Avrupa’dan Latin Amerika’ya gençlik ayakta, isyanda: Kampüslerden sokaklara büyüyen mücadele! -Editör

featured
Paylaş

Dünyanın farklı ülkelerinde yükselen öğrenci hareketleri, eğitim hakkı ile piyasa politikaları arasındaki çelişkiyi yeniden gündeme taşıyor

Dünyanın birçok ülkesinde öğrenciler, akademisyenler ve eğitim emekçileri, hükümetlerin ekonomik ve sosyal politikalarına karşı sokaklara çıkıyor.

Arjantin’de kamu üniversitelerinin bütçelerinin azaltılmasına karşı başlayan gösteriler, Fransa’da liselilerin eğitim sistemindeki yapısal sorunlara karşı geliştirdiği eylemler, Belçika’da sendikaların öncülüğündeki kemer sıkma karşıtı protestolar ve Balkanlar’da yolsuzlukla mücadele talepleri etrafında gelişen gençlik hareketleri, farklı toplumsal koşullarda benzer soruları gündeme taşıyor.

Eğitim kamusal bir hak mı, yoksa ekonomik koşullara göre erişilebilen bir hizmet mi?

Ekonomik krizlerin bedelini kim ödeyecek?

Gençlerin geleceğini belirleyen kararlar alınırken öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin söz hakkı ne olacak?

Bu sorular, eğitim politikalarının teknik bütçe tartışmalarının ötesinde sınıfsal ve siyasal bir mücadele alanı olduğunu gösteriyor.

Özellikle Fransa’da son haftalarda büyüyen liseli hareketi, kamusal eğitim sisteminin yaşadığı sorunların toplumsal eşitsizliklerle nasıl iç içe geçtiğini görünür hale getiriyor.

FRANSA: Banliyölerden yükselen gençlik hareketi eğitimdeki sınıfsal eşitsizliği gündeme taşıyor

Fransa’da eylül ayında Paris yakınlarındaki Créteil’de öğretmen eksikliğine karşı başlayan liseli protestolar, kısa sürede ülkenin farklı bölgelerine yayıldı.

Başlangıçta eksik öğretmen kadroları, kalabalık sınıflar ve kötüleşen okul koşulları nedeniyle başlayan gösteriler, öğrencilerin eğitim sistemindeki eşitsizliklere ve gelecek kaygısına ilişkin eleştirileriyle daha geniş bir boyut kazandı.

Paris’in banliyölerinden Lyon’a, Lille’den Saint-Denis’ye kadar çok sayıda okulda öğrenciler dersleri boykot etti, okul girişlerinde barikatlar oluşturdu ve gösteriler düzenledi.

Fransa’daki protestoların merkezinde özellikle kamu okullarının uzun süredir karşı karşıya bulunduğu öğretmen açığı, bakımsız okul binaları ve eğitim olanaklarındaki bölgesel farklılıklar yer alıyor.

Ancak bu sorunlar yalnızca eğitim kurumlarının idari işleyişiyle ilgili değil.

Okul koşullarındaki eşitsizlikler, gelir dağılımı ve sınıfsal konumun eğitim olanaklarını nasıl etkilediğine ilişkin daha geniş bir sorunun parçasını oluşturuyor.

Macron dönemindeki eğitim politikaları tartışılıyor

Fransa’daki öğrenci hareketinin hedef aldığı konulardan biri, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un görev dönemlerinde uygulanan eğitim politikaları.

Yıllar içinde ortaöğretimde gerçekleştirilen kadro kesintileri, öğretmen açığı ve eğitim hizmetlerinin farklı bölgelerde eşit koşullarda sunulamaması, protestoların temel nedenleri arasında bulunuyor.

Le Monde’un ekim ayında yayımladığı verilere göre Fransa’da kamu ortaöğretiminde 2008 yılına kıyasla yaklaşık 250 bin daha fazla öğrenci bulunmasına rağmen öğretmen sayısı daha düşük seviyede.

Genel ve teknolojik liselerde sınıfların yüzde 70’inden fazlasında 30’un üzerinde öğrenci bulunuyor. Sınıfların yaklaşık beşte birinde ise öğrenci sayısı 35’i aşıyor.

Bu veriler, öğrencilerin gündeme taşıdığı kalabalık sınıf ve yetersiz eğitim kadrosu sorunlarının yalnızca yerel şikâyetlerden ibaret olmadığını ortaya koyuyor.

