin ailelerine teslim edilmesi ve mezarlıklara ilişkin işlemlerin ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini savunmuştu.

Bu nedenle Kilyos’tan iki cenazenin çıkarılıp ailelerine teslim edilmesini yalnızca geç kalmış bir idari işlem olarak okumak mümkün değil. Yıllarca devam eden belirsizliğin ardından aileler nihayet yakınlarının cenazelerine kavuştu; fakat geride kimliği hâlâ belirlenmeyi ve ailesine teslim edilmeyi bekleyen cenazeler olduğuna ilişkin ciddi iddialar bulunuyor. ÖHD, yetkili kurumların sorumluluğu ailelerin başvurularına bırakmadan süreci tamamlamasını istiyor.

Zehra Kısaoğlu ve Süheyla Kaya’nın cenazeleri teslim alındıktan sonra Bingöl’ün Karlıova/Kanîreş ilçesine götürüldü ve 22 Eylül’de defnedildi.

Ama dosya kapanmış değil.

Asıl sorular hâlâ ortada duruyor: Garzan’dan çıkarılan bütün cenazelerin kimlik tespitleri neden yıllardır tamamlanmadı? Ailelerin yakınlarına ulaşabilmek için neden yıllarca başvuru ve DNA süreçlerini takip etmesi gerekti? Kilyos’taki defin işlemlerinin nasıl yürütüldüğü neden hâlâ tartışma konusu? Ve en önemlisi, geride kalan cenazelerin ailelerine ulaştırılması için kamu kurumları bundan sonra ne yapacak?

Bir toplumun demokratik niteliği yalnız yaşayanlara nasıl davrandığıyla değil, ölülerine ve onların ardından yas tutanlara nasıl davrandığıyla da ölçülür. Cenazelerin kimliği, mezarı ve ailesine teslim edilmesi siyasi bir lütuf değil; insan onurunun en temel gereğidir.