Hükümetin eğitim harcamalarını ve kadro politikalarını belirlerken yaptığı tercihler, öğrenci örgütleri ve öğretmen sendikaları tarafından sorgulanıyor.

Saint-Denis: Aynı ülkede iki farklı eğitim gerçeği

Fransa’daki protestoların dikkat çekici yönlerinden biri, hareketin Paris çevresindeki banliyölerde güçlü bir karşılık bulması.

Özellikle işçi sınıfı ailelerinin, göçmen kökenli toplulukların ve düşük gelirli kesimlerin yoğun yaşadığı mahallelerdeki okullar, eğitimde fırsat eşitliği tartışmalarının merkezinde bulunuyor.

Öğrenciler, Paris’in daha varlıklı bölgelerindeki okullarla banliyölerdeki okullar arasında öğretmen kadroları, altyapı, eğitim materyalleri ve yükseköğretime hazırlık olanakları bakımından farklılıklar bulunduğunu belirtiyor.

Sevran’daki Blaise-Cendrars Lisesi öğrencilerinin aktardıkları, bu eşitsizlikleri somutlaştırıyor.

Bazı öğrenciler aylarca belirli derslerde öğretmen bulunamadığını ve eksik eğitimle sınavlara girmek zorunda kaldıklarını anlatıyor.

Saint-Denis’deki Rosa-Parks Lisesi’nde ise öğrenciler, okul yönetimiyle yürütülen görüşmelerin ötesinde kolektif talepler oluşturabilmek amacıyla demokratik toplantılar gerçekleştirdi.

9 Ekim’de düzenlenen toplantıya katılan sınıf temsilcileri, yalnızca okul içindeki eksiklikleri değil, daha geniş bir eğitim politikası tartışmasını da gündeme taşıdı.

Bu gelişme, protestocu gençlerin kendilerini yalnızca eğitim hizmetinin alıcıları değil, eğitimin nasıl örgütleneceğinde söz sahibi toplumsal aktörler olarak gördüklerini ortaya koyuyor.

Eğitimde eşitlik sorunu: Sınıfsal konum geleceği belirliyor mu?

Fransa’da gençlerin eleştirdiği önemli konulardan biri de yükseköğretime geçişte kullanılan Parcoursup sistemi.

Öğrencilerin üniversite ve yükseköğretim programlarına başvurularını düzenleyen bu sistem, akademik başarı ölçütlerinin yanı sıra toplumsal eşitsizliklerin öğrenci tercihleri üzerindeki etkisi bakımından da tartışılıyor.

Öğrenci örgütleri, varlıklı ailelerin çocuklarının daha güçlü akademik destek, özel ders ve sosyal olanaklardan yararlanabilmesine karşılık düşük gelirli öğrencilerin aynı koşullara sahip olmadığını vurguluyor.

Bu nedenle eğitimde eşitlik tartışması yalnızca bütün öğrencilere aynı sınavın uygulanmasıyla sınırlı değil.

Eğitime hazırlanma koşulları, barınma, aile geliri ve okulun bulunduğu bölgenin imkânları da bu tartışmanın parçaları.

Eğitim anlayışının temel sorularından biri burada önem kazanıyor:

Eğitim sisteminin görevi mevcut sınıfsal farklılıkları yeniden üretmek mi, yoksa bu farklılıkların etkisini azaltarak herkes için eşit gelişim olanakları yaratmak mı?

Fransa’daki liseli hareketi, bu sorunun güncel bir örneğini oluşturuyor.

Polis müdahaleleri ve gençlerin protesto hakkı

Fransa’da eylül ayından bu yana devam eden öğrenci protestolarına güvenlik güçlerinin müdahaleleri de kamuoyunda tartışma yarattı.

Çeşitli kentlerde polis göz yaşartıcı gaz kullandı, okul girişlerindeki gösterilere müdahale etti ve çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.

Associated Press’in 13 Ekim tarihli haberinde protestolar sırasında 6 bin 600’ün üzerinde gözaltı yaşandığı bildirildi.

Gösteriler sırasında bazı öğrencilerin yaralanması ve reşit olmayan gençlerin gözaltına alınması, polisin güç kullanmasının ölçülülüğü ve protesto hakkı hakkında yeni tartışmalara yol açtı.

Yetkililer bazı müdahaleleri kamu güvenliği gerekçesiyle savunurken insan hakları ve öğrenci hareketleri açısından temel sorun, barışçıl protesto hakkının korunması ve orantısız güç kullanımının önlenmesi.

Hükümetin, gösterilerde yaşanan şiddet olaylarını öne çıkararak öğrencilerin eğitime ilişkin taleplerini geri plana ittiği yönündeki eleştiriler, hareketin toplumsal nedenlerinin anlaşılmasını daha da önemli kılıyor.

Yeni kuşağın örgütlenmesi: Sosyal medya, okul meclisleri ve kolektif mücadele

Fransa’daki hareketin bir başka özelliği, gençlerin dijital iletişim araçlarını örgütlenmenin merkezine yerleştirmesi.

Snapchat başta olmak üzere sosyal medya platformları, farklı okullardaki öğrencilerin birbirleriyle iletişim kurmasını, eylem duyurularının yayılmasını ve protestoların ülke genelinde görünür hale gelmesini sağladı.

Bunun yanında okul toplantıları, sınıf temsilcilikleri ve öğrenci kolektifleri, hareketin yalnızca dijital ortamda kalmamasına katkıda bulundu.

Rosa-Parks Lisesi’ndeki demokratik toplantılar bunun örneklerinden biri.

Öğrenciler yalnızca hükümetten çözüm beklemekle yetinmeyip taleplerini kendilerinin oluşturduğu örgütlenme biçimleri geliştirmeye çalışıyor.

Bu tablo, Fransa’daki gençlik hareketinin en önemli özelliklerinden birini ortaya çıkarıyor:

Eğitim sistemine ilişkin günlük sorunlardan başlayan protestolar, gençlerin siyasal katılım ve temsil taleplerini de güçlendiriyor.

Liseli hareketi ile emek mücadelesinin kesiştiği alan

Fransa’daki öğrenci protestolarının öğretmen sendikaları ve diğer toplumsal hareketlerle kurduğu ilişkiler, hareketin geleceği bakımından önem taşıyor.

Öğrencilerin öğretmen açığından şikâyet etmesi ile öğretmenlerin çalışma koşullarını ve kadro eksikliğini gündeme getirmesi, aynı eğitim politikalarının farklı sonuçlarına işaret ediyor.

Öğrenciler için öğretmen eksikliği eğitim kaybı anlamına gelirken öğretmenler açısından artan iş yükü ve mesleki koşulların ağırlaşması anlamına geliyor.

Bu nedenle eğitim bütçesi üzerindeki tartışma, öğrenci talepleriyle kamu çalışanlarının çalışma koşullarını aynı zeminde buluşturuyor.

Fransa’daki sol sendikal hareket açısından da kamusal eğitimin finansmanı ve sosyal eşitsizlikler uzun süredir temel gündem başlıkları arasında yer alıyor.

Öğrenci protestolarının daha geniş bir toplumsal harekete dönüşüp dönüşmeyeceği henüz kesinleşmiş değil. Ancak yaşananlar, eğitim hakkının Fransa’da yeniden önemli bir siyasal çatışma alanı haline geldiğini gösteriyor.

ARJANTİN: Milei’nin neoliberal ekonomi programına karşı üniversiteler direniyor

Latin Amerika’da öğrenci hareketlerinin en görünür örneklerinden biri Arjantin’de yaşanıyor.

Devlet Başkanı Javier Milei’nin 2023 yılında göreve gelmesinden bu yana uyguladığı ekonomik program, kamu harcamalarının azaltılması, devletin ekonomik alandaki rolünün daraltılması ve mali disiplinin güçlendirilmesi hedeflerine dayanıyor.

Milei yönetimi, bu politikaların enflasyonu düşürmek ve ekonomik istikrarı sağlamak için gerekli olduğunu savunuyor.

Ancak kamu üniversiteleri, söz konusu programın maliyetinin eğitim kurumlarına ve çalışanlarına yüklendiğini belirtiyor.

15 Ekim’de başkent Buenos Aires’te binlerce öğrenci, akademisyen ve üniversite çalışanı, Kongre tarafından kabul edilen Üniversite Finansman Yasası’nın uygulanması talebiyle gösteri düzenledi.

2025 yılında kabul edilen yasa, üniversite bütçelerinin, çalışan maaşlarının ve öğrenci burslarının enflasyon karşısında korunmasını öngörüyor.

Hükümet ise harcamaların finansmanına yönelik itirazları nedeniyle yasayı uygulamayı reddediyor.

Böylece üniversiteler, Milei’nin ekonomi programına yönelik toplumsal muhalefetin önemli merkezlerinden biri haline geliyor.

Üniversite bütçesi neden sınıfsal bir mesele?

Arjantin, ücretsiz kamu yükseköğretiminin önemli bir toplumsal hak olarak görüldüğü ülkelerden biri.

Üniversitelerin kamu kaynaklarıyla finanse edilmesi, özellikle düşük gelirli ailelerden gelen gençlerin yükseköğretime erişimi bakımından önemli.

Bu nedenle kamu üniversitelerine ayrılan kaynakların azaltılması yalnızca akademik kurumların bütçe sorunu olarak değerlendirilmiyor.

Eğitim emekçilerinin reel ücret kayıpları, bilimsel araştırmaların finansmanı ve bursların yetersizliği, doğrudan eğitim hakkının niteliğini etkiliyor.

Öğrenci örgütleri ve sendikalar, kamu üniversitelerinin toplumun bütün kesimlerine açık kalması gerektiğini savunurken hükümet ekonomik istikrar için harcama disiplininin zorunlu olduğunu ileri sürüyor.

Arjantin’deki mücadele, Latin Amerika’da uzun yıllardır süren devletin sosyal sorumlulukları ve neoliberal reformlar tartışmasının güncel bir örneğini oluşturuyor.

BELÇİKA: Öğrenciler ve işçiler kemer sıkma politikalarını protesto ediyor

Belçika’da 9 Ekim’de düzenlenen büyük gösteri, öğrenci hareketlerinin sendikal mücadelelerle buluşmasına dikkat çekici bir örnek oluşturdu.

Brüksel’de sosyalist ve Hristiyan sendikaların çağrısıyla gerçekleştirilen yürüyüşe öğrenciler, öğretmenler ve çeşitli sektörlerden çalışanlar katıldı.

Polis yaklaşık 30 bin kişinin gösteriye katıldığını açıklarken sendikalar katılımı 50 bin olarak değerlendirdi.

Protestolar, hükümetin kamu harcamalarına ilişkin tasarruf planları, ücretler, emeklilik düzenlemeleri ve vergi politikalarına karşı düzenlendi.

Öğrenciler ise eğitim bütçesindeki kesintiler, artan öğrenim maliyetleri ve üniversitelere erişimin zorlaşması yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Belçika’daki tartışmanın temelinde ekonomik düzenlemelerin maliyetinin toplumun hangi kesimleri arasında paylaşılacağı sorunu bulunuyor.

Sendikalar çalışanların ve düşük gelirli kesimlerin daha fazla yük taşımaması gerektiğini savunurken hükümet kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine dikkat çekiyor.

Eğitim alanındaki protestolar açısından öne çıkan nokta, öğrencilerin taleplerinin ücretli emekçilerin satın alma gücü ve sosyal hak mücadelesiyle aynı gösterilerde buluşması.

SIRBİSTAN: Üniversitelerden başlayan hesap verebilirlik hareketi

Balkanlar’daki öğrenci hareketlerinin başlıca merkezlerinden biri Sırbistan.

2024 yılında Novi Sad tren istasyonunda yaşanan ve çok sayıda insanın ölümüne neden olan facianın ardından başlayan protestolar, zamanla yolsuzluk ve devlet kurumlarının işleyişine yönelik geniş bir toplumsal sorgulamaya dönüştü.

Öğrenciler, faciadaki sorumlulukların ortaya çıkarılmasını ve kamu yönetiminde hesap verebilirliğin sağlanmasını talep etti.

Üniversiteler, protestoların örgütlenmesinde önemli rol oynadı.

Hareket, eğitim kurumlarıyla sınırlı kalmayarak demokrasi, adalet sistemi ve siyasal temsil tartışmalarını gündeme taşıdı.

Sırbistan örneği, öğrenci hareketlerinin yalnızca eğitim harcamaları etrafında değil, demokratik kurumların işleyişi ve kamu kaynaklarının denetlenmesi üzerinden de geliştiğini gösteriyor.

ARNAVUTLUK: Eğitim maliyetlerinden siyasal hesap verebilirliğe

Arnavutluk’ta da öğrenci öncülüğündeki protestolar, hükümetin ekonomi ve kalkınma politikalarına yönelik daha geniş tepkilerle birleşti.

Başkent Tiran’da düzenlenen gösterilerde eğitim maliyetleri, genç işsizliği ve yolsuzluk iddiaları gündeme geldi.

Protestoların önemli tartışma başlıklarından biri de ülkedeki büyük yatırım projeleri ve bu projelerin toplumsal faydalarının nasıl paylaşıldığı.

Öğrencilerin bir bölümü, ekonomik büyüme hedeflerinin gençlere nitelikli eğitim ve güvenceli istihdam olarak yansımadığını savunuyor.

Başbakan Edi Rama ise protestolar karşısında istifa çağrılarını reddederken hükümetin siyasal meşruiyetinin seçimlerden kaynaklandığını belirtiyor.

Arnavutluk’taki hareket, eğitim hakkı ile yolsuzluk karşıtı taleplerin ve ekonomik eşitsizlik tartışmalarının nasıl iç içe geçebildiğini gösteriyor.

İSPANYA – MADRİD: Öğrenciler ve öğretmenler kamusal eğitim için sokakta!

Fransa, Belçika ve Arjantin’de yükselen öğrenci protestolarına İspanya’nın başkenti Madrid’den de güçlü bir ses yükseldi. 14 Ekim’de öğrenciler, öğretmenler ve eğitim emekçileri, kamusal eğitime yönelik politikaları protesto etmek için greve ve sokaklara çıktı.

Yaklaşık 65 bin öğretmeni kapsayan grev çağrısında sınıf mevcutlarının azaltılması, ücretlerin iyileştirilmesi, öğretmen açığının giderilmesi ve kamu eğitimine daha fazla kaynak ayrılması talep edildi. Madrid’de düzenlenen kitlesel yürüyüşe resmi açıklamalara göre 25 bin kişi katıldı.

Ayuso yönetimine karşı eğitim ve eşitlik mücadelesi

Protestoların hedefinde, Madrid Özerk Bölgesi Başkanı Isabel Díaz Ayuso’nun eğitim politikaları bulunuyor. Öğrenci örgütleri ve sendikalar, kamu okullarına yeterli kaynak ayrılmadığını, özel eğitimi destekleyen politikaların ise sınıfsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini savunuyor.

Madrid Complutense Üniversitesi’nde greve destek amacıyla düzenlenen öğrenci eylemine polis müdahale etti. Beş kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Müdahale, üniversite özerkliği ve demokratik protesto hakkı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Madrid’den Paris’e, Brüksel’den Buenos Aires’e uzanan öğrenci ve emekçi protestoları, kamusal eğitimin geleceği ve ekonomik politikaların toplumsal maliyeti üzerine büyüyen mücadeleyi görünür kılıyor. Eğitimde eşitlik, güvenceli çalışma ve demokratik haklar, bu hareketlerin ortak talepleri arasında öne çıkıyor.

ŞİLİ: Kamusal eğitim ile piyasa merkezli reformlar arasındaki mücadele

Latin Amerika’da eğitim hakkı tartışmalarının uzun bir geçmişe sahip olduğu ülkelerden biri de Şili.

Ülkede geçmiş yıllarda gerçekleştirilen büyük öğrenci gösterileri, ücretsiz ve eşit yükseköğretime erişim talebini siyasal gündemin merkezine taşımıştı.

2026 yılında Devlet Başkanı José Antonio Kast yönetiminin kamu harcamalarını azaltmaya yönelik politikaları, eğitim finansmanı konusunda yeni tepkilere neden oldu.

Haziran ayında Santiago’da düzenlenen öğrenci gösterilerinde kamusal eğitimin korunması, üniversiteye erişimde eşitlik ve eğitim bütçelerinin artırılması talepleri öne çıktı.

Şili’deki tartışmanın tarihsel arka planında, eğitim sisteminin piyasa ilişkileri doğrultusunda düzenlenmesi ve bu modelin toplumsal eşitsizlik üzerindeki etkilerine ilişkin uzun süreli görüş ayrılıkları bulunuyor.

Bu nedenle güncel protestolar, yalnızca belirli bir bütçe kararına değil, eğitim sisteminin nasıl finanse edilmesi gerektiğine ilişkin daha geniş bir siyasal tartışmaya dayanıyor.

Eğitim bir kamu hakkı mı, piyasa hizmeti mi?

Fransa, Arjantin, Belçika, İspanya, Sırbistan, Arnavutluk ve Şili’deki protestoların nedenleri ve siyasal hedefleri birbirinden farklı.

Ancak hareketlerin önemli bir bölümünde eğitim, ekonomik eşitsizlikler ve kamusal hakların geleceği konusunda ortak bir tartışma bulunuyor.

Eğitimin sınıfsal niteliği, toplumsal eşitsizliklerin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını anlamak açısından merkezi bir yere sahip.

Düşük gelirli ailelerin çocukları yeterli öğretmen bulunmayan okullarda eğitim görürken daha varlıklı kesimlerin özel eğitim olanaklarından yararlanabilmesi, eğitime erişimin hukuken eşit olmasının fiilen eşit sonuçlar üretmediğini gösteriyor.

Üniversite bütçelerinin azaltılması, öğrenci desteklerinin daraltılması ve eğitim çalışanlarının ücretlerinin gerilemesi, bu eşitsizlikleri artırabilecek unsurlar arasındadır.

Öte yandan hükümetler kamu kaynaklarının sınırlı olduğunu, mali istikrarın ve kamu borcunun sürdürülebilirliğinin de dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

Bu karşıt yaklaşımlar arasındaki temel anlaşmazlık yalnızca toplam harcama miktarı değil; toplumsal kaynakların hangi önceliklerle ve kimlerin ihtiyaçlarına göre dağıtılacağı.

Öğrenci hareketleri yeni bir toplumsal muhalefetin habercisi mi?

Son haftalarda yaşanan gelişmeler, gençlerin kendi eğitim ve yaşam koşullarını ilgilendiren kararlara daha doğrudan katılmak istediğini gösteriyor.

Fransa’da liseliler okul yönetimleriyle ve eğitim makamlarıyla görüşerek talepler oluşturuyor.

Arjantin’de üniversite öğrencileri akademisyenler ve çalışanlarla birlikte yürüyüşler düzenliyor.

Belçika’da öğrenciler emek örgütlerinin kemer sıkma karşıtı gösterilerine katılıyor.

Sırbistan ve Arnavutluk’ta gençler, devlet kurumlarının hesap verebilirliği ve siyasal temsil konusunda talepler ileri sürüyor.

Bu hareketlerin ortak bir uluslararası programa ya da örgütsel merkeze sahip olduğunu söylemek mümkün değil.

Ancak farklı ülkelerde ortaya çıkan bu protestolar, eğitim politikalarıyla toplumsal eşitsizlikler arasındaki ilişkinin genç kuşaklar tarafından giderek daha fazla sorgulandığını gösteriyor.

Krizin faturasına karşı enternasyonalist mücadele ve birlik

Buenos Aires’ten Paris’e, Madrid’den Brüksel’e, Belgrad’dan Santiago’ya yükselen itirazların ortak zemininde, sistemin krizinin faturasını emekçilere ve gençlere ödeten politikalara karşı tepki bulunuyor. Kamusal eğitimin bütçe yükü olarak görülmesi, okulların ve üniversitelerin piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi, eğitim hakkının giderek bir rant ve kâr alanına dönüştürülmesi bu tepkinin temel başlıkları arasında yer alıyor.

Ülkelerin koşulları, talepleri ve mücadele biçimleri farklı olsa da gençlik hareketlerinin işçi sınıfı ve eğitim emekçileriyle buluşması, ulusal sınırların ötesinde dayanışma ve ortak mücadele ihtiyacını yeniden gündeme getiriyor. Kapitalist krizin bedelinin toplumsallaştırılıp kazanımların özelleştirildiği bir düzene karşı, enternasyonalist birlik ve örgütlü mücadele düşüncesi bir kez daha yakıcı bir önem kazanıyor.

İsyan büyürken siyasal tartışmanın düğümlendiği soru da keskinleşiyor: Krizin bedelini halka ödeten, eğitimi metalaştıran bir düzen mi sürecek, yoksa kamusal hakların, eşitliğin ve kolektif özgürlüğün esas alındığı başka bir toplumsal gelecek mi kurulacak?

Dünyanın dört bir yanında yükselen gençlik itirazları, sosyalist hareketin tarihsel sloganını yeniden tartışmanın merkezine taşıyor: “Ya barbarlık ya sosyalizm!”